SOMUT ÖRGÜT TANIMINA UYMAYAN SUÇ ORTAKLIĞI VE SUÇA İŞTİRAK
(Crımınal Conspıracy And Accomplıce To A Crıme That Does Not Meet The Defınıtıon Of A Concrete Organızatıon)
Av.Hüseyin Şahin
28/10/2025
ÖZET
Faillik, Türk Ceza Kanunu m. 37’de müşterek ve dolaylı faillik olmak üzere iki şekilde düzenlenmiştir. Müşterek faillik, ilk fıkrada “Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştirmek” olarak tanımlanmıştır. Birden fazla kişinin suça katılması, suçun işlenmesini kolaylaştırmaktadır. Kanun koyucu, bunu göz önüne alarak tipik fiilin bir kısmını gerçekleştirse bile, müşterek failin iştirak ilişkisi çerçevesinde işlenen suçtan cezalandırılmasını öngörmüştür.
Organize suç, “suçluların, suç örgütlerinin işbirliği yapmak ve ortaklaşa hareket etmek için bir araya gelmeleri” olarak tanımlanabilir.
Örgütlü olarak işlenen bir suçu, iştirak halinde işlenen suçtan ayıran üç özellikten birisi “devamlılık” özelliğidir. İştirak halinde işlenen suçlarda bireyler belirli bir suçu işlemek için bir araya gelmektedir. Diğer bir ifade ile işlenmesi planlanan suçta “konu ve mağdur” itibarı ile somutlaşma mevcuttur, fakat örgüt yapılanmalarında suç işleme kastı varken “konu ve mağdur” itibarı ile somutlaşma yoktur. Örgüt yalnızca belirli bir suçu işlemek için bir araya gelmiş bir grup değildir. Örgütün varlığına ilişkin “süreklilik” kriteri ile ifade edilmek istenen husus, örgütün suç işlememiş olsa bile gerek örgüt üyelerinin daha önce birlikte işledikleri suçlar, gerekse halen örgütlü bir şekilde suç işlemeye devam etme “niyet ve kasıtları”nın mağdur” itibarı ile somutlaşma yoktur. Örgüt yalnızca belirli bir suçu işlemek için bir araya gelmiş bir grup değildir. Örgütün varlığına ilişkin “süreklilik” kriteri ile ifade edilmek istenen husus, örgütün suç işlememiş olsa bile gerek örgüt üyelerinin daha önce birlikte işledikleri suçlar, gerekse halen örgütlü bir şekilde suç işlemeye devam etme “niyet ve kasıtları”nın bulunmasıdır. Bu anlamda da “süreklilik”, suç işlemek amacıyla kurulan örgütün “suç işlemek amacıyla” varlığını sürdürmedeki niyet ve kastıdır, oluşan suç yapısının varlığının devamlılığıdır.
Örgüt hiyerarşisi içinde yer alan örgüt kurucusunun, örgüt yöneticisinin ya da örgüt üyesinin, örgüte yardım olarak adlandırılabilecek türden eylemleri, içinde bulundukları statünün doğal sonucu ve gereği olarak görülmüş ve kanun koyucu tarafından ayrıca cezalandırılmamıştır.
SUMMARY
Article 37 of the Turkish Criminal Code regulates joint and indirect perpetration in two ways. Joint perpetration is defined in the first paragraph as “jointly committing the act specified in the legal definition of the crime.” The participation of more than one person in the crime facilitates its commission. Taking this into account, the legislator has provided that a joint perpetrator shall be punished for the crime committed within the framework of the relationship of participation, even if they only perform part of the typical act.
Organized crime can be defined as “criminals and criminal organizations coming together to cooperate and act jointly.”
One of the three characteristics that distinguish a crime committed by an organized group from a crime committed in association with others is the characteristic of “continuity.” In crimes committed in association with others, individuals come together to commit a specific crime. In other words, the crime to be committed is concrete in terms of its “subject matter and victim,” but in organized crime, there is no concrete “subject matter and victim” even though there is intent to commit a crime. An organization is not merely a group that has come together to commit a specific crime. The point intended to be expressed by the “continuity” criterion regarding the existence of the organization is that even if the organization has not committed a crime, there is no concretization in terms of the ‘victim’ with regard to either the crimes previously committed by the organization members together or their “intent and purpose” to continue committing crimes in an organized manner. An organization is not merely a group that has come together to commit a specific crime. The point intended to be expressed by the “continuity” criterion regarding the existence of the organization is that, even if the organization has not committed any crimes, there is no concrete evidence of the “intent and purpose” of the organization’s members to continue committing crimes in an organized manner, either through crimes they have previously committed together or through their current actions. The organization is not merely a group that has come together to commit a specific crime. What is meant by the criterion of “continuity” in relation to the existence of the organization is that, even if the organization has not committed a crime, the “intent and purpose” of the organization members to continue committing crimes in an organized manner, whether through crimes they have previously committed together or through their current actions, must be present. In this sense, “continuity” is the intent and purpose of the organization established for the purpose of committing crimes to maintain its existence “for the purpose of committing crimes,” and it is the continuity of the existing criminal structure.
Actions by the founder, manager, or member of an organization within the organizational hierarchy that could be considered assistance to the organization have been viewed as a natural consequence and requirement of their status and have not been additionally penalized by the legislator.
GENEL OLARAK
Faillik, Türk Ceza Kanunu m. 37’de müşterek ve dolaylı faillik olmak üzere iki şekilde düzenlenmiştir. Müşterek faillik, ilk fıkrada “Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştirmek” olarak tanımlanmıştır. Birden fazla kişinin suça katılması, suçun işlenmesini kolaylaştırmaktadır. Kanun koyucu, bunu göz önüne alarak tipik fiilin bir kısmını gerçekleştirse bile, müşterek failin iştirak ilişkisi çerçevesinde işlenen suçtan cezalandırılmasını öngörmüştür[1].
Somut bir örgüt olarak kabul edilmeyen bir yaşam tarzı olarak birlikte suç işleme iradesiyle hareket edenleri kanunun tanımında görüleceği üzere üçten fazla kişinin gizlice bir araya gelerek işbirliği yapmak suretiyle teşekkül oluşturması ve sürekli bir şekilde kazanç sağlama amaçlı olarak suçlar işlemesi olarak uygulamada görülen bir örgüt değerlendirmesi şeklidir.
TCK, genellikle bir suçun bir fail tarafından işlenebileceği esasına dayanır. Fakat bazen, Kanun ilgili suç tipinin oluşabilmesi için birden fazla kişinin bir araya gelmesini zorunlu tutabilir[2].Bu gibi durumlarda, “çok failli suçlar (zorunlu iştirak)” söz konusudur. Çok failli suçlar ise kendi içinde birleşme suçları[3] ve karşılaşma suçları olmak üzere ikiye ayrılmaktadır[4].
Hiyerarşik yapıya sahip, Suç işlemeyi süreklilik haline getirmiş, Suç işlemeye elverişli malzemeye sahip, Haksız çıkar sağlamayı amaçlayan ez az 3 kişiden oluşan yapılara Organize Suç Örgütü denir. Organize Suç, maddi çıkar veya güç elde etmek üzere çeteleşmeyi ifade eder. Organize suç grupları tekil alanlarda faaliyet gösterse, örneğin sadece eroin kaçakçılığı yapsa bile, finansman, güvenlik, güç kullanımı, denetim, taşıma, para aklama gibi işlevler açısından farklılaşır.
Avrupa Organize suçlulukla mücadele çalışma grubunun 28-31 Mart 1996 tarihinde Almanya‘nın Leipzig şehrinde yaptığı toplantıda organize suçun oluşması için belirlediği kriterler şunlardır:
- Haksız kazanç temin etmek üzere bir araya gelmiş ve aralarında işbölümü ilişkisi bulunan hiyerarşik bir yapının,
- Suç ile elde edilen bir kazancın,
- Suç işleme konusunda bir sürekliliğin,
- Mevcut organize yapı içerisinde uygulanan bir yaptırım sisteminin olması,
- Şiddet, tehdit gibi yöntemlerin kullanılması,
- Kamuya ve özel sektöre nüfuz edilmesi,
- Elde edilen kara paranın aklanması gereklidir.
Doğrudan dolandırıcılık, dolandırıcılık, dolandırıcılık, haraççılık ve parasal kazanç elde etmek için güdülen diğer eylemleri içeren geleneksel organize suçlara ek olarak, siyasi veya ideolojik kazanç veya kabul görme amacıyla işlenen geleneksel olmayan organize suçlar da vardır. Bu tür suç grupları genellikle terörist gruplar veya narko-teröristler olarak etiketlenir.
Terör ve organize suçlarla mücadele için klasik güvenlik elemanları ile mücadelenin yanı sıra bu suçların neden olduğu sosyal ortamlarla da mücadele edilmesi bir gereklilik halini almıştır. Bu mücadelede merkezi idarenin, yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının terör ve organize suç örgütlerinin oluşumunda; işsizlik, dışlanma ve alt kültürlülük gibi unsurlar sosyal sorunların çözümünde önemli bir yere sahiptirler[5].
Örgütlü suçlarda iştirak ilişkisinden bahsedebilmek için suç ortaklarının, suçun konu ve mağdur bakımından somutlaşması gerekmektedir. Oysa kimlik kazanmış örgütsel yapıda işlenmesi amaçlanan suçların konu veya mağdur bakımından somutlaştırılmasına dair bir zorunluluk bulunmamaktadır. Bu bakımdan incelemek gerektiğinde; örgüt kurmanın işlenmesi amaçlanan suçlar açısından sadece bir araç niteliğindedir. Bu nedenle de suça hazırlık hareketleri de amaçlanan suçlar açısından hazırlık hareketi niteliği taşımakta olup bu fiiller ayrı suçlar olarak tanımlanmakta ve yaptırıma bağlanmaktadır.
Organize suç; tekelci, kendi kendine varlığını sürdürebilen, şiddet kullanma arzusu olan, organizasyon hiyerarşisi yolsuzluğa engaje olan, ritüelleri yoluyla organizasyon ömrünü ve faaliyetlerini garanti altına alan, kurallar ve düzenlemeleri olan, organizasyon için para toplayan, yasal işlere yatırım yapan organizasyonlar olarak tanımlanabilir[6]. Kısaca organize suç, “suçluların, suç örgütlerinin işbirliği yapmak ve ortaklaşa hareket etmek için bir araya gelmeleri” olarak tanımlanabilir[7].
TERÖR ve ORGANİZE SUÇ ÖRGÜLERİ ORTAK ÖZELLİKLERİ
En geniş anlamıyla, “suç-terör bağı”, teröristler ve suç arasındaki her türlü bağlantıyı ifade eder. En az dört örtüşen ilişki türü tanımlanabilir:
En geniş anlamıyla, “suç-terör bağı”, teröristler ve suç arasındaki her türlü bağlantıyı ifade eder. En az dört örtüşen ilişki türü tanımlanabilir:
- Etkileşim, teröristlerin ve suçluların bir şekilde birlikte çalıştığı veya birbirleriyle rekabet ettiği veya çatıştığı;
- Özümseme, birinin diğerinin yöntemlerini benimsediği (yani teröristlerin kendi “kurum içi” suç yeteneklerine güvendiği veya suçluların terörizm taktiklerini kullandığı);
- Asimilasyon, “melez” örgütlerin ortaya çıktığı ve hangisinin baskın olduğunu söylemenin zor olduğu ölçüde hem terörizme hem de suça düzenli olarak karıştığı; ve
- Dönüşüm, kimlikte bir değişimin meydana geldiği ve birinin diğerine dönüştüğü durumdur.
Organize suç ve terörizm arasındaki fark daha az hale gelmiştir. Teröristler gerekli kaynakları organize suçlardan sağlamakta, organize suç grupları da terörist yapılara benzemektedir. Böylece organize suç ve terörizm arasındaki ayrım daha zor hale gelmektedir[8].
Her ne kadar örgütsel iletişimde odak noktası genellikle işbirliği olsa da, etkileşimler önemli ölçüde farklılık göstermektedir. Bu etkileşimler işbirliğine dayalı, sömürücü veya rekabetçi; kısa veya uzun vadeli; küçük veya büyük ölçekli; gönüllü veya gönülsüz; doğrudan veya dolaylı; kasıtlı veya kasıtsız olabilir.
Örgütlü suçlara yönelik yapılan soruşturmaların tamamı, kamuoyunda da algılandığı şekliyle, sadece cebir ve şiddet içerikli faaliyet yürüten mafya tipi yapılanmalara ilişkin değildir. Diğer suç tiplerine yönelik bir araya gelmiş örgütsel yapıların da incelenmesi gerekmektedir.
Örgütler hakkında düşündüğümüzde aklımıza genellikle polis veya ordu gibi hiyerarşik, bürokratik yapılar gelir. Çok sayıda terör örgütü, orduları örnek almış ve rütbeye dayalı katı otorite hatları benimsemiştir[9].
Organize suç çalışmalarında, suç gruplarının merkezi olarak kontrol edilen örgütler olduğu yönündeki geleneksel bakış açısının yerini suç ağları kavramı almıştır. Ancak, diğer sosyal bilimlerde geliştirilen sosyal ağ kavram ve teorilerinden çok az yararlanılmıştır. Organize suç örgütlerinin; suç faaliyetleri ve faaliyet alanları, örgüt liderlerinin ve üyelerinin profilleri, örgütlerin sürekliliği, örgüt içi işbölümü, örgütlerin hiyerarşik yapıları yönüyle birbirlerinden nasıl farklılaştıklarını sosyolojik olarak ortaya konulması amaçlanmıştır.
Yasalarda örgüt suçu “terör örgütü” ve “çıkar amaçlı suç örgütü” olarak ikiye ayrılmıştır. Ulusal ve uluslararası literatürde örgüt yapısına vurgu yapılmak suretiyle temelde “suç örgütü” veya organize olmuş bir suçluluk yönüyle “örgütlü suç” ifadelerinin kullanıldığı görülmektedir[10]. Örgütlü suç kavramı üzerine niteleyici ve belirleyici çok çeşitli tanımlamalar yapılmıştır. Genellikle tanımlarda örgütlü suça açıklama getirilirken olgunun temel prensipleri, içeriği ile ilgili belirtileri, ortak özellikleri, belirgin davranışları ve benzer kavramlardan hangi yönleriyle farklılaştığı üzerinde durulmuştur[11].
Mastrofski ve Potter (1986)[12] çalışmalarında suç örgütleri ile kanun koyucu ve uygulayıcıların etkili bir mücadelede yürütülebilmesi için önceliğin organize suç örgütlerinin faaliyet alanlarının belirlenmesi olduğunu ifade etmektedirler. Yazarlara göre örgütsel yapıların belirlenerek faaliyetlerinin tanımlanması yanlıştır çünkü örgütler yürüttükleri faaliyetlere göre yapılanmaktadırlar. Aynı çalışmada, suç örgütleri ile mücadelede ikincil olarak yerine getirilmesi gereken konunun belirli bir organize suç faaliyetinin tekrar tanımlanması ve tüm resmin ortaya konmasıdır; örneğin uyuşturucu madde ticareti pek çok alt faaliyeti içerisinde barındırmaktadır[13].
Örgütlerin yürütmüş oldukları faaliyetler kapsamında yapılmış tanımlamalarda en çok vurgu yapılan kavram ise cebir-şiddet-korku unsurlarının örgüt oluşumu için gerekliliğidir [14].
Her ne kadar örgütler işlemiş oldukları suçu kolaylaştırmak ve korku oluşturarak devamlılıklarını sağlamak amacıyla cebir ve şiddet içeren suçları işlemiş olsalar da örgütlerin işlemiş oldukları gelir getirici suç tiplerinin de çeşitlilik içinde olduğu görülmektedir. Bir kısım suç örgütleri belirli bir gelir getirici suç üzerine yoğunlaşırken, yine diğer bir kısım suç örgütlerinde ise birden fazla gelir getirici suç tipi işlenmek suretiyle gelir elde edildiği görülmektedir. Bu bağlamda da Ianni (1974)[15] suç örgütlerini sosyal sistemin bir parçası olarak görmektedir. Çünkü bu yapılar toplumun “illegal” ihtiyaçlarını karşılayan yapılardır ve belirli bir “arz-talep” olgusu nedeniyle ortaya çıkmışlardır. Yazar toplumda belirli kesimlerin bir kısım illegal madde veya servis taleplerinin olduğunu vurgulamış ve örgütlerin de bu tarz bireylerin ihtiyacını görmek maksadıyla ortaya çıktığını belirtmiştir ki yazara göre bu kapsamda da örgütü ortaya çıkaran toplumsal ihtiyaçlardır ve işlenen suç tipindeki çeşitlilik illegal toplumsal taleple şekillenmektedir[16].
Mafya tipi olan bu örgütlerin tamamında cebir-tehdit unsurunu içeren yardımcı suç faaliyetleri işledikleri gözlenmektedir. Cebir-şiddet içerikli bu faaliyetlerin genel olarak tehdit, kasten yaralama, hürriyeti tahdit, mesken ve işyeri masuniyetinin ihlali ve mala zarar verme suçlarından oluştuğu görülmüş, korku unsurunun örgütler tarafından etkin bir şekilde kullanıldığı tespit edilmiştir. Örgüt üyelerinin cebir ve tehdit içeren suçları gelir getirici suçları kolaylaştırmak amacıyla işledikleri anlaşılmaktadır. Ancak örgütün varlığının kendilerinde oluşturduğu güven duygusunun etkisi ile örgüt üyelerinin bireysel olarak cebir-şiddet içerikli eylemlerde de bulundukları görülmektedir[17].
Mafya tipi örgütlerde liderlerin suç faaliyetlerindeki konumu genellikle yönlendirme ve tavsiyelerde bulunma şeklindedir; yapılan yönlendirmeler doğrultusunda suçlar örgüt üyelerince işlenmektedir.
Örgütlü olarak işlenen bir suçu, iştirak halinde işlenen suçtan ayıran üç özellikten birisi “devamlılık” özelliğidir. İştirak halinde işlenen suçlarda bireyler belirli bir suçu işlemek için bir araya gelmektedir. Diğer bir ifade ile işlenmesi planlanan suçta “konu ve mağdur” itibarı ile somutlaşma mevcuttur, fakat örgüt yapılanmalarında suç işleme kastı varken “konu ve mağdur” itibarı ile somutlaşma yoktur. Örgüt yalnızca belirli bir suçu işlemek için bir araya gelmiş bir grup değildir[18]. Örgütün varlığına ilişkin “süreklilik” kriteri ile ifade edilmek istenen husus, örgütün suç işlememiş olsa bile gerek örgüt üyelerinin daha önce birlikte işledikleri suçlar, gerekse halen örgütlü bir şekilde suç işlemeye devam etme “niyet ve kasıtları”nın bulunmasıdır. Bu anlamda da “süreklilik”, suç işlemek amacıyla kurulan örgütün “suç işlemek amacıyla” varlığını sürdürmedeki niyet ve kastıdır, oluşan suç yapısının varlığının devamlılığıdır.
ÖRGÜTLÜ SUÇLARDA İŞTİRAK
İştirak, suçun işlenebilmesi için gerekli olan kişi sayısından en az bir veya daha fazla kişinin o suçu işlemesi halinde, işlenen suç açısından, cezai sorumluluğunun esasını belirleyen ceza hukuku kurumudur. Genel olarak, suçlar bir kişi tarafından işlenebilir. Bu suçların işlenmesine, ikinci bir kişinin katkı sağlaması, ikinci kişi açısından iştirakı oluşturur. Bazı suçlar ise, unsur olarak en az iki veya daha fazla kişinin birlikte bulunmasını gerektirir. Bu suçlara, çok failli suçlar denir. TCK’nın 220. maddesinde düzenlenen örgüt kurma suçunun işlenebilmesi için en az üç kişinin bulunması gerekir. Çok failli suçlara, suçun oluşabilmesi için zorunlu olan sayının dışındaki diğer kişilerin katkısı iştiraki oluşturacaktır.
İştirak, kelime anlamı olarak, bir konu üzerinde, bir işin yapılmasında fikir birliğine varma, anlaşma anlamına gelmektedir. Bu anlama uygun olarak, hukuki anlamı da, işlenmek istenen suçun bütün şerikler / suça katılanlar için aynı olması gerekir. Bir başka ifadeyle, şeriklerin / suça katılanların aynı suçu işleme iradesi içerisinde olmaları gerekir. Şeriklerden biri, anlaşılandan başka bir suç işlerse, şerikler o suçtan sorumlu olmayacaklardır.
Müşterek faillik, suçun kanunda belirtilen unsurlarının işlenmesine doğrudan doğruya katkı sağlanması / ortak olunması anlamına gelir. Bu husus, 37. maddenin 1. fıkrasında, “Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur” şeklinde düzenlenmiştir. Ancak burada, “suçun kanunda belirtilen unsurlarının işlenmesine’ ifadesi değil, “suçun kanuni tanımında yer alan fiili” ifadesi kullanılmıştır. “Kanundaki unsur” yerine “fiil” kelimesinin kullanılmış olması farklı yorum ve buna bağlı olarak sorunlara yol açabilir. 765 sayılı kanunun 64. maddesinin 1. fıkrasında, “Bir kaç kişi bir cürüm veya kabahatin icrasına iştirak ettikleri takdirde fiili irtikap edenlerden veya doğrudan doğruya beraber işlemiş olanlardan her biri o fiile mahsus ceza ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmişti. Bu düzenlemeye göre, suçun kanuni tanımındaki unsuru ihlal eden kişi “irtikap edenlerden veya doğrudan doğruya beraber işlemiş olanlardan her biri”, suçun kanuni tanımında yer alan fiili işlememekle birlikte işlenmesine önemli derecede katkı sağlayan kişi, “zorunlu fer’i iştirak” şeklinde adlandırılmakta ve bu, 65. maddenin 4. fıkrasında, “Bu maddede yazılı fiillerden birini işleyen kimsenin iştiraki inzimam etmeksizin fiilin irtikabı mümkün olamayacağı sabit olan hallerde o kimse yukarıda gösterilen tenzilattan istifade edemez” şeklinde düzenlenmişti.
5237 sayılı kanun, “Suçun kanuni tanımında yer alan fiili” işleyen kişilerin, müşterek fail olacağını düzenlemiştir. Bu düzenlemesiyle yeni kanun, 765 sayılı kanundaki, “irtikap etme veya doğrudan doğruya beraber işlemiş” olma ölçütünü terk etmiştir. Önceki kanundaki, “zorunlu fer’iştirak” şeklinde adlandırılan ve irtikap eden veya doğrudan doğruya beraber işleyen kişilerden farkının ortaya konulmasının zaman zaman güçlük çıkardığı durum, yerinde olarak kaldırılmıştır. İşlenen fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulması ifadesinin, müşterek faillik için esas alınmış olması yerinde olmuştur. Ancak, “Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri” ifadesi, farklı yorum ve sorunlara yol açabilecek niteliktedir. Bu nedenle, bu fıkranın “suçun kanuni tanımında yer alan unsurları birlikte gerçekleştirenlerden her biri” şeklinde düzenlenmesi yerinde olurdu[19].
Örgüt kurma suçu çok failli bir suçtur. Suçun oluşumu için en az üç kişinin bir araya gelmesi zorunludur. Suça iştirakten bahsedebilmek için de birden fazla kişiye ihtiyaç vardır. Bir suçun icrasına iştirak eden suç ortaklarının, suçun işlenişine bulundukları katkılar göz önünde bulundurularak sorumluluk statüleri belirlenir. Örgüt kurma suçunun iştirakten farkı, örgütün devamlılığı ve belirlenmemiş sayıda suç işlemek amacıyla bir birleşmenin söz konusu olmasıdır. Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her fail diğerlerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.
TCK’nın 220/5 inci maddesinde, “örgüt yöneticileri, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.” denilerek örgüt yöneticileri hakkında özel faillik düzenlemesi ile TCK’nın 20 inci maddesindeki “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ve faillik bakımından “fiil üzerinde ortak hakimiyet kurma” ilkelerine istisna getirilmiştir. Faillik, birlikte suç işleme kararı yanında, fiil üzerinde ortak hakimiyet kurmayı da gerektirir. Zira örgütlü suçlarda nihai amaçta birleşme nedeniyle birlikte suç işleme kararının varlığı kabul edilse dahi fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurulmadığından, gerçekleşen suçlar bakımından sanığın müşterek fail olmadığında tereddüt yoktur.
TCK’nın 39 uncu maddesinde düzenlenen suça iştirak kapsamındaki yardım etme ile aynı kanunun 220/7 maddesinde tanımlanan örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek eylemleri nitelik itibariyle birbirlerinden farklıdır. Sanığın örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenecek somut bir suça dair kasta dayanan ve yardım teşkil eden eyleminin, hem yardım edilen suç bakımından şeriklik kapsamında hem de şartları varsa amaç suç yönünden faillik kapsamında değerlendirilmesi gerekirken somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımların TCK’nın 220/7 maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı gözetilmelidir.Örgütün yöneticisi olmayan sanık hakkında TCK’nın 220/5 maddesinin uygulama imkanı da bulunmamaktadır. Suç işleme kararı örgütün kuruluşundan itibaren mevcut olmakla, azmettirme de söz konusu olmayacaktır.
Sanığın eylemi/araç suç ile amaç suç arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı sorunu;
Türk Ceza Hukuku uygulamasında kabul edilen ve uygun illiyet teorisini esas alan “karma uygunluk teorisi”ne göre; neticenin isnat edilebilirliği bakımından, nedensellik bağı gerekli fakat yeterli değildir. Neticenin sanığa isnat edilebilmesi için eyleminin, neticeyi meydana getirmeye uygun ve elverişli olmasının yanında, meydana gelen neticenin faile objektif olarak isnat edilebilmesi gereklidir. Objektif isnadiyetten bahsedebilmek için netice,”failin eseri olmalıdır”. Objektif isnadiyette, hareketin yapıldığı koşullara gidilir ve o anki somut koşullara göre üçüncü kişinin bilgi ve tecrübesine göre gerçekleştirilen hareketin söz konusu neticeyi oluşturmaya elverişli olup olmadığı belirlenir. Sübjektif olarak ise failin kişisel bilgisi ve tecrübesi araştırılır. Her iki değerlendirme uyumlu ise hem nedensellik bağı hem de kusurluluk meselesi çözülmüş olacaktır. Objektif değerlendirme ile sübjektif tasavvur birbiri ile uyumlu değil ise, eğer fail objektif olarak öngörülmeyen bir neticeyi öngörmüşse nedenselliğin varlığı kabul edilecek, objektif olarak öngörülen husus sanık tarafından öngörülmemiş hareket ile netice arasındaki öngörmeme durumunda sanığın kusuru mevcut ise fail neticeden sorumlu kabul edilecek, aksi halde neticenin tahmininde sanığın kusuru yoksa cezalandırma söz konusu olmayacaktır[20].
SUÇ ÖRGÜTÜ EYLEMLERİNE ARACILIK VE YARDIM
Kanun koyucu, mevcut düzenlemeleri göz önünde bulundurarak, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan bir örgütün hiyerarşik yapısına dahil olarak, bu örgütün amaçları doğrultusunda diğer üyelerle birlikte veya tek başına aktif olarak suç işleyen örgüt üyelerine verilecek ceza ile söz konusu hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek isteyerek yardım edene örgüt üyesi gibi ceza verilmesini, ceza adaleti yönünden uygun görmemiş ve 2.7.2012 tarih ve 6352 sayılı yasanın 85 inci maddesi ile TCK.m.220/7’ye; “Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir” cümlesi eklenmiştir.
Dolayısıyla, öncelikle yapılan katkının, ceza hukuku anlamında bir yardım olup olmadığının belirlenmesi ve bu katkı yardım olarak nitelendiriliyor ise, ikinci aşamada somut olayda yardımın nitelik itibariyle örgüte sağladığı katkı düzeyinin tespiti yoluyla, cezanın bireyselleştirilmesi söz konusu olabilecektir.
Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan bir örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden herkes bu suçun faili olabilir. Ancak suçun oluşabilmesi için, kişinin örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmaması, diğer bir ifadeyle örgüt üyesi olmaması gerekir. Burada kanun koyucu, “hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte… yardım eden kişi” deyimiyle örgüt bünyesinde yer almayan şahısların yapmış olduğu katkıları kastetmiştir[21].
Örgüt hiyerarşisi içinde yer alan örgüt kurucusunun, örgüt yöneticisinin ya da örgüt üyesinin, örgüte yardım olarak adlandırılabilecek türden eylemleri, içinde bulundukları statünün doğal sonucu ve gereği olarak görülmüş ve kanun koyucu tarafından ayrıca cezalandırılmamıştır.
Örgüt içindeki hiyerarşiyi örgüt kurucusu, örgüt yöneticisi ve örgüt üyesi oluşturmaktadır. TCK.’nun 220 nci maddesinde belirtilen anlamda bir örgüt oluşmadan, örgüt hiyerarşisinden söz etmek mümkün değildir. Yardım teşkil eden hareketleri yapan failin, örgüt hiyerarşisi içinde ya da dışında olup olmadığı örgüt hiyerarşisine bakılarak tespit edilecektir. Örgüt üyeliği, bir devamlılık gerektirir. Örgüte üye olan kişi, örgüt ile organik bir bağlantıya geçmekte ve örgüt içindeki hiyerarşik yapı içerisinde yer almaktadır.
Hiyerarşik yapıya dahil olmadan örgüte yardım eden şahsın ise, örgütle bir bağı söz konusu değildir. İcra ettiği yardım geçici olup, devamlılık arz etmez.
Eğer, yapılan yardım belirli bir devamlılık arz ediyorsa, o durumda, yardımda bulunan kişinin örgüt üyesi olup olmadığı değerlendirme konusu yapılmalıdır. Örgüte yardım, çeşitli şekillerde gerçekleşebilir. Örgüte silah temin edilmesi, yiyecek ve içecek verilmesi, yer tahsis edilmesi, örgütün yayın ve bildirilerinin dağıtılması, mali destek verilmesi, lojistik imkan sağlanması vb. yardım olarak nitelendirilebilir[22].
Yardımın mutlaka maddi bir yardım olmasına ihtiyaç yoktur. Örgüte belirli bir konuda bilgi, belge verilmesi de yardım olarak nitelendirilebilir[23].İnsani mülahazalarla yapılan yardımlar, örgüte yardım suçunu oluşturmaz. Yapılacak her türlü yardımın suç olarak değerlendirilmemesi gerekir[24]. Hasta ya da yaralı bir örgüt üyesinin, bir doktora tıbbi yardım veya müdahale için başvurması sonucunda doktorun tıbbi müdahalede bulunması veya aç kalan donma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir kişiye yardım yapılması, hukuka uygun sayılacağından suç olarak nitelendirilemeyecektir ( TCK.m.278, 279, 280).
Öte yandan, örgüt üyelerine, yöneticilerine yapılan şahsi yardımlar, örgüte yönelik olmadıkları, örgüte fayda sağlamadıkları müddetçe, örgüte yardım olarak nitelendirilemez. Yardım kollektif çete menfaatlerini ilgilendirmelidir. Yapılan yardımın niteliği itibariyle örgüte belirli bir katkı sağlaması, örgütün amaçlarına az ya da çok hizmet etmesi gerekir. Bu özellikte olmayan bireysel yardımlar, örgüte yardım olarak değerlendirilemez. Nitekim kanun koyucu da, 220 nci maddenin 7 nci fıkrasında örgüt yöneticilerine, örgüt üyelerine yardımdan söz etmemiş, örgüte yardımı suç saymıştır. Dolayısıyla, yapılan davranışın, örgüte yardım olup olmadığının değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Örgüte yardımın devamlılık arz etmesi gerekmez. Yardım bir kez de yapılmış olsa, diğer şartları da varsa örgüte yardım olarak nitelendirilebilir. Buna karşılık, örgütün fikirlerini benimseyip örgütle organik bağ kurularak süreklilik ve çeşitlilik arz edecek şekilde faaliyet gösterilmesi halinde, artık örgüte yardımdan değil, örgüt üyeliğinden söz edilir[25]. Hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, yardımının dışında ayrıca örgüt faaliyeti kapsamında bir suç işler ya da bir suça iştirak ederse, bu suç nedeniyle ayrıca cezalandırılacaktır. Kişinin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte, örgüt adına suç işlemesi halinde, bu suçun örgüt faaliyetleri yönünden “yardım” kapsamında değerlendirilmesi de mümkün olabilir[26]. Kişi, örgütün işlediği somut fiili bilmese de terör örgütü olduğunu, sağladığı yardımın örgütün yararına kullanılacağını bilmeli ve bu irade ile hareket etmelidir. İnsani mülahazalarla yapılan yardımlar örgüte yardım suçunu oluşturmaz. Yapılacak her türlü yardımın suç olarak değerlendirilmemesi gerekir[27].
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” başlıklı 220. maddesinin 7. fıkrasına göre örgüte yardım suçu; “Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Failin; suç veya terör örgütüne yardım suçundan cezalandırılabilmesi için, bu yardımı “bilerek ve isteyerek” yapması gerekmektedir, yani yardım fiilinde bulunan failin örgütü bilmesi gerekir. Dolayısıyla bu suç, yalnızca suç veya terör örgütüne yardım etme saiki ile hareket edildiğinin tespiti halinde gündeme gelecektir. Bu nedenle; TCK m.220/7’de tanımlanan suç, taksir veya olası kastla işlenemez. TCK m.220/7’ye göre; fail bilerek ve isteyerek yardım etmeli, yani suç işleme kastı ile hareket etmeli, bu yardımın da bir bütün olarak illegal yapıya veya onun adına hareket eden mensubuna fayda sağlamaya elverişli olması gerekir. Bir başka ifadeyle fail; net bir şekilde ve özgür iradesiyle örgüte yardım etmeli, yardımcı olmalı ve bu yolla örgütün amacını ve faaliyetlerini kolaylaştırmalıdır. Bu yardım örgüte ulaşmasa veya sonuç vermese bile, sonuca ulaşma kabiliyetine sahip olması yeterlidir.
TCK m.220/7 uyarınca genel olarak yardım fiilinin ne şekilde işlenebileceği hususuna dönecek olursak; TCK m.220/7 uyarınca yardım, üyesi olmadığı suç veya terör örgütüne yol göstermek, istihbari bilgi sağlamak, somut maddi fiillerle yön vermek, örgüt üyelerinin bir yerden bir yere geçişini veya konaklamasını sağlamak, örgüt mensuplarının araştırılmasını, yakalanmasını engellemeye yönelik imkan sağlamak, özgür irade ile gıda, malzeme ve silah mühimmatı ya da para yardımında veya desteğinde bulunmak, harita, plan, proje ve hatta teknolojik destek sağlamak şeklinde “maddi nitelikte” olabileceği gibi, amaç suçların işlenmesi amacıyla bizatihi örgüte yol, yöntem ve teknik danışmanlık yapmak, amaç suçların işlenmesi için örgüt üyelerinin cesaretini arttırmak veya suç işleme kararlarını kuvvetlendirmek şeklinde “manevi nitelikte” de olabilir. Çünkü madde lafzında veya gerekçesinde, yardımın maddi olması gerektiği hususunda bir belirlemeye gidilmemiş, yani yardımın niteliği bakımdan bu türden bir ayırım öngörülmemiştir.
Bununla beraber; TCK m.220/7 anlamında “manevi yardım” kavramının, genel manevi destek, propaganda, sempati ve suçu veya suçluyu övme fiillerini (TCK m.215) kapsayacak şekilde geniş kabul etmek doğru değildir. Suçun kanuni unsurundan hiçbir durumda sapılmamalıdır. “Yardım” kavramının kapsamını genişletmemek ve bu suretle ceza sorumluluğu alanını “suçta ve cezada kanunilik” prensibi ile uyumlu olacak şekilde dar tutmak, yani somut olarak suç örgütüne yol göstermek, saklanmaları için harita, yer ve barınak sağlamak ve diğer hususlarda özgür irade ile destekte bulunmak fiillerini kapsayacak şekilde anlayıp uygulamak gerekir. Aksi halde; örgüte sempati duymak, örgütü soyut olarak desteklemek ve hatta örgütün cesaretini artırıcı sözler söylemek TCK m.220/7 kapsamında değerlendirilebilir ki, suç örgütünün propagandasını yapmak veya suçu ya da suçluyu övmek olarak tanımlanabilecek bu tür fiiller, suç örgütüne yardım etme kapsamında ele alınmamalıdır[28].
Örgüt adına suç işleme ve örgüte yardım etme suçlarının örgüte üye olma suçuna bağlılığının kaldırılarak münferit suçlar olarak cezalandırılmasının öngörülmesini önermekte ve böylece düzenlemenin ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi ve belirlilik ilkesine uygun olacağı görüşündeyiz.
SONUÇ
Örgütsel faaliyet kapsamında işlenen suçlara iştirak, şerikler arasında anlaşma net bir şekilde belirlenmiş olan bir veya birden fazla suç işlemek içindir. İşlenecek suçun sayısı, konusu ve mağdur bellidir. İştirak gereği suç işlendiğinde anlaşmanın gereği yerine gelmiştir. Yeni bir suç işleme söz konusu değildir.
İştirak, suçun işlenebilmesi için gerekli olan kişi sayısından en az bir veya daha fazla kişinin o suçu işlemesi halinde, işlenen suç açısından, cezai sorumluluğunun esasını belirleyen ceza hukuku kurumudur. Genel olarak, suçlar bir kişi tarafından işlenebilir. Bu suçların işlenmesine, ikinci bir kişinin katkı sağlaması, ikinci kişi açısından iştirakı oluşturur. Bazı suçlar ise, unsur olarak en az iki veya daha fazla kişinin birlikte bulunmasını gerektirir. Bu suçlara, çok failli suçlar denir.
5237 sayılı kanun, “Suçun kanuni tanımında yer alan fiili” işleyen kişilerin, müşterek fail olacağını düzenlemiştir. Bu düzenlemesiyle yeni kanun, 765 sayılı kanundaki, “irtikap etme veya doğrudan doğruya beraber işlemiş” olma ölçütünü terk etmiştir. Önceki kanundaki, “zorunlu fer’iştirak” şeklinde adlandırılan ve irtikap eden veya doğrudan doğruya beraber işleyen kişilerden farkının ortaya konulmasının zaman zaman güçlük çıkardığı durum, yerinde olarak kaldırılmıştır. İşlenen fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulması ifadesinin, müşterek faillik için esas alınmış olması yerinde olmuştur. Ancak, “Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri” ifadesi, farklı yorum ve sorunlara yol açabilecek niteliktedir. Bu nedenle, bu fıkranın “suçun kanuni tanımında yer alan unsurları birlikte gerçekleştirenlerden her biri” şeklinde düzenlenmesi yerinde olurdu.
Örgütlü suçlarda yardım edenler, suçun kanuni tanımında yer alan maddi unsurların işlenmesinde ortak hakimiyet kurmayan ve fakat suçun işlenmesine illi katkı sağlayan kişilerdir. Hemen belirtmek gerekir ki, bazı durumlarda şeriklik sıfatı yardım eden bile olsa, söz konusu somut olayda, suçun işlenmesine olan somut katkısı, kişiyi müşterek fail konumuna getirebilir. “Suçun işlenmesinden önce veya o sırada yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak” konumunda olsa da, somut olayda, müşterek fail olacaktır. Yardım etme, 765 sayılı kanunda, 65. maddede fıkralar halinde düzenlenmişti. 5237 sayılı kanun, genel olarak sadece, yardım etme başlığı altında düzenlemiştir.
Kanunun 40. maddenin 2. fıkrası, “Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçun işlenişine iştirak eden diğer kişileri ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur” şeklinde düzenlenmiştir. Özgü suç, ancak belli sıfatlara sahip olan kişiler tarafından gerçekleştirilebilen suçtur.
Yardım eden, failden farklı olarak fiil üzerinde hâkimiyeti olan veya fiili icra eden değildir. Yardım eden, ikincil katkıları ile suç oluşturan eylemin icrasını destekleyerek, kolaylaştırıcı nitelikte maddi veya manevi hareketlerde bulunandır. Elbette bu katkısı ile icra edilen suç arasında illiyet bağı aranmalıdır. Suça yardım konusu TCK’nın genel hükümler kısmında düzenlenmiş olmakla beraber özel hükümler arasında da yer alıyor olabilir. Örgüte silah sağlama bu neviden bir suç olarak TCK’nın 315. Maddesinde düzenlenmiştir. Normal şartlar altında işlenecek bir suç için faile silah sağlamak, “yardım eden” başlığı altında değerlendirilirken, bir örgütün faaliyetinde kullanılmak maksadıyla, örgüte silah sağlamak ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir. Kanun tipik fiile yardım eden ile azmettiren arasında farklı farklı ceza sorumluluğu belirlemiştir. Bu nedenle failin, yardım edenin ve azmettirenin tespiti, yaptırımın tayini açısından önem taşır. Yardımın niteliği ve yardım edenin durumunun belirlenmesi nispeten zor iken, azmettirmenin tespiti daha kolaydır.
Örgüte yardım eden kişiyle örgüt üyesi arasındaki en büyük fark bağlılık iradesidir. Örgüt üyesi örgüt ile organik bir bağ kurmakta, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmaktadır. Örgüte yardım eden kişinin ise örgütle böyle bir bağı yoktur. Fıkrada geçen “bilerek” ibaresi, failin bu suçu ancak doğrudan kast ile işleyebileceğini ifade eder. Öyleyse fail örgütün amacını bilerek ve isteyerek yardım eylemini gerçekleştirmelidir. Ayrıca failin eyleminin süreklilik içermemesi gerekir. Destek mahiyetinde gerçekleşen eylemin sayısından ziyade süreklilik içerip içermediği irdelenmelidir. Gerçekleşen eylemle doğrudan örgüte değil de örgüt mensuplarına yardım ediliyorsa, failin cezalandırılabilmesi için yardım ettiği kişilerin suç örgütüne mensup olduklarını bilmesi gerekir. Failin gerçekleştirdiği eylem sonrasında örgüt nezdinde beklenen neticeye ulaşması şart değildir ve bu suça teşebbüs mümkündür. Yardımdan fiilen yararlanmak zorunlu değildir. Örgütün istifadesine sunulmuş olması ve üzerinde tasarruf imkanının bulunması suçun tamamlanması için yeterlidir. Yardım eyleminin başka bir suçu oluşturması ve yardım edilen örgütün “silahlı örgüt” olması durumunda, TCK’nın 220/6. maddesi uygulanacaktır.
TCK m.220/7’de geçen “yardım” kavramının anlamını genişletmemek, bunu maddi yardımla sınırlı tutmak, bu şekilde ceza sorumluluğu alanını “suçta ve cezada kanunilik” prensibi ile uyumlu olacak biçimde dar tutmak, “yardım” kavramını en fazla somut olarak suç örgütüne yol göstermek, saklanmaları için harita, yer ve barınak sağlamak ve diğer hususlarda özgür irade ile destekte bulunmak fiillerini kapsayacak şekilde anlayıp uygulamak gerekir. Aksi halde; örgüte sempati duymak, örgütü soyut olarak desteklemek ve hatta örgütün cesaretini artırıcı sözler söylemek TCK m.220/7 kapsamında değerlendirilebilir ki, suç örgütünün propagandasını yapmak veya suçu ya da suçluyu övmek olarak tanımlanabilecek bu tür fiillerin suç örgütüne yardım etmek kapsamında ele alınması isabetli olmayacak, fakat şartları oluşmuşsa TCK 220/8 uyarınca örgüt propagandası yapma suçu gündeme gelebilecektir.
Ayrıca; suç örgütünün korkutucu, sindirici, baskıcı ve yıldırıcı gücünden endişelenmek, korkmak ve sinmek suretiyle suç örgütü kurucusu, yöneticisi veya üyelerinin cebir-şiddet ve tehdit yöntemlerinden birisine başvurarak, kişiyi maddi yardımda bulunmaya mecbur kılması elbette TCK m.28 gereğince kusuru (bize göre suçu) ortadan kaldıran hal olarak kabul edilmelidir. Devlet otoritesi, suç örgütünün tehditleri ve sair hukuka aykırı yöntemleri karşısında bireyin kendisinin ve çevresinin can ve mal güvenliğini her durumda sağlamak zorundadır. Bu yükümlülüğün yerine getirilmediği ve suç örgütünün güç kazandığı ortamda, o an için devlet otoritesine haber vermek suretiyle suç örgütünün baskısından kurtulacağını düşünmekle birlikte, bu haber vermenin ardından can ve mal güvenliğinin sürekli korunması endişesi karşısında, bir tarafta suç örgütünün ve diğer taraftan devlet otoritesinin korkusu ile yaşayan ve bazı durumlarda tercihini zorunlu olarak suç örgütüne yardım etmek yönünde kullanıp can ve mal güvenliğini koruduğunu düşünen bireyi özgür iradesi ile hareket eden kusurlu irade sahibi fail olarak görmek mümkün olamayacaktır.
Örgüte maddi veya manevi destek amacıyla yapılan yardım fiili suç teşkil etmemekte veya eskiden işlenmiş ve örgüt adına işlenmeyen bir suçtan elde edilmiş menfaatin aktarılması ise, bu durumda fail TCK m.220/7’den ve “ne bis in idem” prensibine aykırı olmadığından, yardım konusunu elde ettiği suçtan dolayı ayrıca cezalandırılacaktır. Örgüt adına suç işlediğini düşünen, fakat örgüte ve yöneticilerine yüklenemeyen suçtan dolayı failin sorumluluğu, “ne bis in idem” prensibine aykırı olmadıkça TCK m.220/7 kapsamında değerlendirilecektir.
KAYNAKLAR
1-Mustafa Kağan Öztürk, Türk Ceza Kanunu’nda Bir İştirak Şekli Olarak Faillik (TCK m. 37), Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi (SDÜHFD), PDF (dergipark.org.tr)
2-Sulhi Dönmezer-Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Genel Kısım, Beta, İstanbul, 1997, C. II, s. 437;
3-Özgün Özyüksel, Türk Ceza Hukukunda Dolaylı Faillik, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2021, s. 19;
4-İzzet Özgenç, “Kavga Suçu (TCK m. 464) Üzerine Düşünceler”, Yargıtay Dergisi, 1993, C. 19, S. 4, s. 485, Öztürk-Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku, s. 401;
5-Nevzat Toroslu-Haluk Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yayınevi, Ankara, 2019, s. 317; Ali Tanju Sarıgül, Suça İştirak, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2022, s. 17.
6- Veli Özer Özbek-Koray Doğan-Pınar Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin YAyıncılık, Ankara, 2021, s. 517;
7- Öztürk, Bahri-Erdem, Mustafa Ruhan, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2021., s. 401.
8- Ali Rıza Gökbunar, Organize Suç Ve Terör Örgütleri ile Mücadelede Sivil Silah: Sosyal Destekler, CBÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl : 2014 Cilt :12 Sayı :2
9- Grennan Sean, Brıtz, Marjie T. (2006). Organized Crime: A Worldwide Perspective, New Jersey: Pearson Prentice Hall,s.15
10-Bruınsma Gebren, Bernasco Wim (2004). “Criminal Groups and Transnational Ġllegal Markets A More Detailed Examination on the Basis of Social Network Theory”, Crime, Law & Social Chang, Vol: 41-79.
11- Leong, Angela Veng Mei (2004). “Definitional Analysis: The War on Terror and Organised Crime”, Journal of Money Laundering Control, Vol. 8 No. 1, s.32
12- Finckenauer, J, O., (2001). Russian Transational Organized Crime. Global Human Smuggling: Comparative Perspectives, Kyle, D. and Kowslowski, R. (Ed.). Baltimore-London: John Hopkins University Press. pp. 166-186.,s.172;
13-Demir, O.Ö. ve Küçükuysal, B. (2011). Sınıraşan Suçlarla Mücadelede Önemli Köşe Taşları: Birleşmiş Milletler Sözleşmeleri, O. Ömer Demir ve Bahadır Küçükuysal (Ed.), Sınıraşan Organize Suçlar: Kavramlar, Yöntemler, Eğilimle. Ankara: Adalet Yayınevi, ss.243.
14-Kahya, Y. ve Sever, M. (2013). Türkiye’de Göçmen Kaçakçıları. Ankara: Karınca,
15- Musa Karakaya/ Yavuz Kahya, Gelir Getirici Suçlar Temelinde Suç Örgütlerinin Karşılaştırmalı Analizi: Erzurum Örneği, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Haziran 2014, 15(1), 133-158.
16- Mastrofski, S. & Potter, G. (1986). Evaluating Law Enforcement Efforts to Control Organized Crime:The Pennsylvania Crime Commission as a Case Study. Policy Studies Review, Vol.6(1. Pp.160-170.
17- Abadinsky, H. (2010). Organized Crime. Belmont. CA: Wadsworth.; Albanese, J. (2000). The Causes of Organized Crime: Do Criminals Organize Around Opportunities for Crime or do Criminal Opportunities Create New Offenders?. Journal of Contemporary Criminal Justice. Vol. 16(4). pp.409-423.;
18-Finckenauer, J. O. (2005). Problems of Definition: What is organized crime?. Trends in Organized Crime. Vol.8(3). Pp. 63-83;
19-Schulte-Bockholt, A. (2001). A neo-marxist Explanation of Organized Crime. Critical Criminology, Vol.10, pp.225-242;
20-Hess, K. (2009). Introduction to Law Enforcement and Criminal Justice. 9th ed., Belmont, CA: Wadsworth
21- Ianni, F. A. J.(1974). Black Mafia: Ethnic Succession in Organized Crime. New York
22- Mustafa Özen, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun İştirak Kurumuna Bakışı, TBB Dergisi, Sayı 70, 2007;
23-Antolisei, Francesco, Manuale di Diritto Penale, Parte Generale, Milano 1989.
24-Centel, Nur/Zafer, Hamide/Çakmut, Özlem, Türk Ceza Hukukuna Giriş, İstanbul 2005.
25-Demirbaş, Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2005.
26-Erdem, Mustafa Ruhan, Yeni TCK’da Faillik ve Suç Ortaklığı, HPD Dergisi, Sayı 5, Aralık 2005.
27- Hakeri, Hakan, Ceza Hukuku, Ankara 2005. Özbek, Veli Özer, Yeni Türk Ceza Kanunun Anlamı, Cilt I, Ankara 2005.
28-Özgenç, İzzet, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Genel Hükümler, Ankara 2005.
29-Özgenç, İzzet, Suça İştirakın Hukuki Esası ve Faillik, İstanbul 1996.
30-Vural, Savaş/Mollamahmutoğlu, Sadık, Türk Ceza Kanunu Yorumu, Cilt I, Ankara 1999.
31- Toroslu, Nevzat, Ceza Hukuku Genel Kısım, Ankara 2005.
32- Kavlak, Cihan, Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçu, Ankara 2011, s.376;
33-Yaşar-Gökcan Artuç,Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, C.VI, s.8557.
34- Dursun, İsmail, Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçu, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul 2009, s.240.
35- Yaşar-Gökcan-Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, C.VI, s.8557;
36- Ersan Şen, Sefa Eryıldız, Suç Örgütü, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2021, s.316
37- Sam Mullins and James K. Wither, Terrorism and Organized Crime, Connections: The Quarterly Journal ISSN 1812-1098, e-ISSN 1812-2973
[1] Mustafa Kağan Öztürk, Türk Ceza Kanunu’nda Bir İştirak Şekli Olarak Faillik (TCK m. 37), Süleyman
Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi (SDÜHFD), PDF (dergipark.org.tr)
[2] Sulhi Dönmezer-Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Genel Kısım, Beta, İstanbul, 1997, C. II,
- 437; Özgün Özyüksel, Türk Ceza Hukukunda Dolaylı Faillik, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2021, s. 19; İzzet Özgenç, “Kavga Suçu (TCK m. 464) Üzerine Düşünceler”, Yargıtay Dergisi, 1993, C. 19, S. 4, s. 485, Öztürk-Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku, s. 401; Nevzat Toroslu-Haluk Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yayınevi, Ankara, 2019, s. 317; Ali Tanju Sarıgül, Suça İştirak, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2022, s. 17.
[3] Demirbaş, Özgenç ve Özbek-Doğan-Bacaksız, çok failli suçları yakınsama suçları ve karşılaşma suçları
olmak üzere ikiye ayırarak incelemektedir. Yazarların birleşme suçunu karşılamak üze re yakınsama suç tabirini kullandığı görülmektedir. Bkz. Özgenç, Genel Hükümler, s. 581, Özgenç, “Kavga Suçu”, s. 486; Veli Özer Özbek-Koray Doğan-Pınar Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2021, s. 517; Demirbaş, Genel Hükümler, s. 525.
[4] Öztürk, Bahri-Erdem, Mustafa Ruhan, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, Seçkin
Yayıncılık, Ankara, 2021., s. 401.
[5] Ali Rıza Gökbunar, Organize Suç Ve Terör Örgütleri ile Mücadelede Sivil Silah: Sosyal Destekler, CBÜ
Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl : 2014 Cilt :12 Sayı :2
[6] Grennan Sean, Brıtz, Marjie T. (2006). Organized Crime: A Worldwide Perspective, New Jersey: Pearson
Prentice Hall,s.15
[7] Bruınsma Gebren, Bernasco Wim (2004). “Criminal Groups and Transnational Ġllegal Markets A More
Detailed Examination on the Basis of Social Network Theory”, Crime, Law & Social Chang, Vol: 41-79.
[8] Leong, Angela Veng Mei (2004). “Definitional Analysis: The War on Terror and Organised Crime”,
Journal of Money Laundering Control, Vol. 8 No. 1, s.32
[9] Sam Mullins and James K. Wither, Terrorism and Organized Crime, Connections: The Quarterly Journal
ISSN 1812-1098, e-ISSN 1812-2973
[10] Finckenauer, J, O., (2001). Russian Transational Organized Crime. Global Human Smuggling:
Comparative Perspectives, Kyle, D. and Kowslowski, R. (Ed.). Baltimore-London: John Hopkins University Press. pp. 166-186.,s.172; Demir, O.Ö. ve Küçükuysal, B. (2011). Sınıraşan Suçlarla Mücadelede Önemli Köşe Taşları: Birleşmiş Milletler Sözleşmeleri, O. Ömer Demir ve Bahadır Küçükuysal (Ed.), Sınıraşan Organize Suçlar: Kavramlar, Yöntemler, Eğilimle. Ankara: Adalet Yayınevi, ss.243.
[11] Kahya, Y. ve Sever, M. (2013). Türkiye’de Göçmen Kaçakçıları. Ankara: Karınca,
[12] Mastrofski, S. & Potter, G. (1986). Evaluating Law Enforcement Efforts to Control Organized Crime:
The Pennsylvania Crime Commission as a Case Study. Policy Studies Review, Vol.6(1. Pp.160-170.
[13] Musa Karakaya/ Yavuz Kahya, Gelir Getirici Suçlar Temelinde Suç Örgütlerinin Karşılaştırmalı Analizi:
Erzurum Örneği, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Haziran 2014, 15(1), 133-158.
[14] Abadinsky, H. (2010). Organized Crime. Belmont. CA: Wadsworth.; Albanese, J. (2000). The Causes of
Organized Crime: Do Criminals Organize Around Opportunities for Crime or do Criminal Opportunities Create New Offenders?. Journal of Contemporary Criminal Justice. Vol. 16(4). pp.409-423.; Finckenauer, J. O. (2005). Problems of Definition: What is organized crime?. Trends in Organized Crime. Vol.8(3). Pp. 63-83; Schulte-Bockholt, A. (2001). A neo-marxist Explanation of Organized Crime. Critical Criminology, Vol.10, pp.225-242; Hess, K. (2009). Introduction to Law Enforcement and Criminal Justice. 9th ed., Belmont, CA: Wadsworth
[15] Ianni, F. A. J.(1974). Black Mafia: Ethnic Succession in Organized Crime. New York
[16] Musa Karakaya/ Yavuz Kahya, Gelir Getirici Suçlar Temelinde Suç Örgütlerinin Karşılaştırmalı
Analizi, s.136
[17] Musa Karakaya/ Yavuz Kahya, Gelir Getirici Suçlar Temelinde Suç Örgütlerinin Karşılaştırmalı
Analizi, s.142
[18] Öztürk, İ., Tokat, C. ve Topuksak, B. (2012). Örgütlü Suç Soruşturmaları: Mücadele Yöntem ve
Stratejileri. Ankara: Aydoğdu Ofset.
[19] Mustafa Özen, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun İştirak Kurumuna Bakışı, TBB Dergisi, Sayı 70, 2007;
Antolisei, Francesco, Manuale di Diritto Penale, Parte Generale, Milano 1989. Centel, Nur/Zafer, Hamide/Çakmut, Özlem, Türk Ceza Hukukuna Giriş, İstanbul 2005. Demirbaş, Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2005. Erdem, Mustafa Ruhan, Yeni TCK’da Faillik ve Suç Ortaklığı, HPD Dergisi, Sayı 5, Aralık 2005. Hakeri, Hakan, Ceza Hukuku, Ankara 2005. Özbek, Veli Özer, Yeni Türk Ceza Kanunun Anlamı, Cilt I, Ankara 2005. Özgenç, İzzet, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Genel Hükümler, Ankara 2005. Özgenç, İzzet, Suça İştirakın Hukuki Esası ve Faillik, İstanbul 1996. Vural, Savaş/Mollamahmutoğlu, Sadık, Türk Ceza Kanunu Yorumu, Cilt I, Ankara 1999. Toroslu, Nevzat, Ceza Hukuku Genel Kısım, Ankara 2005.
[20] Yargıtay 3. Ceza Dairesi 30.04.2024 T, 2021/6764 E, 2024/6653 K. ilamı
[21] “Hükmün gerekçesinde sanığın suçu silahlı örgüt üyeliği olarak nitelenip kabul edildiği halde hüküm
fıkrasında silahlı örgüte yardım suçundan, 5237 sayılı TCK.nun 314/3 ve 220/7.maddeleri yollamasıyla uygulama yapılmak suretiyle hükmün karıştırılması” (Yarg. 9.CD., 8.3.2007, 9168/1922).
[22] Kavlak, Cihan, Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçu, Ankara 2011, s.376; Yaşar-GökcanArtuç,
Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, C.VI, s.8557.
[23] “Ele geçen örgütsel dokümanların içeriği ve tüm dosya kapsamına göre silahlı terör örgütüne özgeçmiş
raporu vererek katılan, örgütün faaliyeti doğrultusuna ders alan, aidat veren ve çok sayıda örgütsel dokümanda adı geçen sanığın eylem ve faaliyetlerinin örgüt üyeliği boyutuna ulaştığı hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşürülerek yazılı şekilde hüküm tesisi” (Yargıtay 9.CD., 3.4.2007, 8038/2816).
[24] Dursun, İsmail, Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçu, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul 2009, s.240.
[25] Yaşar-Gökcan-Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, C.VI, s.8557; “Dosyada bulunan sanığa
ilişkin özgeçmiş raporu ve örgütsel dokümanların içeriği itibariyle örgütün fikirlerini benimseyip örgütle organik bağ kurarak süreklilik ve çeşitlilik arz edecek şekilde faaliyet gösteren sanığın eyleminin silahlı örgüt üyesi olmak suçunu oluşturduğu, suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK.nun 168/2 ve karar tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı TCK.nun 314/2. maddeleri kapsamında kaldığı, hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi” (Yarg. 9.CD., 4.4.2007, 7655/2864); “Dosyada bulunan sanıklara ilişkin özgeçmiş raporları ve örgütsel dokümanların içeriği, bunları destekleyen Hüseyin ile İsmail ‘in aşamalardaki beyanları itibariyle örgütün fikirlerini benimseyip örgütle organik bağ kurarak süreklilik ve çeşitlilik arz edecek şekilde faaliyet gösteren sanıkların eylemlerinin silahlı örgüt üyesi olmak suçunu oluşturduğu, hukuki durumlarının buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi” (Yarg. 9.CD., 13.2.2007, 4647/998).
[26] A. Caner Yenidünya/ Zafer İçer, Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçu (The Crime of Establishing
an Organization for the Purpose of Committing Crimes), Prof. Dr. Nur Centel’e Armağan, (dergipark.org.tr)
[27] A. C. Yenidünya / Z. İçer, Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma, 1. Baskı, s. 56
[28] Ersan Şen, Sefa Eryıldız, Suç Örgütü, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2021, s.316.




