İstinaf Bozma Taleplerinde Usule Ve Esasa Dair Gerekçeler

  • Anasayfa
  • Genel
  • İstinaf Bozma Taleplerinde Usule Ve Esasa Dair Gerekçeler
Şahin hukuk blog

Av.Hüseyin Şahin
Osmaniye Barosu

GİRİŞ

Hukukumuzda yeni kavram ve kurumların uygulaması zamanla daha etkili olarak ortaya çıkmaktadır. 6100 sayılı HMK m 341 ve devamında düzenlenen istinaf kurumu hakkında hukukçuların başvuru ve savunmalarında bir takım yeniliklere ve kavramın tam olarak anlaşılmasına imkan verecek çalışmalara katkı sağlamaları gerekmektedir. Bu çalışma istinaf kavram ve kurumunda gerekçelerin nasıl olması gerektiği konusunda farkındalık yaratmak amacıyla kaleme alınmıştır.

Çalışmamızda öznel ve merak eden, öğrenmeye çalışan seslere ve sorulara dikkat kesilerek hedef belirlenmiştir[1].

Doktrinde bu konuya duyarlı hukukçuların eserleri incelenerek onları hedeflerine paralel bir yöntemle, yargılama usulünü sevk ve idare edenin normatif bir düzenek olmadığı, bunun ötesine geçmeye çalışarak usulü bir çok işlevi olan etik ve ahlaki bir alan olarak kabul etmek suretiyle bu çalışmayı kaleme aldık[2].

Yargılama Hukukunu ayakta tutan, biçimlendiren ve kurumsallaştıran ilkeler özellikle gözetilmiştir. Özel hukukun ihtiyaçları karşılayabilmesi için, kendisine ruh ve vücut veren ilkelerle kurduğu ilişkinin yoğunluk, derinlik ve genişliğine bağlıdır. Kendisini uyuşmazlık olarak niteleyen kuşkunun, yargısal diyalektikle aşılmasının usul ve esaslarını düzenleyen normlarla, pratiğini usul hukuku olarak tanımlamak mümkündür. Usul, eş zamanlı olarak hakikate erişmenin yol ve yordamını belirleyen disipline eden retoriğe de tekabül eder[3].

Hukukta gerekçeli karar alma hakkı tamamen yerleşmiş durumdadır. Ancak gerekçeli karar alma hakkının, büyüyen hedefi, dar bir savunma anlayışının, hakkın karşılaşabileceği riskleri bertaraf etmekte yetersiz kalacağına işaret ederek, onun etkin ve gerçek kılacak çareler bulmaya zorlamıştır[4]. Başvuru sahiplerinin kanıtlara, imkanlara ve avukatlara erişimi, savunma için gerekli olanlarla sınırlıdır. Mahkeme savunmayla ilgili olmayan yada savunma etkinliğine hizmet etmeyen hiçbir olguyu kolaylık olarak algılamamaktadır[5]. Bu durumda istinaf taleplerinde bu ilkeleri gözetmeyen başvuruların ve dilekçe içeriğinin lehe anlaşılmasını beklemek mümkün olmayacaktır.

GENEL OLARAK

İstinafa başvuru sebepleri, özellikle istinaf incelemesinin kapsamını belirlemek bakımından önemlidir. İstinaf sebepleri olarak anlaşılması gerekeni genel olarak genel bakış açısıyla ilk derece mahkemesinin yaptığı yargılama ve verdiği karardaki hata ya da eksik noktaların ileri sürülmesi olarak anlamak mümkündür. Nelerin istinaf sebebi olacağı kanunda açıkça tek tek sayılmamış, ayrıca istinaf sebepleri bakımından bir sınırlama da yapılmamıştır. Esasen böyle bir sınırlama istinafın niteliğine de uygun düşmeyecektir. Zira istinafta duruma göre işin esasına girilmesi, duruşma yapılması ve tahkikat işlemleri de yapılarak karar verilmesi söz konusudur. Bu açıdan yeniden karar verebilecek olan bir incelemede, bu yönüyle sınırlama getirmek mümkün olmayacaktır. İstinaf sebeplerinin belirtilmemiş olması önemli bir eksiklik sayılmasa da, kanunda en azından temel istinaf sebeplerinin belirtilmesi veya genel bir çerçeve çizilmesinin uygulamaya yol göstermesi bakımından yardımcı olacağı kanaatindeyiz.

İstinaf sebeplerini sayılı olarak belirtmeyen kanun koyucu, bozma sebepleri kenar başlıklı HMK m.371’de temyiz sebeplerini belirtmiştir. Bu sebeplerin her halde aynı zamanda istinaf sebebi oluşturacağı açıktık. Zira istinaf aşamasında, temyizde özellikle hukuki denetim bakımından ileri sürülebilecek ve incelenebilecek tüm hususlar değerlendirileceği gibi, maddi vakıalar ve deliller bakımından da değerlendirme yapılması söz konusudur. Bu çerçevede, HMK m. 371 çerçevesinde bozma sebepleri esas alındığında, hukukun (yani yazılı veya yazılı olmayan genel veya özel tüm hukuk kurallarının ve ilkelerinin) yanlış uygulanması bir istinaf sebebidir. Keza, dava şartlarına aykırılık da ayrı bir sebep oluşturacaktır. Bu hükme göre taraflardan birinin davasını ispat için dayandığı delillerin kanuni bir sebep olmaksızın kabul edilmemesi temyiz, dolayısıyla bir istinaf sebebidir.

Temyizde deliller bakımından bu şekilde bir çerçeve çizilmiş olsa da, istinafta deliller bakımından inceleme çok daha geniştir. Zira kabul edilmesi gereken bir delilin kabul edilmemesi yanında, o delilin ileri sürülüş şekli, incelenmesi ve değerlendirilmesi de istinafta dikkate alınacaktır. Ayrıca unutulmamalıdır ki, istinaf aşamasında sınırlı da olsa yeni delil ileri sürülmesi dahi söz konusudur (HMK m.357/3). Oysa temyizde, ne yeni delil ileri sürülmesi ne de alt derece mahkemesinin yerine geçerek delil değerlendirmesi mümkündür. Bir başka temyiz sebebi olup istinaf sebebi olacak husus, karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması hususudur. Burada da temelde yargılamadaki usulü yanlışlık ve eksiklikler söz konusudur. Ancak yargılama hataları ve usule eksikliğin temyiz ve dolayısıyla istinaf sebebi olması bakımından karar etki etmesi gerekir. Görüldüğü gibi, temyiz sebebi olup aynı zamanda istinaf sebebi olacak hususlar, maddi hukuk (hukukun ve sözleşmenin yanlış uygulanması) ve usul hukuku (dava şartları, incelenmesi gereken delilin incelenmemiş olması, yargılama hataları) bakımından ortaya çıkan yanlışlıklardır.

İstinaf sebepleri, istinaf incelemesinin niteliği gereği temyizde esas olan sebeplerle sınırlı değildir. Temyiz incelemesinin kapsamı dışında kalan, özellikle vakıaların tespit ve değerlendirmesindeki yanlışlık ve eksiklikler de istinaf sebebi olacaktır.

Konuyla ilgili maddelerden (örneğin; HMK m.342[6],352[7],353[8],355[9]) ve istinafın niteliğinden hareketle de istinaf sebepleri genel olarak çıkartılabilir. Kural olarak istinaf yoluna başvurulacak kararlar hakkında, ilk derece mahkemesinin olaylara, delillere, yargılamaya ve hukuki sebeplere ilişkin değerlendirmesi konusundaki eksiklik veya yanlışlıklar istinaf sebebi olabilir. Çünkü bu hususlar istinaf incelemesinin kapsamında olan hususlardır. Yani, vakıaların tespit ve değerlendirmesindeki hatalar ile hukukun yanlış uygulanmasından kaynaklanan hatalar istinaf sebebi olacaktır. Bu çerçevede ilk derece mahkemesinin vakıalara, usul hukukuna veya maddi hukuka ilişkin hatalarının tümü, istinaf sebebi olarak ileri sürülebilir[10]. Bir yargılamada esas alınan ve doğru bir kararın ortaya çıkmasını sağlayan iki ana husus vardır. Bunlardan birincisi, gerçeğin doğru şekilde tespiti (maddi vakıalar); ikincisi, bu gerçeği tespit ederken (usul) ve işin esası hakkında (maddi hukuk) karar verirken hukukun doğru uygulanmasıdır. Bunlardan birindeki yanlışlık sonucun, yani hükmün yanlış olmasına yol açacaktır. Yargılamanın ve kararın doğru, adil ve güvenilir olması, bu iki esasın doğruluğu üzerine kuruludur. Gerçek, hukukun dışında gerçekleşen ve esasen hukukun müdahalesi olmayan, ancak ortaya çıktıktan sonra hukukun konusu olan ve hukukun, olduğu gibi, saptırmadan, eksiltmeden doğru bir şekilde tespit etmesi gereken bir durumdur. Hukuken gerektiği zaman o gerçeğin tespiti ve anlamlandırılması hukukun işidir. Ancak, hem tespit hem de anlamlandırma doğru yapılmazsa yanlış bir sonuç ortaya çıkacaktır. Bu sebeple ilk derece mahkemesinde tespit edilen gerçeğin, yani vakıaların doğruluğu istinafta değerlendirileceği gibi, vakıa tespitinin doğru yapılıp yapılmadığı, yani izlenen yöntem, usul kurallarının doğru uygulanıp uygulanmadığı, ayrıca tespit edilen gerçeğe uygun hukuki değerlendirme yapılıp yapılmadığı da yine istinafta değerlendirilecektir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: İstinaf sebebi olarak temelde maddi vakıaların tespit edilmediği hususu ile usul hukukunun ve maddi hukukun doğru uygulanmadığı ileri sürülecek ve incelenecektir. Bu iki husus ayrı ayrı değerlendirilecektir.

Yazı ve hesap hatası gibi, yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan, denetim gerektirmeyen maddi hataların ilk derece mahkemesince de düzeltilebilmesi sebebiyle (HMK m.304) istinaf konusu yapılması söz konusu olmaz.

Yargılamayı etkilemeyen ve hukuki yararın olmadığı konular da istinaf sebebi yapılamaz. Örneğin, tamamen lehine karar verilen tarafın, tek başına istinaf yoluna başvurmakta hukuki yararı bulunmamaktadır[11]. İstinaf yoluna başvuran kişinin başvuru sebep ve gerekçelerini dilekçesinde göstermek zorundadır. Somut bir olayda gerekçeli kararın tebliğine rağmen istinaf başvuru sebeplerini gösterir dilekçe sunmaması HMK m.342/2-e hükmünden kaynaklanan somut sebep ve gerekçe gösterme yükümlülüğünün yerine getirilmemesi durumu ortaya çıkarır ki dilekçenin görülebilirlik koşullarına sahip olmadığı değerlendirilmesi yapılarak HMK m.352 gereğince reddi gerekir[12].

İSTİNAF DİLEKÇELERİNDE İSTİNAF SEBEBİ OLARAK GÖSTERİLECEK MADDİ VAKIALAR

Temyizden farklı olarak maddi vakıalar, istinaf kanun yoluna başvuru bakımından önemi bir sebeptir. İstinaf incelemesi sadece hukuki değil, maddi vakıalar bakımından da inceleme içerir. Hatta, işin esasına girildiği zaman, hukuki nitelendirmeden önce veya onunla birlikte maddi vakıalar değerlendirilecektir. Nitekim, istinaf incelemesi sonunda verilecek kararın içeriğinde nelerin yer alacağı belirtilirken “sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep” ayrı bir bent olarak düzenlenmiştir (HMK m.359/1-e)[13].

Maddi vakıaların istinaf sebebi olması açısından bazı hususlara dikkat edilmelidir. Özellikle davanın temeli olan maddi vakıaların doğru tespit edilip edilmediği bir istinaf sebebidir. Bir uyuşmazlığın çözümünde esas alınacak vakıalar genel hayat olaylarından ayıklanarak davada kullanılacak, iddia ve savunmanın temeli olan, hukuken değer ifade eden vakıalar olmalıdır. Bu çerçevede ispatla da yakın ilişki içinde, özellikle bir talebi hukuken haklı kılan, kanunun aradığı koşul (soyut) vakıalara denk düşen somut vakıaların incelenip incelenmediği ve bunların doğru tespit edilip edilmediği önemlidir. Örneğin, haksız fiilden kaynaklanan bir tazminat davası söz konusu ise bu tazminat talebinin dayanağı olan veya onun reddini sağlayan hukuka aykırı fiil, kusur, zarar, illiyet bağı (TBK m.49) şeklinde temel kanuni (koşul=soyut) vakıalara denk düşen olaydaki somut vakıaların araştırılıp araştırılmadığı, bunların doğruluğu hüküm bakımından önemli olduğu gibi, istinaf incelemesinde de önemlidir ve bir istinaf sebebidir. Bu çerçevede, tespit edilen vakıaların uyuşmazlığın çözümünde gerekli ve etkili olup olmadığı da (HMK m.187/1)[14] ayrıca dikkate alınmalıdır. Burada maddi vakıalar bakımından istinaf sebebi olacak hususlar açısından şu sorulara cevap aranmalıdır:

  1. Tarafların dayandıkları ve mahkemenin incelediği vakıalar, talep ve hüküm bakımından araştırılması gereken vakıalar mıdır? Bu konuda yukarıda belirtildiği gibi, talebe ve hükme götüren temel (kanuni=koşul=soyut) vakıaların neler olduğu belirlenmelidir.
  2. Tespit edilen vakıalar uyuşmazlığın çözümünde gerekli ve etkili midir? Bu noktada, yukarıdaki açıklama ile de doğrudan bağlantılı olarak tarafların belirttikleri tüm hayat olayları değil, uyuşmazlık için gerekli ve sonuca götüren vakıaların tespit edilip edilmediği önem taşımaktadır.
  3. Bu konuda bir diğer husus, araştırılması gereken vakıalar doğru ve gerçek midir? Bu ise vakıanın maddi gerçekliği ile ilgilidir. Şüphesiz bu tespit hukukun ve medeni usul hukukunun sınırları içinde yapılmalıdır. Örneğin, belki de gerçekte alacaklı olmayan bir kimsenin karşı tarafın imzasını da içeren bir senede dayanması ve karşı tarafın buna karşı savunmasını yine kanunun aradığı şekilde ispat edememesi halinde mahkeme alacaklı olma durumunu gerçek kabul edecektir. Burada, tespiti gereken vakıanın doğruluğunu araştırmada, medeni usul hukukunun gereklerini yerine getirilip getirilmediği de önem taşımaktadır ki, bu çizgi maddi vakıa ve usule aykırılık bakımından ortak noktadır[15].

İSTİNAF DİLEKÇESİNDE İSTİNAF SEBEBİ OLARAK HUKUKA AYKIRILIK

İstinaf denetiminde temel olarak hem maddi vakıa hem de hukuki denetim yapılmaktadır. Hukuken denetim bakımından da usul hukukuna aykırılık veya maddi hukuka aykırılık söz konusu olacaktır. Dolayısıyla tüm bu hususlar istinaf sebebi oluşturacaktır. İstinaf sebebi olarak hukuka aykırılık bakımından istinaf hükümleri arasında açıkça bir düzenleme yapılmamakla birlikte, hukuki denetim yapılan temyiz bakımından düzenlenen hükümlerden hareket edilerek sonuca varılacaktır[16]

  1. Usul Hukukuna Dayanan İstinaf Sebepleri: Usul hukukuna ilişkin istinaf sebepleri bakımından, temyizde bozma sebeplerini düzenleyen HMK m.371/b,c,ç bentleri ile istinafta duruşma yapılmadan verilecek kararları düzenleyen ve özellikle usulü sebepleri içeren HMK m.353/1-a hükmü yol göstericidir. Esasen HMK m.371/b,c bentleri ile m.353/1-a; 4. ve 6. alt bentleri benzerlik göstermektedir. Belirtilen bentlerde dava şartlarının gösterilmemesi ile farklı şekillerde delillere ilişkin hususlara yer verilmiştir. Keza, HMK m.353 bunların dışında, davaya bakması yasak olan veya haklı ret sebebine rağmen reddedilen hakimin davaya bakması, görev ve yetki kurallarına uyulmaması, davanın ve karşı davanın açılmasında, davaların birleştirilmesi, ayrılması ve mercii tayinindeki usule aykırılıklar yer almaktadır.

Belirtilen ve kanuni dayanağı bulunan bu hususlar, büyük ölçüde usulü hataları karşılamakla birlikte, şüphesiz tüm usul hataları bunlardan ibaret değildir. Bunların dışında çok farklı usul hatalar söz konusu olabilir. Ancak sayılan bu hususların neredeyse tamamı usulü yönden yargılamayı mutlaka sakatlayan ve verilen kararın doğruluğunu doğrudan etkileyen hususlardır. Nitekim, temyizde bozma sebepleri arasında yer verilen HMK m.371/ç bendine göre “karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikler bulunması” bir temyiz, dolayısıyla aynı zamanda bir istinaf sebebidir. Bu hükümden hareketle iki şey söylenebilir;

  1. Birinci olarak, yargılama yani usul hukuku hataları, tek tek sayılmasa da bir temyiz ve istinaf sebebidir.
  2. İkinci olarak, tüm yargılama hataları değil, karara etki eden yargılama hataları bir sebep oluşturmaktadır.

Birinci tespit açıktır. Zira yargılama hukuku kurallarına aykırı davranılmışsa doğru ve hukuka uygun olmayan bir yargılama yapılmış demektir. Ancak, bunun dikkate alınması için karara etki edecek nitelikte olması gerekir.

Karara etki eden usul hataları bakımından öteden beri hukukumuzda, kısmen yukarıda belirtilen hükümler çerçevesinde kanuni dayanağı da olan, mutlak ve nispi temyiz (bozma) sebepleri şeklinde ikili ayrım yapılmaktadır. Bunları aynı zamanda mutlak ve nispi istinaf sebepleri olarak belirtmek mümkündür. Mutlak sebepleri bakımından bunların hükmü etkileyip etkilemediği ayrıca araştırılmaz. Zira bu tür usulü hataların yapılması, niteliği gereği hükmü doğrudan etkileyecek ve sakatlayacaktır. Nelerin mutlak usule eksiklik ve mutlak istinaf sebebi sayılacağı konusunda HMK m.371 ile m.353/1-a önemli ölçüde değerlendirmede yardımcı olacaktır. Ayrıca, temel yargısal hak ihlali oluşturan ve bireysel başvurunun konusu sayılacak hususlar da bu kapsamda değerlendirilmelidir.

İstinaf sebebinin mutlak olması ile bu istinaf sebebinin bölge adliye mahkemesince incelenip incelenmeyeceği de birbirine karıştırılmamalıdır. İstinaf sebebi mutlak olmakla birlikte, bunların bir kısmının bölge adliye mahkemesince değil, kararı veren ilk derece mahkemesine veya başka bir mahkemeye gönderilerek incelenmesi söz konusu iken; bazıları ise bölge adliye mahkemesince incelenebilir. Bu çerçevede HMK m.353/1-a kapsamındaki durumlarda, yanlış karar, bölge adliye mahkemesince kaldırılacak ve dosya bölge adliye mahkemesince değil, ilgili ilk derece mahkemesince incelenmek üzere gönderilecektir.

Mutlak istinaf sebebi olmayan istinaf sebepleri, nispi istinaf sebepleri olarak kabul edilmektedir. Bu konuda, bozma sebepleri arasında sayılan ve aynı zamanda istinaf sebebi olarak kabul ettiğimiz, HMK m.371/1-ç bendine göre “karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması” ifadesi dikkate alınmalıdır. Nispi istinaf sebeplerinde, ilk derece yargılamasında bir usulü hata veya eksiklik mevcuttur; ancak hüküm bu hata veya eksiklikten etkilenmemişse yani bu yanlışlığın doğru karar verilmesine bir etkisi olmamışsa bu sebep istinafta dikkate alınmaz. Örneğin, aynı yönde olan ve birbirini teyit eden belgelerden biri dikkate alınmamakla birlikte, diğerlerine dayanılarak karar verilmiş olması halinde, dikkate alınmayan belge sonucu değiştirmeyecekse bu bir nispi istinaf sebebidir. Benzer şekilde mahkeme gereksiz yere birden fazla bilirkişiye başvurmuş ve tümü aynı yönde rapor vermişse bu aslında gereksiz bir yargılama işlemidir; ancak, tümü aynı yönde olduğu için sonucu etkileyecek ve kararı değiştirecek bir yönü yoktur. Bununla birlikte birden fazla alınan bilirkişi raporları birbirlerinden farklı olsa ve bunların arasındaki çelişki giderilmeden ve makul bir gerekçe ortaya konulmadan karar verilecek olsa bu bir nispi istinaf sebebi oluşturacaktır.

 

  1. Maddi Hukuka Dayanan İstinaf Sebepleri: Maddi hukuka aykırılık, hukuki sorunun çözümünde işin esası bakımından hatalı davranılması, eksik ya da yanlış karar verilmesidir. Bu yönüyle hukukun uygulanmasında, işin esası bakımından altlama faaliyetinde yanlış değerlendirme bu kapsamdadır. Temelinde dikkat edilmesi gereken, doğru bir karar için gerçeğin doğru tespiti ve buna uygun hukuk kuralının uygulanması gerekir.

Maddi hukuka aykırılığın bir istinaf sebebi olması da açıkça düzenlenmemekle birlikte, temyiz ve istinaf hükümlerinden hareketle ve işin niteliği gereği bunun bir istinaf sebebi olacağı konusunda tereddüt yoktur. Temyize ilişkin bozma sebepleri arasında belirtilen, hukukun ve taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanması şeklindeki sebep (HMK m.371/1-a) doğrudan maddi hukuka işaret etmektedir. İstinafta da hukuki denetim de yapıldığından, temyiz sebebi olan bu husus aynı zamanda istinaf sebebidir. Bu hükme göre, gerek objektif olarak yazılı ve yazılı olmayan tüm hukuk kuralları gerekse tarafların kanunu sayılan aralarındaki sözleşmenin uygulanmasındaki hatalar istinaf sebebi olarak ileri sürülebilecektir. Keza, HMK m.353/1-b-2 nolu alt bendinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber kanunun bu olaya uygulanmasında hata edilmesi halinde (duruşmasız karar verilebileceği durumlara ilişkin olarak) esas hakkında karar verileceğinden; 3.alt bendinde de yeniden esas hakkında karar verilmesinden söz edilmektedir. Ayrıca istinaf incelemesi sonunda verilecek kararlara ilişkin olarak da, “sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep” kararda belirtilmesi gereken hususlardan sayılmıştır (HMK m.359/1-e)

Maddi hukukun istinaf sebebi olarak ileri sürülmesinde, olaya uygun olan doğru hukuk kurallarının veya varsa doğru sözleşme hükümlerinin uygulanmaması, hukuk kurallarının yer, zaman, kişi, anlam bakımından doğru yorumlanmaması dikkate alınacaktır. Bunun yanında altlama faaliyetinde soyut kuralla somut olay arasında doğru değerlendirme yapılmamış olması da yine bir istinaf sebebidir.

 

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNİN İSTİNAF SEBEPLERİ İLE BAĞLILIĞI

 

İstinaf yoluna başvuran kişinin, dilekçesinde, istinafa başvuru sebeplerini gerekçeleri ile birlikte açıkça belirtmesi aranmıştır (HMK m.342/2-e). Bunun devamı olarak HMK m.355’de, kamu düzenine aykırılık halleri dışında, istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olacağı da ayrıca düzenlenmiştir. Bu durum istinaf kanun yoluyla uyumludur. Zira istinaf aşamasında sadece hukuki değil ayrıca vakıa denetimi de yapılmaktadır. Hukuki konu, hakimin kendiliğinden araştıracağı bir husus iken (HMK m.33) ileri sürülen vakıa ve talepler hakimi bağlamaktadır (HMK m.25-26). İstinaf incelemesinde gerekirse yeniden yargılama yapılarak yeni bir hüküm verileceğinden, tarafın dayandığı sebep ve talep ile bunların açıkça gösterilmesi önem taşımaktadır[17] Bu çerçevede, istinaf dilekçesinde, hangi istinaf sebeplerine dayanılıyorsa belirtilmeli ve ayrıca bu sebebin hangi gerekçeyle istinaf sebebi yapıldığı açıklanmalıdır. Genel geçer, gerekçesiz istinaf sebebi ileri sürülmemelidir. Kanaatimizce, kanunun açık hükmü gereğince ve uygulama örneklerinde olduğu gibi eğer istinaf dilekçesinde, istinaf sebebi belirtilmemişse o husus istinaf sebebi olarak dikkate alınmamalıdır. Çünkü HMK’da düzenlenen taraflarca getirilme ilkesi (m.25) istinaf aşamasında da kural olarak geçerlidir.

 

Burada sadece istinaf sebebi olarak belirtilen hususla yeterince açık değil veya çelişkili görünüyorsa hakimin davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde (HMK m.31) bu hususlar açıklığa kavuşturulabilir. Ancak, tarafın ileri sürmediği bir istinaf sebebi dikkate alınarak değerlendirilemez. Herhangi bir istinaf sebebi belirtilmeden ya da genel ve muğlak ifadelerle istinaf sebebi belirtilip davayı aydınlatma ödevine rağmen de açıklanmadan asgari şartları taşıyan istinaf dilekçesi verilmesi halinde, istinaf incelemesi sadece kamu düzeniyle ilgili hususlarla sınırlı yapılıp (HMK m.342/3, 355) diğer yanlışlık veya eksiklikler değerlendirilmeyecektir. Kanaatimizce istinaf sebebi belirtilmemiş olsa dahi, kamu düzeniyle ilgili hususların inceleneceği hakkındaki düzenleme istinafla çok uyumlu değildir. Zira, istinaf, denetim yanında bir yargılama yapılmasını da gerektirebilecektir. Ayrıca, gerekirse ilk derece yargılamasının kaldırılması ve yeni bir yargılama yapılması istenen bu aşamada sebep bildirmemek, adeta herhangi bir gerekçeye dayanmadan dava açmaya yakın bir durumdur[18].

 

Kanun koyucu istinaf sebepleriyle bağlılık bakımından maddi vakıalar veya hukuka aykırılık açısından bir ayrım yapmamıştır. Ancak, burada işin niteliği gereği ilk derecedeki hatanın kaynağı önemlidir. Maddi vakıalar bakımından istinaf sebepleri ile bağlılık her hâlükârda geçerlidir. Hukuka aykırılık bakımından ise ayrım yapılmalıdır. Şayet ilk derece mahkemesince maddi hukukun yanlış uygulanması söz konusu ise hakimin hukuku kendiliğinden uygulaması kuralı gereğince, bu konu bir istinaf sebebi yapılmasa veya istinaf sebebi yapılmakla birlikte yanlış gösterilse de, istinaf incelemesinde bölge adliye mahkemesi kendiliğinden değerlendirme yapacaktır ve istinaf sebebi ile bağlılık kuralı burada geçerli olmayacaktır.

 

Usul hukukuna, yani yargılama kurallarına aykırılık bakımından ise bunun mutlak veya nispi istinaf sebebi olmasına göre değerlendirme yapılmalıdır. Yukarıda da açıklandığı üzere, özellikle yargılama kurallarına aykırı olarak ilk derece mahkemesi tarafından karar verilmesi halinde, nisbi istinaf sebebi olan bir sebebe dayanan taraf, bu sebebi belirtmek, ayrıca bu sebebin karara ne şekilde etki ettiğini de açıklamak durumundadır. Bölge adliye mahkemesi bu sebepleri kendiliğinden araştıramaz veya bu bağlantıyı kendisi kuramaz. Bununla birlikte yargılama kurallarına aykırılık mutlak istinaf sebebi şeklinde ise bunlar kural olarak kamu düzeninden sayıldığından bu şekildeki istinaf sebepleri belirtilmese dahi bölge adliye mahkemesince dikkate alınacaktır[19].

 

İSTİNAF BAŞVURUSU VE İSTİNAFA CEVAP SÜRESİ

 

İstinaf süresi, özel kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla ilamın usulen her bir tarafa tebliğinden itibaren 2 haftadır (HMK m.345)

 

İstinaf dilekçesi karşı tarafa tebliğ olunur ve dilekçenin karşı tarafa tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde, karşı taraf istinaf dilekçesine cevap vermelidir (HMK m.347/1-2). Bir taraf, istinafa başvuru süresini geçirmiş olsa dahi, diğer tarafın istinaf dilekçesine vereceği cevapla katılma yoluyla istinaf başvurusu yapabilir. Bu durumda süreyi geçirmesi sebebiyle başvuru reddedilemez. Katılma yoluyla istinaf halinde, istinaf yoluna asıl başvuran taraf, buna iki haftalık sürede cevap verebilir (HMK m.348).

 

Bu konuda özel kanunlardaki sürelere dikkat etmek gerekir. Ayrıca, mahkemece hüküm duruşmasında karar, gerekçesi ve tüm unsurlarıyla birlikte tam olarak açıklanmışsa süre bu andan başlayabileceği gibi karar bu derece açık değilse tüm unsurlarıyla tebliğinden itibaren başlaması uygun olacağı gözden kaçmamalıdır. Ayrıca, KHK ile getirilen düzenleme gereğince gerekçeli kararın tebliği bu süre için yeterli görülmüştür.

 

İstinaf başvurusu bakımından süre, elde olmayan sebeplerle kaçırılmışsa, şartları mevcutsa eski hale getirme imkânından yararlanılabilir (HMK m.95). İstinaf süresini kaçıran tarafın, diğer tarafın istinaf başvurusuna katılma yoluyla istinafta başvuru imkânının olması, başka bir hukuki yol olmasından hareketle (HMK m.94/2) onun eski hale getirmeden yararlanmasına engel değildir. Çünkü katılma yoluyla istinaf, diğer tarafın başvurusuna bağımlı bir yol olup bağımsız istinaf başvurusunun sonuçlarına tam olarak sahip değildir.

SONUÇ

İstinaf Kanun Yolunun etkin kullanılması veya etkin bir savunma, ancak yargıcın bu imkanı sağlayacak pozitif önlemeler almasıyla olanaklıdır. Gerekçeli karar ve bu karara karşı etkili bir savunma yapılabilmesi, kararda başvurulacak kanun yolu süresi ve merciin gösterilmesi koşuluna bağlıdır. Bu olanak ve kolaylıktan yoksun karara karşı etkin efektif başvuru yada etkili bir savunma stratejisi izlemek olanaksızdır[20].

Etkili bir kanun yolu başvurusu için de kanunun belirlediği ilkeleri takip ederek etkili bir savunma ortaya koymak gerekmektedir. Bunun için istinaf kanun yolunda vakıaların ortaya konulması ile bunun gerekçelerini tam bir açıklıkla ortaya koymak gerekecektir.

 

KAYNAKLAR 

1- Hilmi Şeker, Medeni Hak ve Yükümlülüklere İlişkin Davalarda Süreç Adaleti(Usul Hukuku  ve İstinaf  Yorumu), Beta yayınları, İstanbul 2018

2- Hilmi Şeker, Esbab-ı Mucibeden Retoriğe Hukukta Gerekçe, Yeditepe Üniversitesi  yayınevi, İstanbul 2018

3-  Pekcanıtez Usul, Medeni Usul Hukuku C.III, 15.Baskı, On İki Levha Yayıncılık AŞ., İstanbul 2017,

4-  Tolga Akkaya, Medeni Usul Hukukunda İstinaf, Ankara 2009,

5-  Kazancı İçtihat Bilgi Bankası

 

[1] Hilmi Şeker, Medeni Hak ve Yükümlülüklere İlişkin Davalarda Süreç Adaleti(Usul Hukuku ve İstinaf

Yorumu),Beta yayınları, İstanbul 2018,

[2] Hilmi Şeker, age, önsöz

[3] Hilmi Şeker, age, s. 9

[4] Hilmi Şeker, Esbab-ı Mucibeden Retoriğe Hukukta Gerekçe, Yeditepe Üniversitesi yayınevi, İstanbul 2018,

s.151

[5] Hilmi Şeker, age, s.151-152

[6] İSTANBUL BAM 22. HD E. 2017/1042 K. 2017/1201T. 5.7.2017;6100/m.342,352,355:İstinaf yoluna başvuran başvuru sebep ve gerekçelerini dilekçesinde göstermek zorundadır. Somut olayda ise başvuran davacının gerekçeli kararın tebliğine rağmen istinaf başvuru sebeplerini gösterir dilekçe sunmadığı anlaşılmaktadır. Davalı HMK 342/2/e hükmünden kaynaklanan somut sebep ve gerekçe gösterme yükümlülüğünün yerine getirmemiştir. Dilekçe görülebilirlik koşullarına sahip olmadığı için HMK 352.madde gereğince red edilmelidir.

ERZURUM BAM 2. HD E. 2017/52 K. 2017/49 T. 18.4.2017;6100/m.342,352,355: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Kılıçkaya Belediye Başkanlığının Encümen Kararına istinaden müvekkiline satılan, bedeli ödenip teslim alınan ve üzerine iki katlı ev yapılan taşınmaz ile davacıya babasından miras kalan ve kullanımında olan arazinin davalı Hazine adına tespit gören taşınmaz içinde kaldığını, evin beyanlar hanesinde gösterildiğini belirterek davacıya ait taşınmaz bölümlerinin bu parselden ifraz edilerek adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Dava, askı ilan süresinde açılan kadastro tespitine itiraz davasıdır. Davalı Hazine temsilcisi tarafından ilk derece mahkemesi kararına karşı hangi amaç ve kapsamda itiraz edildiği, kararda hangi hukuki ve maddi noktaların hatalı bulunduğu belirtilmeden ve bu görüşlerini destekleyen maddi ve hukuki istinaf sebepleri ortaya konulmadan sadece usul ve yasaya aykırı olduğundan bahisle yerel mahkeme kararının bozulması talep edilmiştir. Bu durumda istinaf başvuru dilekçesinde herhangi bir sebep ya da gerekçeye yer verilmediği açık olup, istinaf mahkemesince kamu düzenine aykırılık yönüyle inceleme yapılması gerekmektedir. Bu yönde yapılan incelemede ise kamu düzenine aykırılık teşkil eden hataya rastlanmamıştır. Netice itibariyle, istinaf başvuru dilekçesinde istinaf sebepleri ve gerekçeleri gösterilmediğinden, kamu düzenine aykırı bir husus da saptanmadığından HMK’nun 342, 352 ve 355. maddeleri gereğince davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.

[7] YARGITAY 22. HD E. 2017/30909 K. 2017/7476 T. 3.4.2017; 6100/m.352,355: Dava; feshin geçersizliği ve işe iade istemine ilişkindir. Somut olayda; İlk Derece Mahkemesince verilen kısa karara karşı davalı vekilince istinaf harçları yatırılarak süre tutum dilekçesi verilmiştir. Gerekçeli karar davalı vekiline tebliğ edilmiş, gerekçeli istinaf dilekçesi sunulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda, gerekçeli istinaf dilekçesinin gerekçeli kararın tebliğinden itibaren en geç 8 gün içerisinde sunulmasının zorunlu olduğu, aksi halde süresi içerisinde verilmeyen dilekçenin dikkate alınamayacağı, istinaf incelemesinin kapsamıyla ilgili olarak 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 355. maddesinde, incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağının, ancak bölge adliye mahkemesinin kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu re’sen gözeteceğinin düzenlendiğini, dolayısıyla süresinden sonra verilen istinaf dilekçesindeki istinaf sebeplerinin dikkate alınamayacağı gerekçesiyle davalı tarafından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 352. maddesi gereğince istinaf başvuru dilekçesi verilmediğinden, süre tutum dilekçesinde de istinaf kanun yoluna başvuru sebepleri ile gerekçeleri gösterilmediğinden ve İlk Derece Mahkemesi kararında kamu düzenine aykırılık da bulunmadığından bahisle davalının istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi maddi vakıa denetimi bakımından istinaf sebepleri ile bağlıdır. Ancak, Bölge Adliye Mahkemesi aynı zamanda hukukilik denetimi de yapmak durumundadır. Hukukilik denetimi bakımından ise istinaf sebepleri ile bağlı değildir. Her ne kadar ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararına karşı 8 gün içinde gerekçeli istinaf dilekçesi verilmemiş ise de süresinde süre tutum dilekçesi verilmekle artık hukukilik denetimi yapılması gerekmektedir. Nitekim temyize konu bölge adliye mahkemesi kararında kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususunun incelendiği görülmekte, bu yöndeki bir inceleme de hukukilik denetiminin yapıldığını göstermektedir. Bu nedenle, başvurunun esastan reddi gerekirken usulden reddi hatalı olduğundan kararın bozulması gerekmiştir.

[8] İSTANBUL BAM 8. HD E. 2018/895 K. 2018/501T. 10.5.2018;6100/m.353/1-b/2,389/1:Dava, muvaazaalı takibin iptali istemine ilişkindir. Mahkemece asıl uyuşmazlığı çözecek şekilde ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın yargılamayı gerektirdiği gerekçesi ile ihtiyati tedbir isteminin reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin istinaf istemi, ihtiyati tedbir taleplerinin reddine dair ara kararın kaldırılması ve icra takip dosyasının ihtiyati tedbir ile durdurulması istemine ilişkindir. Davacı vekili icra takip dosyasının ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasını istediğine göre, takibin ilama dayalı takip olması, davalıların başka borçlarının da bulunması, yaklaşık ispat şartının ve HMK 389/1 maddesinde belirtilen şartların mevcut olması sebebiyle ihtiyati tedbirin kabulü yerine reddi isabetsizdir.

[9] YARGITAY 22. HD E. 2017/30909 K. 2017/7476 T. 3.4.2017; 6100/m.352,355: Dava; feshin geçersizliği ve işe iade istemine ilişkindir. Somut olayda; İlk Derece Mahkemesince verilen kısa karara karşı davalı vekilince istinaf harçları yatırılarak süre tutum dilekçesi verilmiştir. Gerekçeli karar davalı vekiline tebliğ edilmiş, gerekçeli istinaf dilekçesi sunulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda, gerekçeli istinaf dilekçesinin gerekçeli kararın tebliğinden itibaren en geç 8 gün içerisinde sunulmasının zorunlu olduğu, aksi halde süresi içerisinde verilmeyen dilekçenin dikkate alınamayacağı, istinaf incelemesinin kapsamıyla ilgili olarak 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 355. maddesinde, incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağının, ancak bölge adliye mahkemesinin kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu re’sen gözeteceğinin düzenlendiğini, dolayısıyla süresinden sonra verilen istinaf dilekçesindeki istinaf sebeplerinin dikkate alınamayacağı gerekçesiyle davalı tarafından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 352. maddesi gereğince istinaf başvuru dilekçesi verilmediğinden, süre tutum dilekçesinde de istinaf kanun yoluna başvuru sebepleri ile gerekçeleri gösterilmediğinden ve İlk Derece Mahkemesi kararında kamu düzenine aykırılık da bulunmadığından bahisle davalının istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi maddi vakıa denetimi bakımından istinaf sebepleri ile bağlıdır. Ancak, Bölge Adliye Mahkemesi aynı zamanda hukukilik denetimi de yapmak durumundadır. Hukukilik denetimi bakımından ise istinaf sebepleri ile bağlı değildir. Her ne kadar ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararına karşı 8 gün içinde gerekçeli istinaf dilekçesi verilmemiş ise de süresinde süre tutum dilekçesi verilmekle artık hukukilik denetimi yapılması gerekmektedir. Nitekim temyize konu bölge adliye mahkemesi kararında kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususunun incelendiği görülmekte, bu yöndeki bir inceleme de hukukilik denetiminin yapıldığını göstermektedir. Bu nedenle, başvurunun esastan reddi gerekirken usulden reddi hatalı olduğundan kararın bozulması gerekmiştir.

[10] Pekcanıtez Usul, Medeni Usul Hukuku C.III, 15.Baskı, On İki Levha Yayıncılık AŞ., İstanbul 2017, syf. 2206-2208

[11] Pekcanıtez Usul age, syf.2208

[12]  İstanbul BAM 22.HD E.2017/1042, K.2017/1201, T.05.07.2017

[13] YARGITAY 9. HD E. 2017/20640 K. 2017/8663 T. 23.5.2017; 6100/m.359/d: Dava; feshin geçersizliği ve işe iade istemine ilişkindir. Somut uyuşmazlıkta, Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararı HMK. nun 359. maddesi çerçevesinde değerlendirildiğinde; Kararda davalı tarafın istinaf sebepleri belirtilmemiştir. Karara karşı istinaf talebinde bulunan tarafın istinaf sebeplerinin Bölge Adliye Mahkemesi’ nin kararında belirtilmemesi HMK. nun 359/d maddesine aykırıdır. Bölge Adliye Mahkemesi kararında davalının istinaf sebeplerinin belirtilmemesi emredici nitelikteki HMK. nun 359/d maddesine aykırı olduğundan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.

[14] YARGITAY 2. HD E. 2016/11627 K. 2016/11673 T. 14.6.2016; 6100/m.25,33,119/1,187/1:  Davalı davacı erkek, dava dilekçesinde ve yargılamanın hiçbir aşamasında “eşinin evi terk ederken ev eşyalarından bir kısmını çöpe attığı” vakıasına dayanmadığı halde, mahkemece bu yöndeki tanık beyanı esas alınarak usulüne uygun şekilde ileri sürülmeyen ve dayanılmayan bu vakıayı sabit kabul edip kadına kusur yüklenmesi ve bu hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak erkeğin davasının kabulü doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. Ne var ki kadının boşanma davasının kabulüyle verilen boşanma hükmü temyize getirilmeyerek kesinleştiğinden, erkeğin karşı boşanma davasındaki boşanma talebi konusuz kalmıştır. Bu sebeple karşı davanın esası hakkında bir hüküm kurulmasına artık lüzum kalmadığı dikkate alınıp, bu yönde hüküm kurularak davadaki haklılık durumuna göre yargılama giderleri ve vekalet ücreti hakkında karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

Davacı-davalı kadın dava dilekçesinde boşanmanın yanı sıra ziynet alacağı talebinde de bulunmuştur. Dava açılırken alınan başvuru harcı, dava dilekçesindeki isteklerin tümünü kapsar. Davacı-davalı kadının ziynet alacağı talebi boşanmanın eki niteliğinde olmayıp nispi harca tabidir. Bu talep sebebiyle davanın açılması esnasında nispi harç alınmadığı gibi, bu eksiklik yargılama sırasında da giderilmemiştir. Nispi harç tamamlattırılmadan müteakip işlemler yapılamaz. O halde davacı davalı kadının talep ettiği ziynet eşyalarının bedelleri üzerinden nispi harcın peşin kısmının yatırılması için usulüne uygun olarak süre verilmesi, harç noksanlığı giderildiği takdirde, bu talebin esasının incelenmesi ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi, aksi halde; Harçlar Kanununun 30. maddesi gereğince işlem yapılması gerekir.

Davalı-davacı erkek, karşı boşanma davasına dair dilekçesinde maddi tazminat olarak “eşinin kendisinden yüksek kazançlar beklemesi, eşyaların kendisinden habersiz götürülmesi, ayrılık süresince uğratılan maddi zararlarının tazminini istemiş, başvurma harcını yatırmış nispi peşin harcını ise yatırmamıştır. Ön inceleme duruşmasında ise maddi ve manevi tazminat taleplerinin tahsiline karar verilmesini istemiştir. Başvurma harcının yatırılmış olması dava dilekçesindeki tüm talepleri kapsar. Bu durumda davalı-davacının maddi tazminata dair talebi belirsizdir. Hakim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi ve hukuki açıdan belirsiz gördüğü hususlar hakkında taraflara açıklama yaptırabilir, soru sorabilir, delil gösterilmesini isteyebilir. O halde, davalı davacı erkek vekilinden, talep ettiği maddi tazminat hakkında açıklama istenerek harcın tamamlattırılması, harç yatırıldığı takdirde sonucu uyarınca görev hususuda düşünülerek karar verilmesi gerekirken, “talep alacak mahiyetinde olup, harç yatırılarak açılmış bir dava olmadığı,” gerekçesiyle yazılı şekilde “karar verilmesine yer olmadığına” dair hüküm kurulması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

YARGITAY 2. HD E. 2015/10957 K. 2016/615 T. 14.1.2016; 4721/m. 166, 174; 6100/m. 119, 141, 187 :Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez.

Davacı erkek, ön inceleme aşamasına kadar, davalı kadının mahrem konuları başkalarına anlattığı, kendisini eleştirdiği, aşağıladığı, vakıalarını ileri sürmemiştir. Mahkemece, usulüne uygun şekilde ileri sürülmeyen ve dayanılmayan bu vakıalar esas alınarak davalıya kusur yüklenemez. Mahkemece taraflar eşit kusurlu kabul edilerek boşanma kararı verilmiş ise de; toplanan delilerden davacı erkeğin bağımsız bir konut temin etmediği, davalı kadını ailesiyle birlikte yaşamak zorunda bıraktığı, annesinin evlilik birliğine müdahalesine tepkisiz kaldığı, davalı kadının ise birlik görevlerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda, davacı erkeğin, davalı kadına nazaran daha fazla kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi ve bu hatalı kusur belirlemesine dayalı olarak davalı kadının maddi tazminat talebinin reddedilmesi isabetsizdir.

[15] Pekcanıtez Usul, age, s.2209

[16] Pekcanıtez Usul, age, s.2210

[17] İstanbul BAM 22.HD E.2017/1042, K.2017/1201, T.05.07.2017

[18] Tolga Akkaya, Medeni Usul Hukukunda İstinaf, Ankara 2009, syf. 183-250-263

[19] Pekcanıtez Usul, age, s.2213-2215; Akkaya, age, s.262-263

[20] Hilmi Şeker, age, s.175

Şahin hukuk bürosu osmaniye

1998 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduktan sonra Osmaniye Barosunda stajımı tamamlayarak aynı ilde ofisimi açtım..

Poyraz İşhanı A Blok K:4 No:14 Merkez/ Osmaniye
0(505) 624 96 03