Dolandırıcılık Suçunda Hile ve Aldatmanın Hukuk Yargılamasında İptal Hakkına Etkisi

  • Anasayfa
  • Genel
  • Dolandırıcılık Suçunda Hile ve Aldatmanın Hukuk Yargılamasında İptal Hakkına Etkisi
Şahin hukuk blog

DOLANDIRICILIK SUÇUNDA HİLE VE ALDATMANIN HUKUK YARGILAMASINDA İPTAL HAKKINA ETKİSİ

Av.Hüseyin Şahin

Osmaniye Barosu

      06/04/2023

ÖZET

Dolandırıcılık suçunun temel şekli 157’nci maddede düzenlenmiştir. Burada; “hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası verilir” denilmektedir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri ise; 158’inci maddede yer almaktadır. Keza dolandırıcılığın, bir hukukî ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi de (saik nazara alınarak) daha az cezayı gerektiren nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir (m.159).

Bu suç tipinde korunan hukuki değer hem bireylerin mülkiyet hakları hem de irade hürriyetleridir. Çünkü dolandırıcılıkta, kişi “hile” ile aldatılarak, algılama kabiliyetinde karışıklık meydana getirilmekte, bu yolla serbestçe davranışlarını yönlendirme yeteneği zedelenmektedir. Kişi, gerçekte yapmayacağı bir tasarrufu “hileli davranışların” etkisiyle icra etmektedir. Bu sebeple, toplumda birbirleriyle hukuki, ekonomik yahut sosyal ilişkiler tesis eden bireyler arasındaki iyi niyet ve güven duygusu da suç tipinin yaptırıma bağlanmasıyla korunan değerlerdendir.

TBK m 36 ve 39 hükmüne göre iptal edilebilir bu tasarruflarda iptal ve tazminat talepleri için özel bir süre belirlenmemiş olup kanunlardaki gerek ceza hükümleri gerekse TBK da belirlenen süreler birlikte uygulanmak suretiyle işleme onay verilip verilmediği açıklığa kavuşturulmak suretiyle hukuki bir sonuç ortaya konulmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Dolandırıcılık suçu, hile, sania, aldatma, karşılıksız yararlanma, kartopu sözleşmeleri, İhmali hareket, onay, iptal, tazminat

 

 

 

THE EFFECT OF CHEATING AND DECEPTION ON THE RIGHT OF CANCELLATION IN LEGAL JURISDICTION IN FRAUD CRIME

 

SUMMARY

The basic form of the crime of fraud is regulated in Article 157. Here; It is said that “a person who deceives a person with fraudulent acts and provides benefit to himself or another person to the detriment of him or someone else is sentenced to imprisonment from one year to five years and a judicial fine of up to five thousand days”. Qualified cases of the crime that require a heavier penalty regarding the material elements of the crime; It is included in Article 158. Likewise, the processing of fraud for the purpose of collecting a receivable based on a legal relationship (within consideration of the motive) has been accepted as a qualified element requiring less punishment (art. 159).

The legal value protected in this type of crime is both the property rights of individuals and the freedom of will. Because in fraud, the person is deceived with “cheating”, creating confusion in his ability to perceive, and in this way his ability to freely direct his behavior is damaged. The person performs a saving that he would not actually do with the effect of “fraudulent behavior”. For this reason, the sense of goodwill and trust between individuals who establish legal, economic or social relations with each other in the society are among the values that are protected by sanctioning the type of crime.

According to the provisions of Article 36 and 39 of the TCO, no specific period has been determined for cancellation and compensation claims in these actions that can be revoked, and a legal result is revealed by clarifying whether the transaction has been approved by applying both the penal provisions in the laws and the periods determined in the TCO.

Keywords: Fraud crime, cheating, sania, deception, bounty, snowball contracts, negligent act, approval, cancellation, compensation.

 

  1. GENEL OLARAK:

Türk Ceza Kanunu m.157’de tanımlanan dolandırıcılık suçu; hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kişinin kendisine veya başkasına yarar sağlamasıdır. Bu halde fail hakkında, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ve beş bin güne kadar adli para cezası uygulanacaktır.

Günlük dilde de kullanılan hile sözcüğü, Güncel Türkçe Sözlük’te “Birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, ayak oyunu, alavere dalavere, desise, entrika” şeklinde tanımlanmıştır[1]. Ceza hukukunda ise hile, kimi suçlar bakımından suçun unsurunu kimi suçlar bakımındansa ağırlaştırıcı nedenini oluşturan önemli bir kavramdır. Gerçekten de hile, örneğin dolandırıcılık gibi bazı suçlarda suçun kurucu unsurlarından birini oluştururken, zimmet gibi suçlar bakımından suçun ağırlaştırıcı nedenini teşkil eder. Dolayısıyla hilenin anlamının ve kapsamının belirlenmesi ceza hukuku bakımından zorunludur. Bununla beraber, daha önce de belirtildiği üzere, ceza hukuku öğretisinde ve uygulamasında hile konusunda görüş birliğine varılmış değildir. Bu konudaki en önemli görüş ayrılıklarından birisi, ceza hukuku hilesi ve özel hukuk hilesi ayrımından kaynaklanmaktaydı[2]. Her ne kadar bugün için anlamını yitirmiş olsa da böyle bir ayrımın varlığını savunanlara göre, özel hukukta hilenin varlığının kabulü için mağdurun aldatılmış olması yeterli iken; ceza hukukunda hileden söz edilebilmesi için basit bir yalandan veya mağdurun aldatılmış olmasından fazlası, bir tür sahneye koyma gerekmekteydi[3]. Ancak bu ayrıma karşı çıkılmış ve daha saf ya da daha az zeki olan kimselerin aslında cezai korumaya daha fazla gereksinme duyduklarının göz ardı edilmemesi gerektiği vurgulanmıştır. Gerçekten de ticari özgürlük ile başkalarının iyi niyetlerinin suistimal edilmesi karıştırılmamalı ve daha saf ve kolay kandırılabilecek durumda olan kimseler dolandırıcıların insafına terk edilmemelidir. Dolayısıyla dolandırıcılık suçunun kapsamı gerek yasal düzenleme boyutunda gerekse yorum boyutunda daha önce dolandırıcılık sayılmayan fiilleri de kapsayacak şekilde genişlemiştir. Bizim hukukumuzda da aynı doğrultuda bir gelişme gözlemlemek mümkündür[4].

Dolandırıcılık suçunda fail; hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, yani iradesini esaslı şekilde hataya düşürüp, yapmayacağı bir şeyi yaptırmak veya vermeyeceği bir şeyi verdirmek suretiyle onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına yarar sağlamaktadır. Bu bakımdan dolandırıcılık suçu, kişilerin malvarlığına karşı işlenen bir suçtur. Bu suçla korunan hukuki yarar kişinin mülkiyet hakkıdır[5].

 

  1. DOLANDIRICILIK SUÇUNDA HİLE

Dolandırıcılık, gündelik hayatta bireylerin en çok karşılaştığı suçlardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle, devletin bireylere etkin koruma sağlama yükümlülüğü daha da önem kazanmaktadır.

Dolandırıcılık suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 157. maddesinde düzenlenmiştir. Dolandırıcılık, diğer malvarlığına karşı işlenen suçlardan farklı olarak hile temelinde işlenen bir suçtur. Dolandırıcılık suçunda fail gerçekleştirmiş olduğu hileli davranışla birlikte, mağduru aldatarak haksız bir menfaat elde eder. Hileli davranış, mağdurun algılama ve karar verme iradesini etkileyerek, onu aldatmaya yönelik yapılan her türlü harekettir. Hilenin tespitinde, hareketin mağduru aldatmaya elverişli olup olmadığının her bir somut olayın özelliğinin dikkate alınması gerekir. Dolandırıcılık suçunda hileli davranışın sahte bir belgenin kullanılması suretiyle gerçekleştirilmesi mümkündür. Bu durumda suçun oluşması bakımından sahte belgenin sahip olduğu aldatma yeteneğinin hileli davranış üzerindeki etkisi belirleyici olacaktır. Hileli davranışın temelinin sahte belge olduğu hallerde aldatma yeteneği dolandırıcılık suçunun oluşması için şarttır. Bununla birlikte, sahte belgeye ek olarak farklı vasıtaların hileli davranışın gerçekleştirilmesinde kullanılmasında ise aldatma yeteneğinin varlığı suçun oluşması açısından önemli değildir. Aldatma yeteneğinin eksikliğine rağmen hileli davranış gerçekleşeceğinden dolandırıcılık suçu oluşacaktır[6].

Dolandırıcılık suçuna rengini veren unsur failin “aldatıcı ve mağduru iğfal edici hareketidir” [7]. Fail, gerçekleştirdiği hileli davranışla mağdurun normal şartlar altında yapmayacağı veya rıza göstermeyeceği bir tasarrufta bulunmasını sağlar[8]. Hile ile mağdurda bir tür “psikolojik körlük” yaratılmakta ve mağdurdan yarar temin edilmektedir[9].

Dönmezer’e göre “Olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek bir takım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan halden ve şartlardan yararlanarak, almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatmak, bu suretle başkasının zihin, fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirmektir”[10].Öğretiye göre hileli hareketin tam olarak tanımlanabilmesi (hileli davranışı karşılayacak tam ve açık bir tarif yapılabilmesi)[11] de mümkün değildir. Zira hilenin nasıl gerçekleştirileceğini failin “hayal gücü”[12] ve “ince zekâsı”[13] belirlemektedir. Mağduru hataya düşüren/aldatan “kurnazca” hareketler hiledir[14]. Var olmayanı var göstermek veya var olanı kısmen veya tamamen farklı göstermek veyahut gerçek bir vakıaya başka (gerçeğe aykırı) hususlar eklemek hiledir[15]. Hile, söz, yazı işaret veya diğer elverişli araçlarla gerçekleştirilebilir[16].

Hilede, mağdurun hataya düşmesine[17] neden olacak ve onu ikna edecek söz ve jestler mevcuttur[18]. Yargıtay’a göre ise hile “ikna ederek kandırma”[19] ve “nitelikli yalan”dır[20]. Hileli davranış “serbest hareketli” bir mahiyet arz ettiğinden[21], “gösteriş” biçiminde olabileceği gibi “gizleyiş” biçiminde de olabilir[22]. Aldatma, muhatabın “vakıalar hakkında gerçeğe uygun olamayan iradesi”nin ortaya çıkmasıdır[23]. Bu sebeple hile, mevcut bir “duruma” veya “olaya” ilişkin olmalıdır[24]. Kişinin batıl inançlara sevk edilmesi veya mevcut batıl inançlarından yararlanılarak hataya düşürülmesi halinde de hileli davranışın gerçekleştiği kabul edilmelidir[25]. Dolandırıcılık suçu bakımından, hilenin mutlaka sözlü bir davranışla/beyanla ortaya konulması zorunlu olmayıp, bu yönü itibariyle dolandırıcılık suçu bir “beyan suçu” değildir[26]. TCK m. 157 hükmünün gerekçesine göre “Hile, icraî bir davranışla gerçekleştirilebileceği gibi; karşı tarafın içine düştüğü hatadan, bir konuda yanlış bilgi sahibi olmasından yararlanarak da yani ihmalî davranışla da, gerçekleştirilebilir. Ancak, bu durumda kişinin, hataya düşen karşı tarafı bilgilendirmek konusunda yükümlülüğünün olması gerekir. Hataya düşen kişi ile hukukî ilişkide bulunulan durumlarda, böyle bir yükümlülük vardır. Ayrıca, muhatabın belli bir husustaki hatası karşısında kişinin ihmalî davranışının, örneğin susmasının, bir beyan, açıklama değerini taşıması gerekir”. “Susma”nın ancak failin “mağdur ile hukuki ilişki içerisine girdiği ve bilgilendirme konusunda hukuki bir yükümlülüğünün bulunduğu[27] veya “susmanın bir açıklama veya beyan değeri taşıdığı hallerde”[28] dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsuru içerisinde değerlendirilebileceği baskın bir şekilde kabul edilmektedir[29]. Öğretide, aydınlatma yükümlülüğünün özellikle “ortaklık sözleşmesi, vekalet ve eser sözleşmesi gibi güvene dayanan sözleşmelerle kira ve hizmet gibi sürekli borç ilişkisi kuran sözleşmelerde (hukuki ilişkilerde) önem taşıdığı” ifade edilmektedir[30].

Dolandırıcılık suçunun hileye ilişkin sorunları bu bakımdan özel incelemeye alınmalıdır. “Hile unsurundan kaynaklı dört temel sorun” gerek “içtihatlarla”, gerekse “kanuni düzenlemelerle” çözüme kavuşturulabilir. Öncelikle, “basit hile” suçun oluşumu için yeterli kabul edilmelidir. Böylelikle saf veya tecrübesiz kişilerin mağduriyetinin yaptırımsız kalmasının önüne geçilebilir. İkinci olarak, suçun “ihmali hareketle” işlenebilir olduğu kanuni düzenleme ile açıklığa kavuşturulmalıdır. Son olaraksa, “karşılıksız yararlanma” fiillerine ve kartopu sözleşmelerine ilişkin ayrı suç tipleri öngörülmelidir, çünkü dolandırıcılık suçunun bu hallere çözüm sunamadığı söylenebilir[31].

Çok hareketli suç görüntüsü taşıyan dolandırıcılık suçunun oluşumu açısından birden fazla fiilin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu hareketlerden ilkini “aldatıcı nitelik taşıyan hareketler”, yani “hile” oluşturmaktadır.

Dolandırıcılık suçunda eylemin tipe uygunluğu için harekete ilişkin belirli şartların bir arada bulunması gerekmektedir. Kanun koyucu, “hileli davranışlarla” bir kimsenin aldatılması gerektiğini belirtmiş, hangi hareketlerin bu suçu oluşturacağının üzerinde durmamıştır[32]. Öyleyse dolandırıcılık suçunun “serbest hareketli bir suç” olduğunu söyleyebiliriz[33]. Ancak, pek çok farklı şekilde karşımıza çıkan “hileli hareket” tek başına yeterli değildir. Hileli hareket “mağdurun iradesini etkileyip”, “aldanmasına sebebiyet” vermelidir.

Dolandırıcılık suçunu oluşturan hareketler farklılık arz eder[34]. Harekete ilişkin genel bir çerçeve çizmek mümkün görünmemektedir. Bu nedenle suç, malvarlığına ilişkin diğer suçlara nazaran daha karmaşık bir yapıdadır. Suçun bu karmaşık yapısı, hangi fiillerin aldatmaya elverişli olduğunun tespitinde sorun oluşturmaktadır. Suçun oluşması için aldanma neticesinde mağdur veya bir başkası zarar etmeli, fail veya bir başkası yarar sağlamalıdır. “Aldatıcı hareketin sebep olduğu zarar ile elde edilen yarar illiyet bağlantısına sahip olmalıdır.” Oluşan zarar ve yarar hareketin neticesi değilse, dolandırıcılık suçu oluşmaz. Örneğin, hali hazırda mevcut olan bir borç için, sanığın hileli hareketlere başvurması halince dolandırıcılık suçunun varlığından bahsedemeyiz[35]. Zararın varlığı tek başına yeterli olup, ayrıca zararın miktarı önem taşımaz.

Suçun oluşumu için malvarlığına ilişkin zarar mutlak olarak arandığından, tehlike halinde suç oluşmayacaktır. Bu nedenle dolandırıcılık bir zarar suçudur. Failin veya bir başkasının yarar sağlaması da eylemin tipe uygunluğu için aranan şartlardandır. Ancak, hukuka aykırı malvarlığı değerlerinden aldatma yoluyla yarar sağlanması durumunda suçun oluşmayacağı kabul edilmektedir[36]. Hukuk düzeninin, yasaya aykırı bir değeri koruması mümkün değildir[37]. Ancak, TCK mad.159 özel bir hükme yer vermiştir. Buna göre, “dolandırıcılığın, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi halinde” verilecek cezada indirime gidilecektir. Ayrıca, bu halde suçun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı kılınmıştır[38].

5237 s TCK m 157. maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere, “dolandırıcılık suçunda aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güven duygusuna aykırı hareket edilerek kişinin irade özgürlüğü ihlal” edilmektedir.

Hile, sergileniş şekli bakımından oluşturduğu güven ortamı ile mağdurun denetim olanağını kullanmasını engellemeye elverişli olmalıdır[39].

Dolandırıcılık suçunun temel şekli TCK m 157 hükmünde düzenlenmiştir. Burada; “hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası verilir” denilmektedir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri ise; TCK m 158 hükmünde yer almaktadır. Keza dolandırıcılığın, bir hukukî ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi de (saik nazara alınarak) daha az cezayı gerektiren nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir (TCK m.159).

Bu suç tipinde korunan hukuki değer hem bireylerin mülkiyet hakları hem de irade hürriyetleridir. Çünkü dolandırıcılıkta, kişi “hile” ile aldatılarak, algılama kabiliyetinde karışıklık meydana getirilmekte, bu yolla serbestçe davranışlarını yönlendirme yeteneği zedelenmektedir. Kişi, gerçekte yapmayacağı bir tasarrufu “hileli davranışların” etkisiyle icra etmektedir. Bu sebeple, toplumda birbirleriyle hukuki, ekonomik yahut sosyal ilişkiler tesis eden bireyler arasındaki iyi niyet ve güven duygusu da suç tipinin yaptırıma bağlanmasıyla korunan[40]değerlerdendir[41].

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 24.12.2002 tarihli ve 2002/6-306 E. ve 2002/441 K. sayılı kararına göre, “(…) dolandırıcılık suçu, hile ve desiseler yaparak bir kişiyi hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya bir başkasına haksız çıkar sağlamaktır. Bu suç iki konulu bir cürüm olup, malvarlığı yanında kişinin irade serbestisi veya rıza özgürlüğü de korunmaktadır.Çünkü dolandırıcılık suçunda malın teslimi mağdurun rızası ile gerçekleşmekte, fakat bu teslim hile ve desise kullanılarak sakatlanmış, özgür olmayan bir iradeye dayanmaktadır”.

Hileli bir davranıştan bahsedebilmek için, failin bir durumun mevcut halinin değil, görülmesini istediği halin gerçek olarak algılanmasını sağlamak üzere aktif hareketlerde bulunması ve gerçekleştirilen hilenin belli bir ağırlığa sahip olması, ustaca gerçekleştirilmesi, iğfal kabiliyetini haiz ve yoğun olması gerekir[42]. Ayrıca hilenin, sergileniş şekli bakımından da oluşturduğu güven ortamı ile mağdurun denetim olanağını kullanmasını engellemeye elverişli olması zorunludur[43].

Dolandırıcılık suçunda, hileli hareketler mağdura yöneltilmekte ve mağdurun veya başkasının zararına olarak faile ya da bir başkasına yarar sağlanmaktadır. Dolandırıcılık suçunun unsurlarından olan “zarar”ın, failin “hileli” tasarrufunun doğrudan doğruya sonucu olarak gerçekleşmesi gerekir. Hileli hareketin sonucunda iradesi etkilenen ve esaslı hataya düşürülen kişinin gerçekleştireceği ödeme, teslim veya bir malı verme gibi bir hareket neticesinde maddi zarar oluşmalıdır. Bir başka ifadeyle, iğfal kabiliyetini haiz hileli hareket ile zarar ve yarar neticeleri arasında illiyet bağı olmalıdır.

Sergileniş, dokunuş ve renklendiriliş açısından mağdurun denetleme imkanını, gerçekleşen güven ortamı içinde ortadan kaldıran, belli bir ağırlık ve yoğunluğa sahip yalanı da hile kavramı içinde değerlendirmek gerekmekle birlikte, mücerret/soyut yalan hile teşkil etmez. Hilenin objektif olarak hataya düşürücü ve başkasının tasavvuru üzerinde etki doğurucu olması gerekir[44].
Yargıtay 15. Ceza Dairesi; 22.03.2012 tarihli, 2011/11753 E., 2012/32678 K. sayılı, 08.03.2012 tarihli, 2011/11578 E., 2012/31083 K. sayılı, 24.09.2012 tarihli, 2012/10174 E., 2012/41946 K. sayılı ve 14.05.2012 tarihli, 2011/13285 E., 2012/36959 K. sayılı kararlarında, dolandırıcılık suçunda aranan “hile” unsurunu şu şekilde açıklamaktadır“Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte birtakım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilelin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır”.

Bir eylemin hile sayılabilmesi için, bir şekilde gerçeğin gizlenmesi veya farklı gösterilmiş olması, gerçekleşmeyeni gerçekleşmiş, gerçekleşeni gerçekleşmemiş gibi göstermek veya gerçekleşene başka unsurlar eklemek gerekmektedir. Olduğundan farklı gösterme eyleminin sonucu olarak da, kişinin iradesi sakatlanmalıdır. Mağdur bu hileden dolayı, rıza göstermeyeceği bir konuya rıza göstermeli, yapmayacağı bir şeyi yapmalıdır.

Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 23.06.2016 tarihli, 2016/1122 E., 2016/6675 K. sayılı kararında; “Evli olan sanıkların, yurt dışı seyahatlerinde bulunan katılan şirkete, indirimli uçak bileti verme taahhüdünde bulunup bu hususta katılan şirket ile anlaştıkları, bir süre bu anlaşma çerçevesinde indirimli uçak bileti satarak güven ortamı sağladıkları, ancak daha sonra katılan şirket tarafından, indirimli uçak bileti almak için sanık (…)’nın banka hesabına 27.03.2007 tarihinde 5.918 TL, 29.03.2007 tarihinde 12.398 TL ve 02.10.2007 tarihinde 16.654 TL yatırılmasına rağmen, indirimli biletleri şirkete göndermedikleri gibi aldıkları paraları da iade etmedikleri (…) olayda, sanık (…) ile katılan şirket arasında suç tarihinden önce yaklaşık bir yıl süre ile indirimli uçak bileti temini konusunda işlemler yapıldığı, zaman zaman aksaklıklar olmasına rağmen bu ticari ilişkilerinin devam ettiği, ayrıca ortada hile teşkil eden bir eylemin bulunmadığının anlaşılması karşısında, eylemin taraflar arasında hukuki ihtilaf mahiyetinde olması, nitelikli dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçeleriyle verilen beraat kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.” ifadeleri kullanılarak Yerel Mahkeme kararı onanmıştır.

III.KAVRAM SORUNU OLARAK: “HİLE” VE “DESİSE” AYRIMI

  1. Sorunun tespiti

Dolandırıcılık suçuna ilişkin 765 sayılı TCK m. 503’ün ilk şeklinde, bir kimsenin “hulüs ve saffetinden bilistifade kandıracak mahiyete sanialar veya hileler yaparak” hataya düşürülmesinden söz edilmekte, “hile” ile “sania” bir arada kullanılmaktaydı. 1990 yılında 765 sayılı TCK’da yapılan değişikliğin ardından, dolandırıcılık suçu “Bir kişiyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiseler yaparak” hataya düşürmek şeklinde düzenlenmiş; sania yerine desise kavramı kullanılmıştı[45]. Oysa yürürlükteki 5237 sayılı TCK m.157 hükmü ile birlikte “desise” kavramı da terk edilerek, yalnızca “hileli davranışlar” ifadesi kullanılmıştır. Dolandırıcılık suçuna ilişkin olarak önce “sania veya hile”, sonra “hile ve desise” ifadesinin kullanılması tartışmayı gerektiren bir husus olarak görülmemiş; dolayısıyla 3679 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce hile ve sania kavramları açısından benimsenen ayrım, hile ve desise kavramları açısında da aynen kabul edilmiştir[46]. Şu durumda 765 sayılı TCK m. 503 hükmündeki desise kavramına 5237 sayılı TCK’da yer verilmemesinin bir eksiklik olup olmadığı tartışması gündeme gelmektedir.

Özel hukuktaki hile tanımı için 6098 sayılı Türk Medeni Kanunu’ndan yararlanılabilir. Kanun’un aldatma başlıklı 36’ncı maddesi tam olarak kavram olan hileyi değil hilenin oluş sürecini yani aldatmayı düzenlemektedir. Maddeye göre bir sözleşme, taraflardan birinin diğerini esaslı şekilde yanıltacak şekilde aldatması sonucunda yapılmışsa yanılan taraf sözleşmeyle bağlı olmayacaktır (TMK, 36). Kanun’a göre aldatmanın varlığı halinde sözleşmenin geçersiz olacaktır. Maddede açıkça yazmasa da aldatmada kast unsurunun olması gerektiği açıktır[47].

  1. Doktrindeki Yaklaşım

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda hile kavramı tanımlanmamıştır fakat ilgili maddelerde fiilin hile ile işlenmesi, cezanın temel veya nitelikli hâllerinde düzenlenmiştir. Öyle ki hilenin kendisi bizatihi bir suç olarak düzenlenmemekte fakat belirlenen suçların maddi unsuru olabilmektedir. Örnek olarak dolandırıcılık başlıklı 157’nci maddede suç, temel haliyle “hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak” şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre dolandırıcılık suçunun oluşması için; bir kimsenin kasten hileli davranışlarla aldatılması, aldatma fiilinin mağdur veya bir başkasının zararına neden olması ve nihayet kendisi ya da başkasının yararına bir sonuç doğurması gerekmektedir. Bununla beraber hile, ceza hukuku doktrininde sahteciliğin tanımında da kullanılmaktadır. Sahtecilik ise “gerçeğin hileli şekilde değiştirilmesi”, “gerçeğin tahrif edilerek olduğundan farklı gösterilmesi” şeklinde tanımlanmaktadır[48]. Hile de sahteciliğin ayrılmaz bir öğesi[49] olduğuna göre hileyi; gerçeğin aldatıcı şekilde gizlenerek değiştirilmesi olarak tanımlamak mümkündür[50].

765 sayılı TCK dönemindeki doktrin, mağduru söz ve jestlerle aldatmayı hile; sahte hesap cüzdanı gösterme örneğinde olduğu gibi maddi nitelikteki hareketlerle aldatmayı ise desise olarak tanımlayarak iki kavram arasındaki ayrıma dikkat çekmiştir[51]. Ancak “desise” ifadesini terk eden 5237 sayılı TCK m. 157 hükmündeki düzenlemeden sonra kavram sorununu ele alan doktrindeki yaygın kabul, 765 sayılı TCK bakımından da “hile” ve “desise” sözcüklerinin farklı anlamlar içermediği; hile ve desise kavramına ilişkin öğreti ve içtihatların önemini yitirmediği; dolayısıyla 5237 sayılı TCK’da sadece hile kavramına yer verilmesinin uygulamada bir eksiklik yaratmayacağı yönündedir[52]. Diğer taraftan, Bakıcı gerçeğe aykırı belge göstermede olduğu gibi, maddi nitelikteki vasıtalarla mağduru aldatmanın desise, maddi nitelikte bir belge olmadan söz ve davranışlarla hataya düşürücü davranışların ise hile teşkil ettiği şeklinde ayrıma gitse de, amaçsal yorum gereği desise teşkil eden davranışların da TCK m. 157 hükmü bakımından hile kavramı altında değerlendirilebileceğini belirtmiştir[53].

  1. Görüşümüz

Arapça kökenli bir kavram olan desise sözlükte, “düzen, oyun, aldatma, hile” olarak tanımlanmaktadır. Yine Arapça kökenli olan hile kavramı da “sahtekârlık, aldatma, düzen, oyun” şeklinde ifade edilmektedir[54]. Muhatabı hataya düşürmeye yönelik davranışları işaret etmek üzere hile ve desisenin, birbirlerinin yerine kullanılabilir kavramlar olduğunu söylemek mümkündür. Nitekim “hile ve desise” ifadesinde “veya” yerine “ve” bağlacı kullanılması, her iki kavramın da esas itibariyle muhatabı hataya düşürme noktasında aynı hususu düzenlediği; bunların birbirine alternatif yahut seçimlik kavramlar olmadığını ortaya koymaktadır[55]. Diğer taraftan kanunda hileli “davranışlar” dan söz edildiği için, bahsi geçen hileli davranışın failin salt kendi söz ve hareketleriyle gerçekleştirilmesi ile maddi bir vasıtayı araç olarak hilesini kuvvetlendirmesi arasında ayrım yapmaya ihtiyaç bulunmamaktadır. Kaldı ki, ceza hukukunda hareket en kısa tabiriyle “yönlendirici irade tarafından belli bir amacı gerçekleştirmek üzere iradi olarak dış dünyada gerçekleştirilen davranış”[56]olarak tanımlandığına göre, mağduru kandırmak için failin sahte belge gibi maddi vasıta kullanılmış olup olmamasının tipiklik bakımından önemi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, suç tipindeki davranış ifadesi, muhatabı hataya düşürmeye yönelik her türlü hareketi kapsamak için yeterlidir. Böylece, faile mal edilebilecek her türlü aldatıcı hareketi hile kavramı içinde mütalaa etmek mümkündür.

Sonuç itibariyle, hile unsuruna yer verdikten sonra aldatmada belli bir yöntemi vurgulamak veya aldatıcı hareketleri sınıflandırmak üzere desise başlığıyla alt unsura yer verilmesine ihtiyaç bulunmamaktadır. O halde, 765 sayılı TCK döneminde desiseye ilişkin açıklamalar, hile başlığı altında değerlendirilmek suretiyle TCK m. 157 hükmü bakımından yol gösterici olmaya devam edecektir.

IV.HİLELİ HAREKETİN SONUCU

  1. Hataya Düşürmek

Dolandırıcılık suçunu düzenleyen TCK m. 157’de “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp” ifadesine yer verilerek, hile unsurundan sonra ikinci aşamada muhatabın aldatılması aranmıştır. Doktrinde bir görüş, aldatmanın hileli davranışın bir sonucu değil bizzat kendisi olduğunu; nitekim bir kişinin hileli davranışlarla aldatılamayacağını, yalnızca hataya düşürülebileceğini belirterek, kanunda mağdur için “aldatılması” yerine “hataya düşürülmesi” nden söz edilmesinin daha uygun olacağını belirtmektedir[57]. Başka bir görüş de, aldatmak ile hataya düşürmenin farklı anlamlara sahip olduğunu; kanundaki hileli davranışlarla aldatıp ifadesinin hile ile aldatma arasında nedensellik bağını işaret ettiği; ancak aldatmanın pasif şekli olan aldanmadan hareketle kanundaki ifadenin “hataya düşürmek” şeklinde yorumlanmasına sakınca bulunmadığını savunmaktadır[58].

Kanaatimizce de, sözlük anlamı itibariyle bir kimseyi beklenmedik bir davranışla yanıltmak şeklinde tanımlanan aldatmak fiili, bir bütün olarak gerçeğe aykırı hareketlerle muhatabı hataya düşürmeyi karşılamaktadır[59]. Nitekim yalnızca aldatmadan söz eden TBK m. 36, hile ifadesine yer vermeden, bir kimseyi gerçeğe aykırı davranışlarla yanıltmayı kapsayacak şekilde ele almıştır. Bu nedenle, hem hileli davranış hem aldatmaya suç tipinde yer verilmesi ifade düzgünlüğü itibariyle eleştirilmelidir. Ancak bu durum içerik itibariyle farklı bir anlama meydan vermemektedir.

Hile muhatabın iradesinin oluşumuna etkide bulunmakta ve iradeyi henüz oluşum aşamasında iken sakatlamaktadır[60]. Dolandırıcılık suçu anlamında hileli hareketin neticesi olarak karşımıza çıkan hata, hileye konu olaya ilişkin gerçek ile muhatabın sübjektif düşüncesinin birbirine uymaması anlamına gelir[61]. Kendisine teslim edilen bir eşyanın orijinal olduğunu zannetmek örneğindeki gibi, muhatap gerçek olmayan bir olayı gerçekmiş gibi düşünmektedir. Bir olay hakkında herhangi bir bilgiye sahip olmamak (yalın bilgisizlik) hatanın varlığı için yeterli değildir; tipe uygun hata, somut bir duruma ilişkin yanlış düşünceden oluşmalıdır. Diğer taraftan, hatanın bilinçli bir düşünsel faaliyetin sonucunda ortaya çıkması gerekmemektedir. Muhatabın, belirli olaylara ilişkin “her şeyin yolunda olduğu” düşüncesiyle hareket etmesi de tipe konu hatanın varlığı için yeterlidir. Kendisine yöneltilen talebin içerik ve matematiksel doğruluğunu denetleme yetkisine sahip olmaksızın, bu talebi doğrudan işleme almakla görevli olan kimseler dolandırıcılık suçunda tipe uygun hatalı bir iradeden yoksundur.

  1. Mevcut Hatalı Düşünceyi Sürdürmek

Yürürlükten kalkan 765 sayılı TCK m. 503’ün ilk halinde “mevcut hatadan yararlanma” unsuruna yer verilmemekteydi. Bu dönemde, her ne kadar kanunun lafzına uymasa da, başkasını hataya düşürme ile başkasının hatasından yararlanma arasında fark olmayacağı; mevcut hatayı güçlendirmek ve sürdürmek suretiyle de failin amacına ulaşabileceği belirtilmekteydi[62]. Bunun dışında mehaz Alman Ceza Kanunu’nda (StGB § 263) “hatasını devam ettiren” unsuruna açıkça yer verilmektedir. Doktrindeki ağırlıklı görüş, suç tipinde her ne kadar “aldatmak” ifadesiyle yetinilse de, mağdurun hatasını sürdürmek suretiyle gerçekleştirilen fiillerin TCK m. 157 hükmü kapsamında ele alınması yönündedir[63]. Karşı yönde olan görüş ise, “var olan hatadan yararlanma” unsuruna açıkça yer veren yabancı ülke kanunlarından hareketle, bu unsura yer vermeyen TCK m. 157 hükmü karşısında mağdurdaki mevcut bir hatadan yararlanmayı dolandırıcılık olarak cezalandırılmasının mümkün olmayacağını belirtmektedir[64].

  1. Suç Tipiyle İlişkisi

“Hatanın ilk defa hileli davranışı gerçekleştiren kimse tarafından meydana getirilmesi yönünde bir zorunluluk bulunmamaktadır. Ayrıca, gerçeğe aykırı davranışlarla mağdurdaki hata halinin pekiştirilmesi, hile ile hatanın devamı arasında nedensellik bağının kurulmasını sağlamaktadır.” Sözünü ettiğimiz nedenle, iradeyi etkilemeye yönelik bir davranışla muhataptaki hatanın devamında etkin bir rol üstlenen fillerde, tipe uygun bir hatanın varlığı kabul edilmelidir. Bunun için;

1) hileli davranış olmalı ve

2) hileli davranış hatanın sürdürülmesine yönelik olmalı ve

3) hile ile hatanın sürdürülmesi arasında neden-sonuç ilişkisi bulunmalıdır.

Fail, mevcut şüpheyi kuvvetlendirmek veya gerçeği öğrenmesini engellemek şeklinde icrai davranışla muhatabın içinde bulunduğu hata halini sürdürülebileceği gibi; sessiz kalıp, ihmali davranışla yani aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyerek de muhataptaki hatayı sürdürebilir[65]. Ancak bu noktada ihmali davranışın TCK m. 157 hükmü kapsamında cezalandırılmayacağı görüşünde olduğumuzu hatırlatmak isteriz.

  1. Uygulaması açısından

İlk şart, icrai nitelikte bir hileli davranışın bulunmasıdır. Muhatabın hatalı düşüncesini desteklemek üzere;

  1. a) gerçeğe aykırı ve
  2. b) aktif bir davranış

mağdura karşı yöneltilmediği müddetçe, tipe uygun bir hatadan söz edilemeyecektir. Nitekim Yargıtay, telefonun orijinal olduğu zannıyla hareket eden mağdura, sattığı telefonun orijinal olmadığı bilgisini vermeyen faili, aktif bir davranışı bulunmadığı için dolandırıcılık suçundan sorumlu tutmamıştır[66]. Yine, hatayı sürdürmeye yönelik hareket gerçeğe aykırı nitelik taşımalı, yani hile özelliği göstermelidir. İsim benzerliği dolayısıyla başkasına ait taşınmazın, hatalı şekilde kendi adına tapuda tescil edildiğini öğrenen sanığın, kaybettiği gerekçesiyle tapu dairesinden yeni bir tapu senedi talep etmesini ve söz konusu taşınmazı tapuda annesinin üzerine devretmesini hileli hareket olarak nitelendirmemiştir[67].

Kanaatimizce, mevcut hata örtülü nitelikteki hileli davranışlarla da sürdürülebilir. Bu anlamda, yanlışlıkla adına tescil ettirildiğini bildiği taşınmaz hakkında “gerçekte hak sahibiymişçesine” tapu senedi talep edilmesi ve taşınmazın başkasına devredilmesi örtülü anlamda hileli harekettir. Bu nedenle, karara katılmadığımızı belirtmek isteriz. Diğer taraftan, iradeyi hedef almayan oyalayıcı ve dikkat dağıtıcı hareketler, muhatabın hatasını fark etmesini engellese de, dolandırıcılık suçunda hile tanımına uygun değildir[68].

İkinci olarak, hile hata içerisinde olan kişiye veya makama yöneltilmelidir. Hatalı şekilde yatan maaşın veya bursun kesilmemesi için ilgili kuruma sahte belge verilmesi mevcut hatanın sürdürülmesine yönelik hileli davranıştır. Olayda “bir dolandırıcılık” suçu oluşmaktadır. Yatmaya devam eden paranın sözde hak sahibi tarafından çekilmesi hileli hareket olmadığı için, paranın kaç defa çekildiğini araştırmaya gerek yoktur.

Üç köşeli dolandırıcılıkta, mağdurun mevcut hatasından istifade etmek üzere hileli hareketin muhataba yöneltildiği durumlarda ise hataya düşürme söz konusudur. Örneğin, kurumun hatası dolayısıyla ölen annesi adına yatmaya devam eden emekli maaşını çekebilmek için, muhatap konumundaki banka görevlisine yönelik hileli hareketlere başvuran failin fiili hataya düşürme kapsamında ele alınmalı; her bir hataya düşürme fiilinin bağımsız dolandırıcılık suçunu oluşturduğu sonucuna varılmalı ve koşulları varsa zincirleme suç hükümleri uygulanmalıdır. Nitekim bir kararda, sanığın, hükümsüz kalmış vekâletname ile ölen babası adına yatmaya devam eden emekli maşını çekmeyi sürdürmek şeklindeki fiilleri, her biri bağımsız hileli hareket kabul edilerek, zincirleme şekilde işlenen dolandırıcılık suçu kapsamında ele alınmıştır[69].

Nihayet üçüncü koşulda “sebep-sonuç ilişkisinin” kurulabilmesi için hatalı düşünceyi sürdürmek isteyen failin hileli davranışı, bu hataya sahip muhatabın iradesi üzerinde etki doğurmaya ve onu tasarrufta bulunmaya sevk etmeye yönelik olmalıdır. Üç köşeli dolandırıcılıkta, eğer tasarruf işlemini gerçekleştiren temsilci hata hali içerisinde ise, temsilcinin hatasını sürdürmek için hileli hareketin yine temsilciye yönelmesi ve onu tasarrufa bulunmaya sevk etmesi gerekir. Buna karşılık, temsilcinin hatasından yararlandığını gizlemek ve hatanın ortaya çıkmasını engellemek amacıyla, hile temsil edilene yöneltilirse, hileli hareket ile hatalı iradenin sürdürülmesi ve tasarrufta bulunma unsurları arasında doğrudan sebep-sonuç ilişkisi kurulamayacaktır.

V.HİLE UNSURUNUN EKONOMİK SUÇLARA YANSIMASI

Ceza hukukunda ekonomik suçları ifade eden tek bir terim mevcut değildir. Bu minvalde olmak üzere doktrinde, ekonomik suç, mali suç, ticari suç, ticari yaşamı ilgilendiren suç gibi terimler kullanılmakta; bankacılık, rekabet, patent, sigorta, yolsuzluk[70], kara para aklama[71], sermaye piyasası[72], kaçakçılık[73], beyaz yaka suçları ve finansal suçlar[74] gibi konu ve alanlarda gerçekleştirilen suçlar, geniş anlamda ekonomik suç olarak kabul edilmektedir[75]. Bunun yanında, ekonomik suçlar bir üst kavram olarak belirlenerek; mali ve ticari suçların, ekonomik suç kapsamına dâhil olduğu da ifade edilmektedir[76]. Dolayısıyla bu kavramları, belli bir suç tipini yansıtan hukuksal terimler olarak değil; ortak bir özellik altında toplanan, benzer hukuki konuyu ihlal eden belli suç tipleri olarak algılamak gerekir[77]. Zira hukuki konu, ceza normu ile olası ihlallere karşı korunması amaçlanan hukuki varlık veya menfaattir[78].

TCK, ekonomi alanında işlenen suçları, “Topluma Karşı Suçlar” kısmının, “Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar” bölümünde düzenlemiştir. Bununla birlikte, bu suçlar, yalnızca TCK’da yer alanlardan ibaret olmayıp özel kanunlarda da yer almaktadır. Bahsedilen tercih, kanun koyucunun, bu bölümde yer alan suçlardan ne kastettiğinin ve bunların, bu alana dâhilmiş gibi görünen diğer suçlardan farklılıklarının anlaşılmasını sağlamaktadır[79]. Ortak bir husus olarak denebilir ki ekonomik bir ilişkide bulunması gereken temel unsurlardan olan, güvenin kötüye kullanılmasıyla oluşan, ekonomik düzenin bütünlüğünü bozmaya yönelik[80] suçlar, ekonomik suç kategorisine dâhildir. Bu suçların ayırıcı özelliği, her suçta olduğu gibi belli yararları ihlal etmelerinin yanında toplumun ekonomik sistemini tehlikeye sokmalarıdır[81]. Şüphesiz, bireylerin ekonomik menfaatlerine ve bunlara zarar vermeye yönelik bazı bireysel suçlar da ekonomik düzeni belli yönlerden ve belli oranlarda etkileyebilir. Fakat burada, ekonomik suçları belirleyen önemli nokta, doğrudan ve birincil olarak, devletin ekonomik düzenine yansıyan bir etkinin mevcudiyetidir[82].

Dolayısıyla denebilir ki “ekonomik suçların hukuki konusu ve ayırıcı özelliği bireysel bir yarardan ziyade, kamu yararıdır”. Zira liberal hukuk sistemlerinde devlet, ekonomiye istisnai olarak müdahale eder[83].Bu nedenledir ki hırsızlık, dolandırıcılık gibi, bireylerin işlediği ekonomik yönü olan suçlar, bahsi geçen boyutta bir kapsama ulaşmadığı için ekonomik suçlar alanına dâhil değildir[84]. Kişiler arasındaki ekonomik ilişkilerde, asgari ölçüde bir güven yer almalıdır. Bu nedenle, bu tür ilişkilerde hile yoluyla bahsi geçen güvenin bozulmasına sebebiyet verecek hareketler cezalandırılmaktadır[85].İkili ekonomik ilişkilerde aranan bu güvenin, ekonomik sistemi az ya da çok etkileyen ilişkilerde aranmaması beklenemez. Bu nedenle ekonomik suçlarda hile hareketleri ayrıca incelenmiştir.

  1. CEZAİ HİLE-HUKUKİ HİLE AYRIMI

Mülga Borçlar Kanunu’nda hile terimi kullanılırken[86]; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda[87], aldatma terimi tercih edilmiş ancak kavramın kapsam ve içeriğinde bir değişikliğe gidilmemiştir[88]. Borçlar hukuku anlamında hile, irade bozukluğu türlerinden biri olduğundan; hile sonucunda yapılan işlem, iptal[89] yaptırımıyla karşılanmaktadır[90]. Zira sözleşme, karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarıyla kurulan bir borç ilişkisidir[91]. Buna göre hile sonucunda aldatılan taraf, hatası esaslı olmasa dahi özel hukuk sözleşmesiyle bağlı değildir[92].Başka bir deyişle, hileye uğrayan, TBK m. 39[93], uyarınca sözleşmenin iptalini sağlayabilir. Buna göre özel hukuk anlamında hile, hukuki işlem yapabilmek için karşı tarafın irade beyanını sağlamak adına gerçeği değiştirmek veya olmamış bir durumu mevcutmuş gibi gösteren hareket veya susma halleridir[94].

Özel hukukta hilenin yaptırıma bağlanması açısından ağırlık derecesine bakılmamaktadır[95]. Borçlar hukukunda kabul edilen hilenin kapsamı, ceza hukuku anlamında kabul edilen hilenin kapsamından daha geniştir[96]. Ceza hukuku hilesi ve özel hukuk hilesi şeklindeki ayrım, liberal düşünceden kaynaklanan, ticari işlere aşırı müdahale edilmemesi ve sözleşmelerin gelişimine engel olunmaması[97] anlayışından doğmuştur.

Dolandırıcılık suçunda hile, suçun çekirdeğini oluşturmaktadır. Türk öğretisindeki çoğunluk ve mahkemeler, her türlü hileli davranışın değil, sadece belli özelliklere sahip hileli davranışların ceza hukuku himayesine alınması taraftarıdır. Başka bir ifade ile dolandırıcılık suçunun oluşumunda fail tarafından gerçekleştirilen hileli davranışın belli bir ağırlığa ulaşması gerekmektedir. Ancak dolandırıcılık suçunun unsuru olan hilenin belli bir ağırlığa veya yoğunluğa ulaşmasını aramak, dolandırıcılık suçu yönünden TCK’nın öngörmediği yeni bir unsuru uygulamayla eklenmesi anlamına gelecektir. Soyut da olsa yalan aldatmış ise hiledir, ayrıca aldatmaya elverişli olup olmadığına ve belli bir ağırlığa ulaşıp ulaşmadığına ilişkin bir değerlendirme yapılmaması gerekir[98].

Suçun var olabilmesi için korunan varlık ve menfaatin zarara uğraması ya da tehlikeye sokulması gerekir. Kimi suçlar vardır ki işlendiklerinde birden çok hukuki varlık ve menfaati zarara uğratırlar[99].Dolandırıcılık suçunda hem malvarlığı değeri zarara uğratılmakta hem de kişilerin irade özgürlüklerine ilişkin menfaatleri ihlal edilmektedir. Nitekim dolandırıcılığı suç haline getiren hükümlerin amacının sadece malvarlığını korumak değil, aynı zamanda kişilerin malvarlığına ilişkin işlemleri yönünden irade özgürlüklerini korumak da olduğu ifade edilmektedir[100].Ekonomik ilişkilerin kurulmasında, tarafların birbirlerine karşı güvenlerinin korunmasındaki sosyal menfaat, dolandırıcılığın suç sayılma sebeplerinin başında gelmektedir[101]. Aynı suç bünyesinde birden çok hukuki varlık ve menfaat korunuyor olsa da dolandırıcılık suçunda, failin asıl amacı malvarlığına yönelik bir kazanım sağlamaktır; hileli davranışlarla irade özgürlüğünün etkilenmesi ise malvarlığı kazanımı için araç niteliğindendir ve bu nedenle dolandırıcılık suçu malvarlığına karşı suçlar arasında değerlendirilmektedir[102]. Nitekim Türk Ceza Kanunu’nda, dolandırıcılık düzenlemesine “malvarlığına karşı suçlar” kategorisinde yer verilmiştir. Dolandırıcılık suçunda esasen korunması amaçlanan hukuki varlık ve menfaatin ne olduğuna ilişkin tespit ilgili hüküm yorumlanırken önem taşır[103]. Örneğin hileli yollara başvurularak yani iradesi sakatlanılarak zengin bir kızla evlenilmesi durumunda dolandırıcılık suçu oluşmaz[104]. Zira dolandırıcılık suçunda esasen korunmak istenen malvarlığı değerleridir. Yapılan evlilik maddi olarak bir zarara yol açmadığı sürece mağdurun manevi olarak zarar görmesi ya da failin manevi olarak yarar sağlaması dolandırıcılık suçunun oluşumu için yeterli değildir[105].Bununla birlikte maddi değeri olmayan ancak manevi değeri olan malvarlığı değeri üzerinde dolandırıcılık suçunun gerçekleştirilmesi mümkündür[106].

Dolandırıcılık suçundaki hile, bu suçun, diğer malvarlığına karşı işlenen suçlardan ayrımında belirleyici unsurdur[107].Suçun çekirdeğini oluşturan hilenin, son derece karmaşık bir kavram olması nedeniyle dolandırıcılığın tanımlanmasında zorluk yaşanmaktadır[108]. Bu zorluğa rağmen dolandırıcılığı; “doğru davranma ve iyi niyet kurallarına aykırı hareket ederek kişileri aldatıp iradelerini yanıltmak suretiyle malvarlığı değerleri üzerinde tasarruf etmelerini sağlamak” şeklinde tanımlamak mümkündür[109].Kullanılan hile nedeniyle, mağdurda yanlış bir kanaat veya gerçekle bağdaşmayan bir düşünce oluşmakta[110]; mesela rıza göstermeyeceği bir konuda rıza göstermektedir. İnsan ilişkilerinde, kişiler tarafından gerçekleştirilen her türlü hileli davranış cezalandırılmamaktadır. Bazı hileli davranışlar yönünden özel hukuk yaptırımları yeterli görülmekte; ancak belli koşulların sağlanması durumunda cezai yaptırımlar devreye girmektedir[111].

VII. SOYUT/BASİT YALAN

Cezai hile ve hukuki hile ayrımına ilişkin yukarıda ele alınan tartışmalar günümüz doktrininde, soyut yalanın hile oluşturup oluşturmadığına yönelik benzer bir çizgide devam etmektedir[112]. Zira cezai hile-hukuki hile ayrımının ortadan kalkması, soyut yalanın veya basit hileli davranışların dahi ceza hukuku alanına girmesine sebebiyet verirken; bu ayrımın devam etmesi, cezalandırıcı hilenin ve yalanın belirli bir ağırlığa ulaşıyor olmasını gerektirmektedir[113]. Bu anlamda yalanın niteliği, hileli suçun oluşup oluşmadığı noktasında hayati önem taşımaktadır. Dolayısıyla, soyut yalan konusunda çeşitli tartışmalar yapılagelmektedir. Doktrinde bir görüş[114], bir kişinin, diğerini soyut yalanla aldatmasının ceza hukuku anlamında hile olmadığını; bunun, özel hukuk kurallarıyla çözülmesi gereken bir durum olduğunu kabul etmektedir. Buna göre, ceza hukukunu ilgilendiren anlamda hile kabul edilecek bir yalanın varlığından söz edilebilmesi için bu yalanın birtakım başka hareketlerle desteklenmesi, bir diğer deyişle, yukarıdaki kısımda açıklanan sahneye koyma kuramına uygun olması gerekmektedir. Bu yönde, kişinin küçük bir araştırmayla doğru olmadığını fark edeceği basit yalanların, hile kapsamına alınamayacağı; bireylerin, basit bir yalana hiç araştırma yapmaksızın inanmaması gerektiği[115] kabul edilmektedir[116]. Bir başka görüş[117], yalanın, hile sayılıp sayılmayacağına yönelik baştan, net bilgiler verilmesinin olanaksız olduğunu; herhangi bir olaydaki yalanın hile oluşturup oluşturmadığının somut olay içerisinde değerlendirilebileceğini kabul etmektedir. Bu görüş de yukarıdakine benzer şekilde, belli bir ağırlığa ulaşmamış basit yalanların hile oluşturmayacağını; somut olay şartları doğrultusunda, aldatılanı kandıramayacak nitelikte, belli bir ağırlığa ulaşmamış yalanların, elverişsiz hareket kapsamında suç oluşturmayacağını[118]; yalanın, hile kabul edilebilmesi için, kişinin denetleme olanağını kırabilecek yoğunlukta olması gerektiğini kabul etmektedir. Bununla birlikte bu görüş; bu yoğunluğun, sahneye koyma kuramındaki kadar belirgin olmasını aramamaktadır.

Somut olay özelliklerine göre, yalanın sergilenişinde bir güven ortamının yaratılması; aldatılanın, durumu denetleme imkânının ortadan kaldırılması gibi durumların, yalanın belli bir ağırlık ve yoğunluğa ulaşarak hile halini alması olarak değerlendirilmiştir[119]. Örneğin soyut yalanın yazıya dökülmesi, dış gerçekliği çarpıttığı ve bu şekilde sahneye koyma teorisine uyduğu için hile olarak kabul edilmelidir[120].Bu kapsamda, hilenin, basit bir yalandan ibaret olmayıp inandırıcı ve ustalıklı bir yalan olduğu ifade edilmiştir[121]. Yalan söyleyen kişinin hile yaptığını kabul edebilmek için ancak yalanı söyleyenin, doğru söyleme konusunda hukuki bir yükümlülüğünün bulunmasının ve hitap edilen kişinin de ondan, doğru bir bilgi beklemesinin gerektiği hallerde soyut yalanın hile oluşturduğu da kabul edilen bir görüştür. Bu anlamda yalana başvuran kişiden garantörlük[122] çerçevesinde bir sorumluluğun beklendiği ifade edilebilir[123]. Bir diğer görüş[124], yalanı söyleyen kişiyi bu tip teknik sorumluluklar dışında bırakarak; kişinin, toplumda belli bir güven duygusu oluşturmuş, genel olarak yalan söylemediği kabul edilen biri olması halinde yalanının, hile sayılabileceğini kabul etmektedir. Hilenin niteliği konusunda kabul edildiği gibi, her somut olayda sübjektif bir değerlendirme yapılması ve kişinin öznel durumuna göre, o olayda kandırılıp kandırılmadığına bakılarak hilenin oluşup oluşmadığına karar verilmesi gerektiğini kabul eden görüş[125] de bulunmaktadır.

Mağdurun hataya düşmesi herhangi bir nedenden değil, hileli davranıştan kaynaklanmalıdır[126]. Bu nedenle dolandırıcılık suçunun bağlı hareketli suç olarak nitelendirilmesinin [127]ve her hâlükârda bu çeşit hareketlerin suç işlemeye elverişli olmasının gerektiği[128],aksi durumda işlenemez suçun söz konusu olacağı belirtilmektedir[129]. Bununla birlikte TCK’daki dolandırıcılık düzenlemesinde, mağdurun hataya düşürülmesine yönelik hileli davranışların ne şekilde olması gerektiğinin tanımlanmaması ve sayısız türdeki hileli davranışlarla dolandırıcılık suçunun gerçekleştirilmesinin mümkün olması nedeniyle esasen bu suçun serbest hareketli suç kapsamında olduğunu savunan görüşler de bulunmaktadır[130].Suç tanımında yer verilen “hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp” ifadesinden çıkan başka bir sonuç, hileli davranış ile mağdurun hataya düşmesi arasında nedensellik bağının bulunmasının gerekliliğidir. Hataya düşme failin hareketinden değil, mağdurun kendisinden ya da üçüncü kişinin hareketinden kaynaklanıyorsa dolandırıcılık suçu oluşmayacaktır[131]. Ancak bu durumda da mağdurun hatasını fark eden kişinin, hatayı düzeltme ve mağduru aydınlatma yükümlülüğünün bulunmaması gerekir[132]. 5237 sayılı TCK’da yer verilen dolandırıcılık suçuna ilişkin hüküm esas alındığında, kişide esasen var olan hata ve aldanma durumlarından yararlanmanın dolandırıcılık olarak kabul edilemeyeceğini savunan görüşlerin bulunduğunu söylemek gerekir[133]. Aşağıda “dolandırıcılık suçunun ihmali hareketle işlenmesi” başlığı altında bu konuya ayrıca değinilecektir. Ancak fail, kişi de var olan bu aldanma ve hata halini güçlendirici söz ve davranışlarda bulunmuş ise her hâlükârda dolandırıcılık suçu oluşacaktır[134] ve bu konuda tereddüt bulunmamaktadır. Bazı suçlar yönünden mağdurun kusurlu hareketleri, failin gerçekleştirmiş olduğu hareket ile ortaya çıkan netice arasındaki nedensellik bağını kesebilmektedir. Dolandırıcılık suçu kapsamında bu husus değerlendirildiğinde, mağdurun hataya düşmesinde kendi kusuru bulunsa ve hileli davranışın gelişmesinde etkin bir rol oynamış olsa da hileli davranış ile hataya düşme arasındaki nedensellik bağının varlığını koruduğunu söylemek gerekir[135]. Hileli davranışların yanı sıra mağdurun kusurlu hareketinin de dahil olmasından kaynaklanan zararlı neticelerin cezasız bırakılması doğru değildir[136].Mağdurun hataya düşmesinde, kendi kusurunun bulunması, temel ceza belirlenirken dikkate alınabilecektir[137]. Mağdur hileli durumu biliyorsa aldandığından veya hataya düştüğünden söz edilemez[138].Ayrıca kendisine söylenenlerin yalan olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu değerlendirmesine rağmen, bu olasılığı kabullenerek hareket eden kişinin hataya düşmüş olduğunun kabul edilmesinin mümkün olmadığı ifade edilmektedir[139]. Hileli davranış ile mağdurun malvarlığı üzerindeki tasarrufu arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Kişinin malvarlığı üzerindeki tasarrufu, hileli davranışlar dışındaki bir sebeple gerçekleşmişse nedensellik bağı yoktur[140]. Ayrıca hileli davranışla hataya düşürülen kişi yönünden, “aldatılmamış olmasaydı da aynı şekilde tasarrufta bulunacaktı” şeklinde bir belirleme yapılabiliyorsa dolandırıcılık suçunun oluşmayacağı ifade edilmektedir[141].

Yukarıdakilerden farklı olarak, soyut yalanın, hile oluşturabileceği düşüncesinde olan görüş[142], çıplak bir yalanın ceza hukuku anlamında hile oluşturmadığını kabul etmenin mantığa uygun olmadığını savunmaktadır. Buna göre, somut olay şartlarının da bu yalanı destekliyor olması halinde soyut yalanın, diğer hilelerden farklı olmadığı kabul edilmektedir. Burada bahsi geçen somut olay şartlarının, soyut yalanı söyleyen kişi tarafından oluşturulmuş olmasına gerek yoktur; bunlardan yararlanarak yalan söylenmiş olması yeterlidir. Dolayısıyla hilenin varlığı için soyut yalanın yanında, sahneye koyma kuramı uyarınca bunu destekleyecek hareketler olmasına gerek yoktur. Önemli olan, o somut olayda bulunan kişiye benzer kişilerin, o somut olay şartlarında söylenen yalana inanabilecek olmalarıdır. Bu belirlemeyi yapmak her olayda hâkimin takdirinde olmalıdır[143]. Benzer şekilde, insanlar arasındaki ilişkilerin temelinin, şüpheye değil güvene dayalı olduğu; bu nedenle, kendisine söylenen soyut bir yalan neticesinde zarara uğrayan bir kişiye bu yalanı araştırma sorumluluğu yüklenerek kişinin, cezai korumadan mahrum bırakılmasının hukuk anlayışıyla bağdaşmadığı öne sürülmüştür[144]. Ayrıca, ortalama bir kişiye nazaran daha kolay kandırılabilen, dikkatsiz ya da umursamaz birine karşı hile yapmak daha kolay olacağı için bu kişilerin, hilenin muhatabı olarak daha fazla tercih edilecekleri; dolayısıyla bu kişilerin, ortalama bir kişi gibi ceza hukukunun korumasından yararlandırılmamalarının hakkaniyete uygun olmayacağı kabul edilmektedir[145]. Yargıtay[146] hileyi, nitelikli yalan olarak kabul etmekte ve soyut yalanı hile olarak değerlendirmemektedir. Ceza hukuku anlamında yalanın, ancak kamu düzenini bozacak bir boyuta ulaşmış hallerinin hile sıfatıyla suç oluşturabileceğini kabul etmektedir. Yargıtay’a göre[147], doğru olmayan açıklamaların hile kabul edilebilmesi için, yalana, somut olay şartlarına göre gerektiğinde, aldatılanın inceleme eğilimine etki edecek bazı dış unsurların eklenmelidir. Belirttiğimiz gibi, kanaatimizce cezai hile-hukuki hile ayrımı hala mevcuttur. Soyut yalan, tam da bu ayrım noktasında kendisini göstermektedir. Daha önce ifade edildiği gibi, soyut bir yalanla kandırılmış ve zarara uğramış kişinin zararının özel hukuk uyarınca karşılanması söz konusu olup, bu kişinin tamamen korumasız bırakıldığı veya soyut yalanı söyleyen kişinin haksız hareketine hiçbir karşılık bulmadığı söylenemez. Bu nedenle, soyut yalanın hile oluşturduğundan bahisle ceza hukuku müeyyideleriyle karşılanması ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır[148].

VIII. İHMALİ HİLE-İCRAİ HİLE AYRIMI

Kanunun, yapmama şeklindeki hareketi cezalandırması durumunda ihmali suçtan söz edilir. İhmal, yapılması hukuken zorunlu kılındığı halde yapılmayan harekettir[149]. İhmali suçlar, saf (gerçek) ihmali suçlar ve nitelikli (görünüşte) ihmali suçlar olarak ayrılmaktadır. Saf ihmali suçlarda ihmali hareket, tıpkı icrai hareketli suçlarda olduğu gibi kanuni tipte başlı başına suç olarak düzenlenirken; nitelikli ihmali suçlarda kural olarak icrai hareketle işlenen bir suçun ihmali hareketle de işlenmesi hali cezalandırılır[150]. TCK’da suçların, ihmali hareketle işlendiği durumlarda cezalandırılabileceğine ilişkin, bir genel hüküm bulunmamaktadır. Özel hükümlerde ise bazı suçların, ihmali hareketle işlenebileceği haller ayrıca belirlenmiştir. Buna dayalı olarak doktrinde, ihmali hareketi özel olarak düzenlenmeyen suçların, kanunilik ilkesi uyarınca cezalandırılamayacağı savunulmaktadır[151].

Kanaatimizce, ihmal, neticenin zorunlu şartı olduğu sürece suçla nedenseldir; bu nedenle suç oluşturabilmesi için kanunda ayrıca belirtilmesine gerek bulunmamaktadır[152].Mevzubahis tartışmadan kaynaklı olarak doktrinde bir görüş[153] hilenin unsur olduğu suçlarda, ihmali şekilde işlenebileceği ayrıca belirtilmemişse suçun oluşmayacağı kanaatindedir. Bir diğer görüş[154], kişinin susmamak ve/veya doğruyu söylemek yükümlülüğünün bulunduğu hallerde hilenin, bir ihmal hareketiyle de gerçekleştirilebileceğini kabul etmektedir. Buna göre, ihmali hareketle hilenin gerçekleşebilmesi için kişinin, karşı tarafın içinde bulunduğu hatalı bilinç veya durumu düzeltmeye yönelik bir bilgilendirme yükümlülüğünün bulunması gerekir[155].Bu durumda kişinin susması, bir beyan niteliğinde kabul edilmektedir[156].Aynı yönde bir başka görüş[157],ihmal hareketiyle hilenin gerçekleştirilebileceğini savunmakla birlikte, kişide var olan hatadan salt susmak suretiyle yararlanılmasını hile olarak kabul etmemektedir. Bahsi geçen bilgilendirme yükümlülüğünün kaynağına ilişkin olarak da çeşitli görüşler öne sürülmüştür. Bir görüş[158], bu yükümlülüğün sözleşmeden veya kanundan kaynaklanabileceğini kabul ederken; bir diğeri[159], pozitif düzenlemeler dışında sosyal, ticari, ahlaki sorumluluklar ile somut olay özellikleri uyarınca bilgi verilmesi gereken özel durumlardan da doğabileceğini kabul etmektedir. Bir diğer görüş[160],buna iyi niyet kurallarını eklerken; diğeri[161], sözleşme dışı özel bir güven ilişkisinden de bir bilgilendirme yükümlülüğünün doğabileceğini kabul etmektedir. Doktrindeki karşıt görüş ise[162], bir kişinin bildirim yükümlülüğünün bulunduğu hallerde dahi susmasının hile olarak kabul edilemeyeceği; bu durumun ancak bir özel hukuk sorunu olabileceği kanaatindedir. Bu görüş, iradesi herhangi bir sebeple sakatlanmış olan bir kişinin, bu irade sakatlığından ihmali hareketle yararlanılması durumunda, başka bir deyişle, kişide var olan yanılma halinden, buna karşı bir şey söylemeyerek yararlanılma halinde de hilenin oluşmayacağı kanaatindedir. Belirtmek gerekir ki hile, kimi zaman örtülü bir beyanla da gerçekleştirilebilir. Bu noktada ihmali hareketten bahsedilmediğine dikkat edilmelidir. Zımni beyan niteliğindeki davranışlarda ortada esasen bir icrai hareket bulunmakla beraber, bu hareketler ihmali harekete varmayacak boyutta örtülüdür[163]. Bu minvalde, kişinin hareketlerinden hile açıkça anlaşılmamakla birlikte, somut olay özelliklerine göre davranışları, gerçekle bağdaşmayan bir durum ortaya koyuyorsa hilenin, örtülü gerçekleştirildiği kabul edilmektedir. Ancak burada örtülü hileyi gerçekleştiren kişinin hareketinin mutlaka bir beyan niteliğini haiz olması gerekir[164].

Önceden doğan bir borçla ilgili olarak hileli davranışlarda bulunulması, başka bir ifade ile öncesinde elde edilmiş bir yararı meşrulaştırmak için hileye başvurulması halinin dolandırıcılık suçuna vücut vermeyeceği, zira yararın ve zararın daha önce gerçekleşmesi nedeniyle hileli hareket ile aralarında nedensellik bağının bulunmadığı belirtilmektedir[165].Yargıtay, mal ve hizmet alımıyla eş zamanlı olarak hileli davranışlarda bulunulmasını dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirmekte; öncesinde alınan mal ve hizmetin bedelini ödemek için yani önceden doğan bir borcu kapatmak için hileli davranışlarda bulunulmasının dolandırıcılık suçunu oluşturmayacağını kabul etmektedir[166].

Dolandırıcılık suçunda hileli davranışın başka bir yerde yapılması, menfaatin ise başka bir yerde sağlanması mümkündür[167]. Ayrıca suçun tamamlanması için zararın meydana gelmesi yeterlidir; failin hile ile elde etmiş olduğu menfaatten fiilen yararlanamamış olması suçun tamamlanmadığı sonucunu doğurmaz[168]. Örneğin mağdurun hileli davranış sonucu failin banka hesabına para göndermiş olması ancak bankanın hesaba bloke koyması nedeniyle failin gönderilen parayı çekememiş olması durumunda tamamlanmış dolandırıcılık suçundan bahsedilecektir. Zira paranın gönderilmesi ve failin hesabına geçmesi ile birlikte menfaat sağlanmış, mağdurun zararı ortaya çıkmış ve suç tamamlanmıştır[169].

  1. CEZA HUKUKU HİLESİ İLE ÖZEL HUKUK HİLESİ AYRIMI

Ticari özgürlük alanını geniş tutmak, sözleşme ve özel hukuk ilişkilerinin gelişmesini engellememek için özel hukuk hilesi ile ceza hukuku hilesi ayrımı yapılmaktadır[170]. Günümüzde özel hukuk hilesi ile ceza hukuku hilesi ayrımının önemini yitirdiği ifade edilmekte ise de[171]; büsbütün yok olmamıştır[172].Nitekim bir hukuki ilişkide sadece yalan söylemiş olmanın ceza hukuku bağlamında yaptırıma tabi olmaması ve ceza hukuku himayesi dışında tutulabilmesi için özel hukuk hilesi ile ceza hukuku hilesi ayrımının yapılmasının gerekli olduğu söylenebilir[173]. Ülkemizdeki mahkemelerin ve savcılıkların uygulamasına bakıldığında özel hukuk hilesi ile ceza hukuku hilesi ayrımının önemini koruduğunu söylemek mümkündür. Bu ayrım nedeniyle dolandırıcılık isnadıyla soruşturulan çoğu dosyada “hukuki ihtilaf” gerekçesiyle takipsizlik kararı verilmekte ve mahkeme önüne taşınmadan hukuki yaptırımlar yeterli görülerek bu dosyalar kapatılmaktadır[174].Mahkemeye taşınan ve dolandırıcılık iddiası içeren olayların bazısı için mahkumiyet, bazı için ise “hukuki ihtilaf” gerekçesiyle beraat kararları verilmektedir. Eşitsiz uygulamaların önüne geçmek için özel hukuk hilesi ile ceza hukuku hilesi ayırımının objektif ölçütlere bağlanması gerekmektedir. Özel hukuk hilesinin, ceza hukuku hilesine göre daha kapsamlı olduğu söylenebilir[175]. Ceza hukuku kapsamındaki her hile aynı zamanda özel hukuk hilesi olarak kabul edilmektedir[176]. Bununla birlikte her özel hukuk hilesi aynı zamanda ceza hukuku hilesi olarak kabul edilip cezalandırılmamaktadır[177]. Özel hukuk hilesi ile ceza hukuku hilesi ayrımının kabul edildiği bir sistemde, özel hukuk hilesinin nitelik ve nicelik açısından, hangi eşikten sonra ceza hukuku hilesine dönüşeceğini tespit etmek gerekir ve sorunlu olan nokta burasıdır[178].

  1. CEZA HUKUKU HİMAYESİ DIŞINDA TUTULAN HİLELİ DAVRANIŞLAR VE HUKUKİ İHTİLAF

Günümüzde birçok kişi, özel hukuk sözleşmelerinden kaynaklı olarak maddi zarara uğradığı ve karşı tarafça dolandırıldığı iddiası ile şikayette bulunmaktadır. Savcılıklar ve mahkemeler hangi koşullarda taraflar arasındaki uyuşmazlığın hukuki ihtilaf boyutunda kaldığı ya da hangi koşullarda dolandırıcılık suçunun oluştuğunun tespitinde büyük zorluk yaşamaktadırlar. Mahkemelerin ve savcılıkların uygulaması göz önünde bulundurulduğunda özel hukuk hilesi ile ceza hukuku hilesi ayrımının hala önemini koruduğunu söylemek mümkündür. Yukarıda belirtildiği üzere yargı makamlarının hukuki uygulamalarında yeknesaklık sağlamakla görevli Yüksek Mahkeme, cezai yaptırıma tabi tutulabilmesi için hilenin belli bir ağırlıkta ve mağdurun inceleme veya denetleme eğilimini ortadan kaldıracak nitelikte olmasını aramaktadır.

Ceza hukukunun devreye girebilmesi için somut olayda özel hukuk yaptırımlarının yetersiz kalmasının gerektiği ifade edilmektedir[179].Bu bağlamda taraflar arasında sözleşme varsa, sözleşmenin yapılması anında hile kullanılmamışsa ve yapılan sözleşmede tarafların sözleşmeye riayet etmemeleri durumunda ne tür bir özel hukuk yaptırıma tabi tutulacağı belirtilmiş ise dolandırıcılık suçundan söz edilemeyecektir. Önder’e göre; taraflardan birisi her zaman sözleşmeyi feshedebilme olanağına sahipse veya sözleşmeye riayetsizlik halinde zararın karşılanacağı taahhüt edilmiş ise dolandırıcılık suçu oluşmaz[180].Cezai yaptırımın söz konusu olabilmesi için somut olayda gerçekleştirilen hileli davranışın mağdurun iradesinin hatalı oluşmasını ve bu suretle yarar elde etmeyi amaçlamış olması gerekmektedir[181]. Bir malı olduğundan daha pahalı, ucuz ya da faydalı göstermenin; başka alıcılar olduğu şeklindeki yalan beyanlarla alıcıyı ikna etmenin dolandırıcılık suçu kapsamında hile olarak kabul edilemeyeceği ifade edilmektedir[182]. Zira satıcıların başvurduğu bunun gibi basit yalanların cezalandırılması yoluna gidilirse ticari hayatın sekteye uğrayabileceği belirtilmektedir[183].Yine pazarlama yapılırken herkesçe bilinen deyimlerin ve abartılmış övgülerin kullanılmasının dolandırıcılık suçu bakımından olguya dayanan bir hile olarak kabul edilemeyeceği ifade edilmektedir[184]. Bu bağlamda bir emlakçının gösterdiği evi abartarak anlatması veya bir satıcının sattığı pirincin birinci kalite olduğundan bahisle pazarlamasında dolandırıcılık suçu oluşmayacaktır[185]. Satıcının malına, emsallerine göre daha yüksek bir bedel talep etmesi, hile değildir[186]. Geleceğe ilişkin salt kazanç tasavvurları hile olarak nitelendirilemez; zira ticari yaşam belli riskleri üstlenmeyi gerektirir[187].Maddi bulguların gizlenmesi (mesela bir malın ayıbını gizleyici hareketlerde bulunmak suretiyle kişinin hataya düşürülmesi) hallerinde dolandırıcılık suçunun oluşabileceği belirtilmektedir[188]. Hasar ve pert kaydı olan aracın, bir başka araca ait şasi numarası vermek suretiyle hasarsız olduğuna inandırdıktan sonra, noter satışı ile mağdura devrinin sağlandığı olayda Yüksek Mahkeme, dolandırıcılık suçunun oluşacağına hükmetmiştir[189]. Başka bir kararda; sanığın sattığı araca ilişkin ilanda “kesinlikle, hata, boya, değişen yok” ifadelerini kullanmasının, önceki hasarlar tespit edilmesin diye satım sırasında sanık tarafından önerilen kişiye aracın kontrol ettirilmesinin, plaka değişikliği yapılması nedeniyle önceki plakaya ilişkin hasar kaydının görülememesinin dolandırıcılık suçu kapsamında hileli hareketler olduğu tespiti yapılmıştır[190].

Muhatabın iradesi üzerinde etkide bulunmaksızın sadece olguları değiştirmek hilenin varlığı için yeterli değildir[191]. Olguları değiştirme, ancak bir beyan ya da açıklama biçiminde ortaya konduğu hallerde hile olarak kabul edilecektir[192]. Bir aracı satmadan önce kilometresi ile oynanarak daha az yol yaptığının gösterilmesi Yüksek Mahkeme tarafından dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirilmektedir[193].Bununla birlikte satılmak istenen aracın kilometresi ile oynamak başlı başına hile teşkil etmemektedir; bir hileden söz edebilmek için satış sırasında aracın kilometresinin gerçekte olandan daha düşük olduğu açıkça ya da zımnen beyan edilmelidir[194]. Hatta Yüksek Mahkeme aracın kilometresi gerçekte olandan daha düşük olarak beyan edilse dahi peşinen dolandırıcılık suçunun oluşacağını kabul etmemektedir; aracın kilometresinin değiştirilmesi hususu basit bir araştırma ile tespit edilebiliyorsa dolandırıcılık suçu kapsamında cezalandırılan bir hileden bahsedilemeyeceği belirtilmektedir[195].Türk ceza hukuku uygulamasında, gerçeğe aykırı taahhütler, mağdurun gerçeği araştırmasına engel olunmadığı sürece tek başına hile olarak kabul edilmemektedir[196].

Olayın hukuki ihtilaf mı yoksa dolandırıcılık suçu kapsamında mı olduğunun tespitindeki kilit nokta somut olayda mağdurun inceleme eğiliminin ortadan kalkıp kalkmadığıdır. Yüksek Mahkeme uygulamasında ortada soyut ve basit bir yalan varsa ve basit bir araştırma ile bu yalan mağdur tarafından fark edilebilecek nitelikteyse dolandırıcılık suçu oluşmayacaktır. Soyut ve basit yalan değil de, nitelikli yalan söz konusu ise ve bu nitelikli yalan başlı başına mağdurun denetleme ve inceleme eğilimini ortadan kaldırmışsa dolandırıcılık suçu oluşacaktır. Yine basit yalanın yanına mağdurun inceleme eğilimini ortadan kaldıracak nitelikte ve sahneye koyma biçiminde hileli söz ve davranışlar eklenmişse dolandırıcılık suçunun oluştuğu kabul edilmelidir. Özetle Yüksek Mahkeme, bir hileli söz ve davranışa maruz kalan mağdurun hileyi denetleme yükümlülüğünün bulunduğunu kabul etmektedir; yalan, tek başına denetleme veya inceleme eğilimini ortadan kaldıracak nitelikte değilse ve basit yalan karşısında mağdur hataya düşmüşse bunun sonuçlarına katlanmalıdır. Karşı taraftaki kişinin hataya düşürülmesi, failin somutlaşan söz ve davranışlarıyla olabileceği gibi zımni beyanlarla da mümkün olabileceği ifade edilmektedir[197]. Bu bağlamda sözleşme yükümlülüğünü üstlenen borçlunun, aynı zamanda sözleşmenin içeriğini yerine getirmeyi zımnen beyan etmiş olduğu, yine bir eşyanın satışı teklifinde bulunanın, aynı zamanda onu satmaya yetkili olduğunu ve ardından devrini yapacak halde olduğunu zımnen taahhüt etmiş olduğu belirtilmektedir[198].Bununla birlikte yukarıda ifade ettiğimiz üzere Türk Ceza Hukuku uygulamasında yerine getiremeyeceği taahhütte bulunmak her koşulda dolandırıcılık suçu kapsamında cezalandırılan hile olarak kabul edilmemektedir. Dolandırıcılık zorunlu olarak bir beyan suçu değildir[199]. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi dolandırıcılık suçu ihmali davranışlarla işlenebilmektedir. Sorun teşkil eden husus hangi hallerde ve koşullarda karşı tarafı aydınlatma yükümlülüğünün doğacağı ve bu yükümlülüğün kaynağının ne olacağıdır. Aydınlatma yükümlülüğü doğrudan kanundan kaynaklanabilir. Mesela 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1435. maddesine göre; sigorta ettiren sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğünü ihlal edip birtakım hususları saklayarak yani susarak menfaat sağlayan kişinin dolandırıcılık suçunu işlediğinden söz edilebilecektir. Kanundan kaynaklanan aydınlatma yükümlülüğünün tespitinde karşılaşılan en büyük sorun çeşitli alanlarda yapılan özel hukuk düzenlemelerinin aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin farklı ölçütler kabul etmesidir. Mesela tüketiciyi koruma mevzuatı esas alınırsa kanundan kaynaklı aydınlatma yükümlülüğünün sınırı çok genişleyecektir. Bu nedenle aydınlatma yükümlülüğünü ihmal eden bir satıcının davranışı, kolaylıkla hileli hareket olarak kabul edilebilecektir[200].

Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde yer verilen iyi niyet ve dürüstlük kuralının, kişilere, kanundan ve dolayısıyla örf ve adetten kaynaklanan bir harekete geçme, susmama yükümlülüğü getirdiği düşünülebilir. Medeni Kanunda açıkça iyi niyet ve dürüstlük kuralına yer verilmiş olsa da; özel hukukta genel bir aydınlatma yükümlülüğünün bulunmadığı ve hiç kimsenin, bir başkasını, onun gerekli dikkat ve özeni göstermesi halinde öğrenip fark edebileceği hususlarda aydınlatma yükümlülüğünün bulunmadığı ifade edilmektedir[201].Özel hukukta bile dürüstlük kuralından kaynaklı genel bir aydınlatma yükümlülüğünün varlığı kabul edilmediğine göre, taraflardan birinin diğerini belli hususlarda aydınlatmadığı ya da karşı tarafın içinde bulunduğu hatalı durumdan faydalandığı hallerde peşinen dolandırıcılık suçunun oluştuğunu kabul etmek mümkün değildir. Aydınlatma yükümlülüğünün varlığının tespitinde sözleşme serbestisi ilkesinin, ticari hayatın gereklerinin ve ticari örf ve adetin göz önünde bulundurulması gerektiği belirtilmektedir[202].Taraflardan birinin özel olarak korunmasını gerektiren bir durumun söz konusu olmadığı durumlarda normal ticari ilişkide susmanın, karşı tarafı aydınlatmamanın tek başına hile olarak kabul edilemeyeceği ifade edilmektedir[203].Daha ileri giden bir görüşe göre sadece susmak, hiçbir şekilde dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirilemez[204].

  1. HİLENİN MÜNFERİT UYGULAMA ALANLARI

Hile, hata ve ikrahla beraber iradenin sözleşmenin kuruluşunda korunmasına hizmet eden bir kurum olarak Türk Borçlar Kanunun genel hükümleri arasında düzenlenmiştir. (TBK m. 36, 39). Ancak hileyle ilgili bu hükümler ayrı bir kanuni düzenleme bulunmayan hallerde ve bünyesine de aykırı düşmediği takdirde, diğer sözleşmelere ve hatta her türlü hukuki işleme kıyasen uygulanabilir. Bunun dışında hile, TBK’nın diğer birçok hükmünde ve hatta diğer kanunlarda da düzenleme konusu yapılan bir olgudur. Bu çalışmanın konusu da hilenin borçlar hukukundaki münferit uygulama alanlarıdır. Bu kapsamda öncelikle TBK’nın hileye temas eden hükümleri incelenerek bunların teknik anlamda kullanılmış olup olmadıkları tespit edilecektir[205].

Hileye maruz kalan, söz konusu hile olmasaydı sözleşmeyi hiç yapmayacak ya da daha iyi şartlar altında yapacak idiyse illiyet bağının bulunduğu kabul edilmelidir[206]. Hile bizzat sözleşmenin tarafınca yapılabileceği gibi üçüncü bir kişi tarafından da yapılabilir. Üçüncü şahsın hilesi kural olarak sözleşmeyi etkilememekle beraber, sözleşme tarafı, üçüncü kişinin lehine yaptığı hileyi biliyor veya bilmesi gerekiyorsa bu hile de sözleşmeyi etkilemektedir. Zira burada taraf, lehine yapılan hileyi ve karşı tarafın bu hile nedeniyle sözleşme yapmak istediğini bildiği halde susarak bir nevi bu hileye ortak olmaktadır[207].

Hileye ilişkin hükümlerden anlaşıldığı üzere hilenin temel sonucu, hileye maruz kalana sözleşmeyi iptal hakkı tanımasıdır. TBK m. 39/1’e göre, iptal hakkı “hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içinde”, karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı bir irade açıklamasıyla kullanılmalıdır. Bu sürenin geçmesi halinde iptal hakkı düşecek ve sözleşme onanmış sayılacaktır. Ancak sözleşmenin onamış sayılması, tazminat talep edebilme hakkını ortadan kaldıramayacaktır (TBK m. 39/2). Bu takdirde hileye maruz kalanın uğramış olduğu zararların tazmini talep edebileceğini ve bu talebin sözleşmenin iptaliyle bağlantılı olmadığını söylememiz mümkündür[208]. Hile, hata ve ikrahla beraber iradenin sözleşmenin kuruluşunda korunmasına hizmet eden bir kurum olarak Borçlar Kanunun genel hükümleri arasında düzenlense de, Borçlar Kanunun diğer birçok hükmünde ve hatta çeşitli kanunlarda da düzenleme konusu yapılan bir olgudur. Bu çalışmanın konusu da hilenin borçlar hukuku alanındaki münferit uygulama alanlarıdır.

Borçlar Kanunu’nda irade sakatlıkları halleri yanılma, aldatma ve korkutma olarak belirlenmiştir. Sözleşmeyi kuran taraf iradelerinde sakatlık söz konusu olduğunda kural olarak, iradesi sakatlanan taraf sözleşmeyle bağlı değildir. Bununla birlikte meydana gelen zararın tazmin edilmesi de olanak dâhilindedir. Yanılmada ancak sözleşme yanılan tarafça iptal edilmişse tazminat söz konusu olabilmektedir. Buna karşın aldatma ve korkutma hallerinde tazminat talebi için sözleşmenin iptal edilmesi zorunlu değildir. Koşulların varlığı halinde sözleşmenin aldatılan veya korkutulanca onanması ya da iptal hakkının kullanılmaması durumunda meydana gelen zararın tazmin edilmesi de hukuken olanak dâhilindedir. Sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü bir kişinin aldatmasıyla sözleşme yapılmışsa karşı tarafın bu durumu bilmemesi şartıyla kural olarak aldatılan taraf sözleşmeden dönemez. Aldatılan taraf bu durumda zararını üçüncü kişiden isteyebilir. Korkutma davranışına maruz kaldığı için sözleşme yapmak zorunda kalan taraf, korkutma fiilinin karşı tarafça ya da üçüncü bir kişinin fiiliyle meydana gelmiş olmasına bakılmaksızın bu sözleşmeyi iptal etme imkânına sahiptir. Bu ihtimalde meydana gelen zarar karşı tarafın korkutma fiilini bilip bilmemesine göre karşı taraftan ya da üçüncü kişiden tazmin ettirilebilir. İrade sakatlığına bağlı olarak istenebilecek zarar kural olarak menfi zarar olup bazı durumlarda müsbet zararın da tazmin edilmesi mümkündür. Zararın tazmin edilmesinde kimi durumlarda haksız fiil hükümleri kimi durumlarda da culpa in contrahendo sorumluluğu çerçevesinde sözleşmeye ilişkin hükümler uygulanabilmektedir[209].

İrade sakatlıklarından bir diğeri de aldatmadır[210]. Aldatma, bir kimsenin davranışıyla başka bir kişiyi irade beyanında bulunmaya yöneltmek için o kişide yanıltıcı bir fikrin doğumuna veya teyidine yahut devamına sebebiyet vermesidir[211]. Gerek BK gerekse TBK aldatmanın tanımına yer vermemelerine karşın bir tarafın aldatması sonucunda kurulan sözleşmelerin akıbeti hakkında hükümler barındırmaktadırlar. Genel olarak, aldatıcı davranış neticesinde yanılan kişinin sözleşmeyle bağlı olamayacağı kabul edilerek gerçek iradenin üstünlüğüne önem verilmiştir. Aldatma sebebiyle sözleşmesel ilişkinin tarafı olan kişi bundan ötürü zarara da uğramış olabilir. Bizim için bu zararın hangi şartlarda tazmin edileceği konusu önem arz etmektedir. Tazminata bağlanan sonuçla bakımından karşı akidin aldatması ile üçüncü kişinin aldatması arasında bazı farklılıklar bulunduğundan her iki durumu ayrı ayrı incelemekte fayda bulunmaktadır.

Sözleşmenin taraflarından birinin aldatmaya yönelik davranışı neticesinde karşı tarafın yanılmasının söz konusu olduğu durumlarda karşı akidin aldatması söz konusu olur. TBK m. 28/ c. 1 ve TBK m. 36/ f. 1 bu durumu düzenlemektedir. Buna göre, taraflardan biri diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme ilişkisine girmişse, yanılma esaslı olmasa bile aldatılan kişi, sözleşme ile bağlı değildir. Bu hükümle kanun koyucu, bir kişinin aldatıcı davranışlarının kanunca himaye edilmeyeceğini hüküm altına almıştır. Bir tarafın sözleşmenin kurulması sırasında yardımından faydalandığı kişilerin (yardımcı şahısların) aldatması, tarafın aldatması sayılmaktadır[212]. Başka bir ifadeyle, karşı akidin yardımcılarının aldatması da karşı akit tarafından yapılmış gibidir. Aldatma fiiline maruz kalan tarafın ayrıca tazminat hakkına sahip olduğu da kanunda düzenlenmiş bulunmaktadır. Aldatma davranışının etkisiyle sözleşmenin tarafı olan kişinin tazminat hakkı için sözleşmeyi hükümsüz kılması da şart değildir (BK m. 31/f. 2, TBK m. 39/f. 2). Başka bir ifadeyle, sözleşme aldatılan tarafından onansa bile diğer koşulların varlığı halinde tazminat hakkı söz konusu olabilecektir[213].

Tazminatın belirlenmesinde hangi hükümlerin uygulanacağı tespit edilerek söz konusu tazminatın (iradenin aldatma sebebiyle sakatlanması halinde talep edilecek tazminat) hukuki niteliğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Aldatma ile haksız fiil ayrı hukuki müessese olmalarına karşın aldatma fiili aynı zamanda ve genellikle bir haksız fiil teşkil etmektedir[214]. Gerçekten aldatma suretiyle bir kişinin yanılgıya düşürülmesi hukuka aykırıdır. Hal böyle olunca aldatma nedeniyle talep edilecek tazminatın haksız fiil hükümlerine göre istenmesi pekâlâ mümkündür[215]. Sözleşmenin kurulumunda, bir tarafın iradesinin karşı akidin aldatmalı davranışıyla oluşması aynı zamanda bir sözleşme öncesi ihlal halidir. Sözleşme öncesi görüşmelerde tarafların dürüstlük kuralına riayet etmesi bir yükümlülük olduğundan aldatma davranışının bu yükümlülüğe aykırılığı aynı zamanda bir culpa in contrahendo sorumluğunu doğurmaktadır[216]. Bu iki sorumluluk türünden hangisine dayanılacağı konusunda farklı fikirler ileri sürülmesine karşın genel olarak burada hakların yarışmasının söz konusu olduğu ve tazminat alacaklısının başvuracağı sorumluluk türünü seçmede özgür olduğu fikri kabul edilmektedir[217]. Başka bir ifadeyle aldatma davranışına maruz kalan tarafın dilerse haksız fiil hükümlerine dilerse culpa in contrahendo sorumluluğuna dayanabileceği savunulmaktadır. Her iki sorumluluk haline birlikte başvurup iki kez tazminat talebinde bulunmaya imkân bulunmamakla birlikte bazı noktalarda haksız fiil sorumluluğuna, bazı noktalarda da borca ilişkin sorumluluğa dayanma mümkün değildir[218]. Karşı akidin aldatması halinde, aldanan tarafın tazminat talebinde bulunabilmesi için sözleşmeyi iptal edip etmemesinin bir önemi bulunmamaktadır (BK m.31/2, TBK m. 39/2). Sözleşmenin aldatıcı davranış etkisiyle yapılmış olması durumunda aldatılan tarafın hangi zararı talep edebileceği gerek BK’da gerekse TBK’da özel olarak düzenlenmemiştir. Öğretide genel olarak kabul edilen fikre göre[219] karşı akidin aldatmasında tazminat olarak talep edilebilecek zarar, menfi zarardır. Bizce de talep edilmesi gereken zarar menfi zarardır. Zira, eğer müspet zararın tazmin edilme imkanı olsaydı bu husus açıkça kanunda düzenlenirdi. Bu hususta bir hüküm bulunmadığına göre tazmin edilecek zararın menfi zarar olduğu sonucuna ulaşabiliriz.

XII. HİLE VE ALDATMADA İPTAL EDİLEBİLİRLİK

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 36. maddesinde, aldatılan tarafın sözleşme ile bağlı olmadığı açıkça belirtilmiş, yine TBK’nın 39. maddesinde irade bozukluklarının nasıl giderileceği üzerinde düzenlenme yapılmıştır. “Aldatılan taraf aldatmayı öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde iptal hakkını kullanmaz ise düzelebilir hükümsüz olan sözleşme geçerli olmaya başlayacaktır.”

İptal hakkı bozucu yenilik doğuran bir haktır. Yenilik doğuran hakların kullanımı için hukukumuzda dava açma zorunluluğu yoktur, tek taraflı yapılacak irade açıklamaları ile bu haklarlar kullanılabilir. Bu nedenle aldatılan, taraf tek taraflı yapacağı bir irade beyanı ile bu hakkını kullanacak ve bu beyan karşı tarafa ulaşması ile sözleşme geçerliliğini kaybedecek ve iptal olacaktır.

İptal hakkının hukuki türü açısından doktrinde ileri sürülen farklı görüşler mevcuttur. Bunlar; bölünmüş geçersizlik teorisi, düzelebilir hükümsüzlük teorisi, bozulabilir geçerlilik teorisi  (iptal teorisi )

Bölünmüş geçersizlik teorisi görüşüne göre, sözleşme, aldatılan tarafa göre geçerli olmaz iken aldatan tarafı açısında geçerli ve bağlayıcı olacaktır. Bu görüş kapsamında iradesi sakatlanan taraf sözleşme gereği ifa yükümlülüğünü yerine getirmekten kaçınabilecek iken, aldatan taraf sözleşme gereği ifa yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır.

Düzelebilir Hükümsüzlük yani geçersizlik teorisine göre, sözleşme, en başından beri geçersizdir. Bununla beraber sözleşmenin geçersiz olduğunu yalnızca aldatılan taraf ileri sürebilecektir. Aldatılan taraf zımni veya sarih bir şekilde icazet verirse veya süresi içerisinde sözleşmenin geçersiz olduğunu beyan etmez ise her iki taraf sözleşmeye en başından itibaren bağlı kalmış olacaktır.

Bozulabilir Geçerlilik Teorisi (İptal Teorisi) görüşü kapsamında, sözleşme başından itibaren geçerli bir sözleşmedir; ancak iradesi sakatlanmış aldatılan taraf geriye dönük olarak sözleşmeyi iptal edebilecektir. Şayet aldatılan taraf iptal hakkını kullanmaz ise sözleşme geçerliliğini korumaktadır. Kısacası taraflar arasında aldatma yolu ile kurulmuş olan bu sözleşme bozucu şarta bağlı denilebilmektedir. Sözleşme başında geçerli bir sözleşme olarak kurulduğu için iptal edilmez ise taraflar açısından tüm hüküm ve sonuçlarını doğuracaktır.

İptal Hakkı, yukarıda da belirttiğimiz üzere bozucu yenilik doğuran bir hak olması nedeni ile aldatılan tarafından karşı tarafa yöneltilecek olan tek taraflı bir irade açıklaması ile sözleşmeyi geçersiz hale getirilebilir. Aldatma yolu ile kurulmuş olan sözleşme kendiliğinden sona ermez, aldatılanın iptal hakkını kullanması gerekmektedir. Şayet iptal hakkının kullanılmaması durumunda sözleşme artık geçerli bir sözleşme haline gelecektir.

Bozucu yenilik doğuran bir hak olan iptal hakkı, şarta bağlanamaz ve kullanmak ile tükenmektedir. Aldatılan kullanmış olduğu iptal hakkından artık tek taraflı olarak geri dönemeyecektir. Bu durum tek istisnası olarak, iptal beyanında bulacak iken yine içine düştüğü bir irade sakatlığı halidir.

XIII. İPTAL HAKKININ KULLANILMASINDA SÜRE

TBK madde 39/1’da İptal hakkının kullanıma ilişkin olarak “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.” denilerek aldatma sonucu sözleşmenin iptali için kanun koyucu 1 (bir) yıllık süre koymuştur. Söz konusu bu süre hak düşürücü süredir. Hak düşürücü sürenin özelliği olarak bu bir yıllık süre kesilmez veya durmaz.

Aldatmayı öğrendikten sonra aldatılan taraf bir yıllık süre içerisinde iptal hakkını kullanmak zorundadır. Aldatma ile kurulmuş sözleşmeden kaynaklı uyuşmazlık mahkemeye intikal ettiği durumlarda hakim bu süreyi resen gözetir.

Aldatmanın iptali için kanun koyucu tarafından bir üst süre getirilmemiştir. Aldatılan aldatmayı belirli bir sürenin ardından aldatmayı öğrenmiş ise bir yıl içinde sözleşmenin iptalini talep edebilecektir.

Ancak her hakkın kullanımında uyulması gereken en temel kural dürüstlük kuralıdır (MK m.2). Bu durumda dürüstlük kuralına uygun olmayarak kötü niyetli bir biçimde kullanılmaya çalışılması halinde hakimin takdir yetkisi çerçevesi içerisinde, aldatılanın iptal hakkı sınırlandırılabilir.

Aldatmaya ilişkin TBK’nın 39/1. maddesinde belirtilen, aldatılanın aldatmayı öğrendiği 1 yıllık hak düşürücü sürenin dolmasının ardından, aldatılan, aldatma yolu ile kurulmuş sözleşmeye karşı iptal hakkı ortadan kalkacaktır ve sözleşme geçerli olacaktır.

6098 sayılı Kanun’un 36. ve 39. maddelerinde, aldatma ile yapılan sözleşmelerin hükümsüzlüğü nedeni ile geçersiz olan sözleşmelerde tarafların iade yükümlülüğü açısından bir düzenleme getirilmemiştir. Bu durumda Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan 77 vd. sebepsiz zenginleşme hükümleri ve Medeni Kanun 993-995 ‘te yer alan haksız zilyedin sorumluluğuna ilişkin hükümler değerlendirilip kullanılacaktır.

Aldatılan taraf, iptal hakkının kullanmasının ardından sözleşme başından itibaren geçersiz hale gelir, bu durumda taraflar artık edimleri yerine getirmek zorunda değildir. Ancak, sözleşme gereği edimler iptalden önce gerçekleşmiş ise bu durumda tarafların ifa edilmiş edimlerinin iade yükümlülükleri ortaya çıkacaktır. Burada da karşımıza ifa edilen edimlerin geçerli bir ifa olup olmadığı sorunsalı ile karşılaşılır. Şayet geçerli bir ifa var ise sebepsiz zenginleşme hükümlerinden yararlanılacak, eğer geçerli bir ifa söz konusu değilse mülkiyet hakkı hali hazırda hiç karşı tarafa geçmediği için istihkak davası açmak gerekecektir.

Örnek vermek gerekirse, taraflardan birinin aldatma yolu ile iradesi sakatlanmış olan bir sözleşmede konu bir miktar para ödemesi ise ifa gerçekleştikten sonra karşı taraf paranın yeni maliki olacağından burada sebepsiz zenginleşme davası açılmalıdır. (TBK 77 vd. ) Bununla beraber sözleşme konusu bir taşınmaz ise ve aldatılan taraf bu taşınmazı karşı taraf üzerine tescil ettirmiş ise sözleşmenin iptalinden sonra mülkiyet hakkı aldatan tarafa geçmeyecektir. Çünkü ayni haklarda tasarruf işlemi sebebe bağlı işlemlerdir, sözleşmenin iptali ile hukuki sebep ortadan kalkacağı için taşınmazların mülkiyet hakkı aldatılan tarafta kalacaktır. Bu durumda aldatılan taraf istihkak davası açması gerekmektedir. Tabi ayni nitelikte olan malları devralan/aldatan taraf malları tüketmiş ise veya iyi niyetli üçüncü kişilere devretmiş ise devreden/aldatılan taraf bu durumda aldatan tarafa karşı sebepsiz zenginleşme davası açacaktır.

Sebepsiz zenginleşme ve istihkak davaları arasında yukarıda izah ettiğimiz ayrımlar dışında da pek çok ayrım vardır, ancak en önemli ayrım zamanaşımı süreleri açısındandır. İstihkak davaları, kişinin mülkiyet hakkından ileri geldiği için kanun koyucu herhangi bir zamanaşımı süresi ön görmemiştir. Ancak sebepsiz zenginleşme davaları için kanun koyucunun getirmiş olduğu TBK 82/1’e göre “Sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar” denilmiştir. İlgili madde metninde zamanaşımı sürelerinin ne zaman başlayacağı düzenlenmiştir, bu durumda, aldatma yolu ile iradesi sakatlanan kişi tarafından sözleşmenin iptal edilmesi üzerinden iki yıl ve her halde sözleşmenin kurulmasından itibaren on yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlayacaktır[220].

XIV. SONUÇ

Dolandırıcılık hile temeline dayanan ve bireyler arasındaki hukuki ilişkilerde mevcut olan güven duygusunu suistimal edilmesi suretiyle işlenen bir suçtur. Bu suç tipinde fail, muhatabını/ mağduru aldatabilmek (kendisini daha inandırıcı kılabilmek için) çoğu kez belli olay ve olgulara ilişkin olarak açık veya örtülü hileli davranışlarda bulunmaktadır. Bununla birlikte, günümüz toplumsal yaşamında bireyler arasındaki güven ilişkisinin yerini (tamamen olmasa da kısmen) “şüphe”ye bırakması nedeniyle, dolandırıcılık suçunu işlemeyi amaçlayan failin, mağduru aldatabilmesi diğer bir deyişle kendisini (söz ve davranışlarını) “inandırıcı” kılabilmesi için belge kullanması fiili bir zaruret ve sıklıkla karşılaşılan bir durum haline gelmiştir. Dolandırıcılık suçunun işlenmesinde “araç suç” olarak işlenen belgede sahtecilik suçu bakımından, belgede sahtecilik suçunun maddi unsuru içerisinde değerlendirilen “aldatma yeteneği” ile dolandırıcılık suçunun maddi unsurunu oluşturan “hileli davranış”ın özdeş kavramlar olup olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir. Dolandırıcılık suçu kapsamında işlenen ve TCK m. 212 hükmü uyarınca her durumda ayrıca cezalandırılan belgede sahtecilik eylemlerinin maddi unsuru (aldatma yeteneği) ile dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunun mutlak anlamda örtüştüğü söylenemez. Bu sebeple, kullanılan sahte belgenin aldatma yeteneğinin bulunmaması her durumda dolandırıcılık suçunun oluşmasını engellemez.

İkinci ölçüte göre failin muhatabını (mağduru) aldatmak veya hataya düşürmek için sahte belge dışında belli durum ve olaylara ilişkin olarak sözlü, yazılı veya bedensel tavır veya hareketlerle hileli davranışları gerçekleştirdiği ve bu davranışların da hukuki sonucun doğumuna (veya yararın sağlanmasına) doğrudan etki ettiği hallerde (mağdurun algısına sunulan esas maddi vakıanın sahte belge olmadığı ve hukuki sonucun doğrudan doğruya belgeye dayanmadığı hallerde), belgenin aldatma yeteneğinin bulunmamasının, dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunun oluşumuna herhangi bir etkisi olmaz.

Sözleşmelerde irade bozukluğu ve sözleşmenin tarafının hile ve aldatmaya maruz kalması hallerinden bir olan eylemler, 6098 sayılı Kanun’un 36. Maddesinde düzenlenmiştir. Aldatma iradenin oluş aşamasında meydana gelmesi hasebi ile esasında bir saik yanılmasıdır, ancak yanılma aldatma neticesinde meydana gelmiş olduğundan aldatılan tarafın içine düştüğü yanılma halinin esaslı olmasına gerek yoktur. Aldatma, kasten yapılan aldatma eylemi neticesinde taraflardan birinin sözleşme yapmaya yönlendirilmesi halidir. Aldatma yolu ile yapılan sözleşmelerde aldatılan tarafın zarar görmemesi adına temelleri Roma Hukuku’nda atılan geniş hukuki koruma düzenlemeleri getirilmiştir.

Aldatmayı sözleşmenin karşı tarafı yapabileceği gibi üçüncü kişiler tarafından da yapılabilir. Sözleşmede aldatmadan bahsedebilmek için belli başlı şarlar aranmaktadır; bunlar, aldatma eylemi, aldatma kastı ve nedensellik bağıdır. Ancak üçüncü kişilerin aldatmasında ek olarak lehine aldatma eylemi yapılan tarafın bunu bilecek veya bilebilecek olması gerekmektedir. Aldatmayı, asli ve fer-i aldatma, aktif ve pasif aldatma, karşı tarafın ve üçüncü kişinin aldatması olacak şekilde üç ana başlık halinde türlerine ayırmamız mümkündür.

Aldatmaya maruz kalan iradesi sakatlanmış taraf, sözleşmenin iptalini sağlayabilecektir. Bunun için kanun koyucunun ön gördüğü süre aldatmayı öğrendikten sonra bir yıldır. Bu süre hak düşürücü süredir aldatılan bu süre zarfından iptal hakkını kullanmaz ise sözleşme geçerli olacaktır. Aldatılan tarafa verilen bu iptal hakkı tabi ki Türk Borçlar Kanunu’nun en temel ilkelerinden olan dürüstlük kuralı çerçevesi içerisinde kullanılması gerekmektedir. İptal hakkının kullanımının ardından sözleşme başından itibaren geçersiz olacak bu durumda ifa edilmiş olan edimler için iade talepleri ortaya çıkacaktır, burada taraflar daha önceden ifa ettikleri edimlerin iadesi için sebepsiz zenginleşme davası açılabileceği gibi iptal ile birlikte mülkiyetin karşı tarafa geçmediği sözleşmelerde istihkak davası da açılabilecektir.

Aldatılan tarafa verilen sözleşmeyi iptal etme hakkı bozucu yenilik doğuran bir haktır ve yenilik doğuran hakların tüm özelliklerini taşımaktadır. İptal hakkının kullanılmasında herhangi bir şekil şartı aranmamaktadır. Bunların yanı sıra aldatılan taraf, ister sözleşmeyi iptal etsin ister sözleşmeye icazet verip iptal etmesin, uğramış olduğu menfi zararların tazminini sözleşmenin karşı tarafından veya üçüncü kişilerden talep edebilecektir.

Sonuç olarak, aldatma yolu ile iradesi sakatlanan taraf, kanun koyucu tarafından koruma altına alınmış, aldatılan tarafa sözleşmenin iptali, ifa edilen edimlerin iadesi ve tazminat hakkı tanınmıştır. Kanun koyucu bu şekilde sözleşme tarafların özgür ve amaca uygun iradeleri ile sözleşme yapmalarını sağlama amacı gütmüştür.

TCK m 157 ve devamı hükümleri gereği aldatılmak ve hileye düşürülmek suretiyle zarara uğratılan kişinin ceza mahkemesinde eylemin ve sorumlunun öğrenilmesinden itibaren iptal davası açması mümkün olup burada öğrenme tarihinden itibaren süre başlayacaktır. Kaldı ki, hile ve aldatmaya uğratılan kişinin yaptığı işlem başından itibaren geçersizlik ve iptal edilebilirlik hükmüne tabi olduğu için karşı tarafın hak düşürücü süre iddiası iyiniyetli kabul edilmez.

KAYNAKLAR

  1. Ersan Şen/Ertekin Aksüt, Dolandırıcılık Suçunda Hile ve Kast, hukukihaber.net.
  2. Volkan Maviş, Dolandırıcılık Suçunun Hile Unsuruna İlişkin Sorunlar, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Özel Sayı Cilt:1 Yıl 2015,
  3. Fatih Birtek/Eren Akpınar, Belge Kullanılarak İşlenen Dolandırıcılık Suçunda Belgenin Aldatma Yeteneğinin Hileli Davranış Üzerine Etkisi, ERÜHFD, C. XVII, s.2, (2022),
  4. Yargıtay HGK. 24.11.1998, E.6-280, K.359 (Hukuk Türk İçtihat Bilgi Bankası)
  5. GÖKÇEN, Ahmet / BALCI, Murat: “Dolandırıcılık Suçu”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2008, C.14, S.1-2, s.1-55
  6. SOYASLAN, Doğan: Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınları, Ankara 2010,
  7. GÖKÇEN, Ahmet / BALCI, Murat: “Dolandırıcılık Suçu”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2008, C.14, S.1-2, s.1-55
  8. TEZCAN, Durmuş / ERDEM, Mustafa Ruhan / ÖNOK, Rıfat Murat: Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku,Seçkin Yayıncılık, Ankara 2013
  9. BAKICI, Sedat: 5237 Sayılı Yasa Kapsamında Ceza Hukuku Özel Hükümleri, Ankara 2008,
  10. Yargıtay 11. CD., 28.05.2009, 8295/6586.
  11. Yargıtay 11. CD., 11.07.2012, 2011/24096, 2012/14253
  12. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 27.04.2004 tarihli ve 2004/6-85 E., 2004/104 K.
  13. Nur Centel – Hamide Zafer – Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt:1, Beta Basım, İstanbul,2007,
  14. Mehmet Emin Artuk – Ahmet Gökcen – Caner Yenidünya, Türk Ceza Kanunu Şerhi, 4. Cilt, 2. Baskı,Adalet Yayınevi, Ankara, 2014,
  15. Özgenç, İzzet. Ekonomik Çıkar Amacıyla İşlenen Suçlar. Seçkin, 2002.
  16. Sulhi Dönmezer, Kişilere ve Mala Cürümler, 16. Bası, İstanbul, 2001,
  17. Sedat Bakıcı, Ceza Özel Hükümleri I, Ankara, 2008
  18. Pamukkale Üniversitesi Osmanlıca Sözlük,Luggat Osmanlıca Sözlük, www.luggat.com, (erişim 01.05.2018).
  19. Yüksel Talayman, Nitelikli Dolandırıcılık/Alıcıyı Kandırma, Ekonomik Suçlar ve Ceza Kanunu Öntasarısı Sempozyumu, 17-18 Nisan 1987
  20. Özbek, Doğan, Bacaksız, Tepe, Genel Hükümler, s. 216.
  21. Hafızoğulları, Zeki. Türk Ceza Hukukunda Dolandırıcılık Suçları, Zabunoğlu Armağanı, Ankara, 2011,
  22. Selçuk Sami, Dolandırıcılık, İstanbul, 1982
  23. Kurşat, Zekeriya. Borçlar Hukuku Alanında Hile Kavramı, İstanbul, 2003.
  24. Erem, Faruk, Türk Ceza Hukuku, Cilt: II, 2. Bası, Ankara, 1965,
  25. Tümerkan, Somay. Dolandırıcılık Suçu (Karşılıksız Çek Keşidesi Fiilleri), İstanbul, 1987
  26. Özbek, Doğan, Bacaksız, Tepe, Özel Hükümler,
  27. Toroslu, Nevzat. Ceza Hukuku Özel Kısım, 3. Baskı, Ankara, 2018
  28. İsa Başbüyük, Dolandırıcılık Suçunda Hile Unsuru, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı Kamu Hukuku Programı Doktora Tezi, İzmir – 2019,
  29. Yargıtay 15. CD., 26.3.2014, E: 2012/13220, K: 2014/5657, kazanci.com,
  30. Yargıtay 15. CD., 25.09.2017, E: 2016/4119, K: 2017/18867, www.kazanci.com,
  31. Yargıtay 15. CD., 25.12.2014, E: 2013/6001, K: 2014/22163, www.kazanci.com,
  32. Yargıtay 15. CD., 06.04.2015, E: 2015/4311, K: 2015/23025, kazanci.com,
  33. Süleyman Aydın/Yakup Yılmazer, Yolsuzluk ve Mali Suçlar, Adalet Yay. 3. baskı, Ankara 2010
  34. Hasan Dursun, “Ekonomik Suçlar ve Türkiye’deki Sürdürülebilir Kalkınmaya Etkileri”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 2005, S. 58,
  35. Caner Yenidünya, “Sermaye Piyasası Kanununda Düzenlenen Suç ve Kabahatlere İlişkin Genel Prensipler” içinde İpek Yolu Canlanıyor: Türk-Çin Hukuk Zirvesi (12-14 Haziran 2012) Konferans Bildiri Kitabı, Adalet Yay., Ankara 2013
  36. Sahir Erman, Ticari Ceza Hukuku Kaçakçılık Suçları C. IV, İsmail Akgün Vakfı Mat., İstanbul 1981,
  37. Aykut Alp Kapusuzoğlu, Mali ve Ticari Ceza Hukuku Rehberi, Mega Yay., İstanbul 2018,
  38. Veli Özer Özbek, Ekonomi Ceza Hukuku Birinci Kitap – Genel Hükümler, Seçkin Yay., 1. baskı, Ankara 2020,
  39. Şehnaz Cin Şensoy, “Ekonomik Suç Kavramı ve Ekonomik Suçların Kriminolojik Özellikleri” içinde Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı, İstanbul 2004, Galatasaray Üniversitesi Yayını
  40. Tercan Tiryaki/Türker Gürsoy, “Ekonomik Suç Kavramı ve Sigortacılık Suçlarının Bu Açıdan Değerlendirilmesi”, Sayıştay Dergisi, 2004, S. 55, s. 54; Cin Şensoy, Ekonomik Suç Kavramı ve Ekonomik Suçların Kriminolojik Özellikleri,
  41. Nevzat Toroslu, Cürümlerin Tasnifi Bakımından Suçun Hukuki Konusu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yay., No. 273, Sevinç Mat., Ankara 1970,
  42. Özbek, Ekonomi Ceza Hukuku Birinci Kitap – Genel Hükümler
  43. Cin Şensoy, Ekonomik Suç Kavramı ve Ekonomik Suçların Kriminolojik Özellikleri,
  44. Sulhi Dönmezer, “Ekonomik Suçlar”, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi,1985, S. 7.
  45. Sulhi Dönmezer, “Ekonomik Suçlar”, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 1985, S. 7.
  46. Murat Sadak, Sermaye Piyasası Hukukunda Örtülü Kazanç Aktarımı Suçu, Legal Yay., 1. baskı, İstanbul 2016.
  47. Faruk Erem, Dolandırıcılık, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yay., Ankara 1956,
  48. Ahmet M. Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kit., 17. baskı, Ankara 2013,
  49. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Yetkin Yay., 16. baskı, Ankara 2014
  50. Ali Naim İnan/Özge Yücel, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yay., 4. baskı, Ankara 2014,
  51. Ersin Şare, Dolandırıcılık Suçu Kapsamında Cezalandırılan Hile, SDÜHFD, Vol: 12, No: 2, Yıl: 2022
  52. Nevzat Toroslu, Cürümlerin Tasnifi Bakımından Suçun Hukuki Konusu, Savaş Yayınevi, Ankara, 2019,
  53. Sami Selçuk, Dolandırıcılık (Evrimi-Suç Genel Kuramı İçindeki Yeri), Öztürk Matbaası, Ankara, 1982
  54. Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Özel Kısım, 9. Baskı, Savaş Yayınevi, Ankara, 2018,
  55. Faruk Erem, Dolandırıcılık, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara, 1956,
  56. Nur Centel – Hamide Zafer – Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, C. 1, 4. Bası, Beta Yayınevi, İstanbul, 2017.
  57. Devrim Aydın, “Dolandırıcılık Suçu”, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 11, S. 2
  58. Mehmet Emin Artuk vd., Ceza Hukuku Özel Hükümler, 18. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2019
  59. Eker Kazancı-Zeyrek, “TCK’da Dolandırıcılık Suçu”, s. 536; Mustafa Artuç, Malvarlığına Karşı Suçlar,4. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2020
  60. Veli Özer Özbek vd., Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 13. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2018,
  61. Ayhan Önder, Şahıslara ve Mala Karşı Cürümler ve Bilişim Alanında Suçlar, Filiz Kitabevi, İstanbul, 1994
  62. Türk Hukuk Kurumu, Türk Hukuk Lûgatı, Yetkin Yayınları, Ankara, 2021.. Bkz. Ahmet Gökçen – Murat Balcı, “Dolandırıcılık Suçu (m. 157-159)”, Malvarlığına Karşı Suçlar (m. 141-169), Adalet Yayınevi, Ankara, 2018, s. 216-217
  63. Meral Ekici Şahin, Dolandırıcılık Suçu, Adalet Yayınevi, Ankara, 2019, s. 185.
  64. Meral Ekici Şahin, Dolandırıcılık Suçu Türk ve Alman Ceza Hukukuna İlişkin Karşılaştırmalı Bir İnceleme, s. 210
  65. Gökhan Taneri/Gani Kamışlı, Dolandırıcılık Sahtecilik Güveni Kötüye Kullanma Suçları, Seçkin Yay., 1. baskı, Ankara 2019,
  66. Didar Özdemir, Edimin İfasına Fesat Karıştırma Suçu, Yetkin Yay., 1. baskı, Ankara 2017,
  67. Arslan Çetin, İhaleye Fesat Karıştırma Suçu, Yetkin Yay., 4. baskı, Ankara 2017,
  68. Emin Artuk/Ahmet Gökcen/Emin Alşahin/Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yay., 17.baskı, Ankara, 2018.
  69. Berrin Akbulut, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yay. 7. baskı, Ankara 2020, [1]
  70. Özen Mustafa, Ceza Hukuku Özel Hükümler Dersleri, Adalet Yay., 2. baskı, Ankara 2017,
  71. Atalan Mustafa, Dolandırıcılık, Sahtecilik ve Güveni Kötüye Kullanma Suçları Şerhi, Adalet Yay., 2. baskı, Ankara 2018.
  72. Kangal, Zeynel, “Dolandırıcılık”, Özel Ceza Hukuku, C. IV, Malvarlığına Karşı Suçlar, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2018.
  73. Eker Kazancı-Zeyrek, “TCK’da Dolandırıcılık Suçu”, s. 526; Gökçen-Balcı, 2018
  74. Okuyucu Ergün, Dolandırıcılık Suçunun Susmak Suretiyle İşlenmesi Sorunsalı
  75. Kılıçarslan İsfen, Alman Ceza Kanunu’nda Dolandırıcılık Suçunun Maddi Unsuru Olarak Aldatma
  76. Yargıtay CGK, Esas No. 2018/23-263, Karar No. 2021/229, T. 27.05.2021, https://lib.kazanci.com.tr
  77. Yargıtay CGK, Esas No. 2018/139, Karar No. 2021/317, T. 29.06.2021, https://lib.kazanci.com.tr. (Erişim Tarihi: 07.01.2022).
  78. Yargıtay CGK, Esas No. 2020/23-391, Karar No. 2021/177, T. 27.04.2021, https:// lib.kazanci.com.tr
  79. Gökçe Serim, Türk Ceza Hukukunda Hilenin Anlaşılış Biçimleri Ve Bazı Ekonomik Suçlara Yansıması The Understandıng Of Fraud In Turkısh Crımınal Law And The Reflectıons On Some Economıc Crımes, TBB Dergisi 2022 (163).
  80. Selahattin Keyman, “Cürmi Fiilin Yapısal Unsuru Olarak Hareket”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 40, S. 1, 1988.
  81. Nevzat Toroslu/Haluk Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yay., 25. baskı, Ankara 2019,
  82. Hakan Hakeri, Ceza Hukukunda İhmal Kavramı ve İhmali Suçların Çeşitleri, Seçkin Yay., 1. baskı,Ankara 2003,
  83. Durmuş Tezcan/Mustafa Ruhan Erdem/Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yay.18. baskı, Ankara 2020,
  84. Kayıhan İçel,Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yay., 5. baskı, İstanbul 2018,
  85. Sulhi Dönmezer/Sahir Erman/Köksal Bayraktar/Serap Keskin Kiziroğlu/Hamide Zafer/Pınar Memiş Kartal/Hasan Sınar/Barış R. Erman/Fulya Eroğlu/Murat R. Önok, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Cilt II, Der Yay., 14. baskı, İstanbul 2019.
  86. Özbek/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 713; Tezcan/Erdem/Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku
  87. Hafızoğulları/Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Kişilere Karşı Suçlar, s. 406; Okuyucu Ergün, Dolandırıcılık Suçunun Susmak Suretiyle İşlenmesi Sorunsalı,
  88. Kılıçarslan İsfen, Alman Ceza Kanunu’nda Dolandırıcılık Suçunun Maddi Unsuru Olarak Aldatma,
  89. Gani Kamışlı/Gökhan Taneri, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Seçkin Yay., 1. baskı, Ankara 2018.
  90. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 17.03.1998 tarih ve 6/29-99 sayılı karar.
  91. KABAN,Mater – AŞANER, Halim – GÜVEN, Özcan – YALVAÇ, Gürsel, Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları,Eylül 1996-Temmuz 2001, Adalet Yayınevi, Ankara,2001,
  92. Yargıtay 15. Ceza Dairesi 15.06.2020 tarih ve 2019/15493 Esas 2020/5779 Karar
  93. Yargıtay 15. Ceza Dairesi 08.06.2020 tarih ve 2019/15557 Esas 2020/4944 Karar
  94. Yargıtay 15. Ceza Dairesi 04.12.2017 tarih 2017/30324 Esas 2017/25695 Karar.
  95. Yargıtay 15. Ceza Dairesi 03.03.2020 tarih ve 2018/9044 Esas 2020/3167 Karar.
  96. Yargıtay 15. Ceza Dairesi 18.03.2021 tarih ve 2017/37359 Esas 2021/3149 Karar:
  97. Yargıtay 15. Ceza Dairesi 15.06.2020 tarih ve 2019/15493 Esas 2020/5779 Karar;
  98. Yargıtay 15. Ceza Dairesi 08.06.2020 tarih ve 2019/15557 Esas 2020/4944 Karar.
  99. Yargıtay 15. Ceza Dairesi 15.12.2020 tarih ve 2017/29984 Esas 2020/12229 Karar:
  100. Yargıtay 15. Ceza Dairesi 15.12.2020 tarih ve 2017/33807 Esas 2020/12219 Karar:
  101. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 14. Baskı, Yetkin Yayınevi, Ankara, 2012,
  102. Kübra Ercoşkun Şenol, Türk Borçlar Hukukunda Hilenin Münferit Uygulama Alanları, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XVII, yıl. 2013, sa. 4
  103. Zekeriya Kurşat, Borçlar Hukuku Alanında Hile, İstanbul, Kazancı Hukuk Yayınları, No: 168, 2003
  104. Elif Yavuz, Türk ve İngiliz Hukukunda Hile Kavramına Bakış, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2007
  105. Mustafa Fadıl Yıldırım, Borçlar Hukukuna Göre Sözleşmenin Kuruluşunda Hile, Ankara, Nobel Yayınevi, 2002,
  106. Antalya, O. ( 2016). Borçlar Hukuku Genel Hükümler . İstanbul: legal yayıncılık;
  107. Korkmaz, B. S. (2017). Roma Hukuku’nda Hile (Dolus) Kavramı. Kırıkkale Üniversitesi, Hukuk Fakültesi 
  108. Tandoğan, H. ( 2008). Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkiler. İstanbul: Seçkin
  109. Turan, O. F. (2014). Sözleşmede İrade Sakatlıkları Sözleşmede İrade Sakatlıkları :Hata,Hile, Tehdit . 04 02, 2020 tarihinde www.osmanfiratturan.av.tr.: www.osmanfiratturan.av.tr. Adresinden alındı;
  110. Yargıtay HGK 01.06.2011 2011/14-281 E.2011/373 K. Sayılı karar., 2011/14-281 Esas.2011/373 Karar.
  111. Yılmaztürk, Z. D. (2017). Borçlar Hukuku’nda Aldatma Ve Sonuçları. Academia ,
  112. Koca/ Üzülmez, s. 736; Gökcan, Hasan Tahsin/ Artuç, Mustafa, Türk Ceza Kanunu Şerhi, 4. Cilt, s. 5748
  113. Soyaslan, Doğan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 12. Baskı, Ankara 2018.
  114. Yeliz Şahin, “Defter ve Kayıtlarda Yapılan Hesap ve Muhasebe Hileleri Nelerdir? Neler Değildir?”, Lebib Yalkın Mevzuat Dergisi, Sayı: 182, 2019,
  115. Osman Selim Kocahanoğlu, Türk Vergilendirme Hukukunda Vergi Suçları Vergi Cezaları ve İhtilaflar Sistemi, 2. Baskı, Yaylacılık Matbaası, 1983, İstanbul, s. 174
  116. Erdem Ateşağaoğlu, “Şirketlerin Defterlerindeki ve Kayıtlarındaki Hesap ve Muhasebe Hileleri Nedeniyle Yöneticilerin Vergisel ve Cezai Sorumlulukları”, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C: 14, S: 2, 2015, s. 17, 21;
  117. Çetin Kıvcı, “Vergi Usul Kanunu’ndaki Muhasebe Hilesiyle İlgili Düzenlemeye İlişkin Değerlendirme ve Öneri”, Yaklaşım, S: 234, 2012, s. 39; Ekrem Işık, “Bir Vergi Kaçakçılık Suçu: Hesap ve Muhasebe Hilesi”, Vergi Sorunları Dergisi, S: 252, 2009, s. 18.
  118. Ahmet Gökcen, Belgede Sahtecilik Suçları (m. 204-212), Adalet Yayınevi, Ankara, 2018,

[1]              Güncel Türkçe Sözlük, https://sozluk.gov.tr/ (Erişim tarihi: 06.09.2020). Hilenin “oyun, aldatma,

düzen” anlamına geldiğine dair bkz. CENTEL, Nur/ZAFER, Hamide/ÇAKMUT, Özlem: Kişilere Karşı

İşlenen Suçlar (Kişilere Karşı), Cilt I, 4. Bası, Beta Yayınları, İstanbul 2017, s.502

[2]              SELÇUK, Sami: Dolandırıcılık, İstanbul 1982, s.105 vd.; EKİCİ ŞAHİN, Meral: Dolandırıcılık Suçu,

Adalet Yayınevi, Ankara 2019, s.204 vd.

[3]              TOROSLU, s.181-182; SELÇUK, s.92 vd

[4]              Güneş Okuyucu Ergün, Dolandırıcılık Suçunun Susmak Suretiyle İşlenmesi Sorunsalı, İnönü Üniversitesi

Hukuk Fakültesi Dergisi – İNÜHFD 12(1): 304-312 (2021)

[5]              Ersan Şen/Ertekin Aksüt, Dolandırıcılık Suçunda Hile ve Kast, hukukihaber.net.

[6]              Fatih Birtek/Eren Akpınar, Belge Kullanılarak İşlenen Dolandırıcılık Suçunda Belgenin Aldatma

Yeteneğinin Hileli Davranış Üzerine Etkisi, ERÜHFD, C. XVII, s.2, (2022), s. 365-366

[7]              Önder, Ayhan, Şahıslara ve Mala Karşı Cürümler ve Bilişim Alanında Suçlar, İstanbul 1994, s. 367.

Yargıtay’a göre de “…dolandırıcılık suçunu diğer mal varlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece mal varlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır” Yargıtay CGK., 27.05.2021 tarih, E. 2017/790, K. 2021/228, www.yargitay.gov.tr. Erişim Tarihi: 14.02.2022.

[8]              Koca/ Üzülmez, s. 736; Gökcan, Hasan Tahsin/ Artuç, Mustafa, Türk Ceza Kanunu Şerhi, 4. Cilt, s. 5748;

Artuç, Mustafa, Malvarlığına Karşı Suçlar, 3. Baskı, Ankara 2018, s. 800

[9]              Önder, s. 367. Hileli davranış, gerçeği çarpıtmak için söylenen yalandır ve hileli davranışlarla fail, sahte

bir maddi görünüm yaratarak mağdur üzerinde psikolojik bir etki ortaya çıkarmaktadır. Soyaslan, Doğan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 12. Baskı, Ankara 2018.

[10]            Dönmezer, s. 367-368.

[11]            Erem, s. 646.

[12]            Centel/ Zafer, s. 507-508; Soyaslan, s. 441

[13]            Selçuk, s. 107. Soyaslan’a göre dolandırıcılık suçunda gerçekleştirilen hareketler, birçok hile ve

kurnazlığa dayanmaktadır, Soyaslan, s. 441.

[14]            Önder, s. 368; Centel/ Zafer/ Çakmut, s. 509. Yargıtay’a göre “Kuyumcu olan sanığın, meslektaşı

şikayetçiye telefon açarak tanıdığı bir müşterisinin hurdası olduğundan bahisle düşük ayarlı suça konu

altın zinciri satın alması için diğer sanık Hüsnü… vasıtasıyla göndermesinde, altının başkasına ait

olduğuna ilişkin soyut yalanının hile boyutuna ulaşmadığı düşük ayarlı zinciri “belki alır” düşüncesiyle

hareket ettiği ağır, yoğun, ustaca ve kurnazca yapılmış bir beyan veya eylemi olmadığı gibi mağdurun

denetleme imkanını da ortadan kaldıracak nitelikte bulunmadığı bu oluşum biçimiyle unsurları itibariyle

oluşmayan dolandırıcılık suçundan sanığın beraatine karar verilmesi gerekir”. Yargıtay 11. CD.,

27.11.2002 tarih, e. 2002/5915, K. 2002/9501, www.kazanci.com. Erişim Tarihi: 07.02.2022.

[15]            Özgenç, s. 19; Koca/ Üzülmez, s. 736. Koca/ Üzülmez’e göre hile, “belli bir vakıaya” ilişkin olması

gerekir. Açıklama için bkz. Koca/ Üzülmez, s. 741.

[16]            Artuk, M. Emin/ Gökcen, Ahmet/ Alşahin, M. Emin/ Çakır, Kerim, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 19.

Baskı, Ankara 2021, s. 673.

[17]            Tezcan/ Erdem/ Önok’a göre TCK’de mağdurun “aldatılması”ndan bahsedilmesi isabetli değildir.

Aldatma hileli davranışın kendisi değil, sonucu olduğundan, bir kimse hileli davranışla “aldatılmaz” ancak “hataya düşürülebilir”. Bu sebeple, mağdurun “hataya düşürülmesi” kavramına yer verilmesi gerekirdi. Açıklama için bkz. Tezcan/ Erdem/ Önok, s. 882

[18]            Önder, s. 368

[19]            Yargıtay 6. CD.31.10.1978 tarih, E. 1978/6346, K. 1978/6357. Kararı nakleden Önder, s. 369.

[20]            Yargıtay 15. CD., 12.03.2012 tarih, E. 2012/1704, K. 2012/31436 (www.yargitay.gov.tr).

[21]            Centel/ Zafer/ Çakmut, s. 507; Gökcen, Ahmet/ Balcı, Murat, Dolandırıcılık Suçu, MÜHFD, Y. 2018, C.

14, S. 1-2, s. 15; Özen, Mustafa, Ceza Hukuku Özel Hükümler Dersleri, 6. Baskı, Ankara 2021, s. 669.

[22]            Erem, s. 643; Özen, s. 669. Gerçeği saklamanın da hileli davranış içerisinde yer aldığı hususunda bkz.

Soyaslan, s. 442. Yargıtay’a göre de dolandırıcılık suçu ihmali davranışlarla da işlenebilir. Bu sebeple “bedeli ödenecekmiş gibi hizmetten yararlanma” ihmali davranışla işlenen dolandırıcılık suçunu oluşturur. Karar için bkz. Özen, s. 669.

[23]            Centel/ Zafer/ Çakmut, s. 507; Tezcan/ Erdem/ Önok s. 883; Kangal, s. 260.

[24]            Özgenç, s. 18; Kangal, s. 256

[25]            Özgenç, s. 20; Özbek, Veli Özer/ Doğan, Koray/ Bacaksız, Pınar, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 16.

Baskı, Ankara 2021, s. 707.

[26]            Tezcan/ Erdem/ Önok, s. 869.

[27]            Özgenç, s. 23; Toroslu, s. 180; Koca/ Üzülmez, s. 739. Yargıtay’a göre “Sanığın, ölen kocasından dolayı

katılan kurumdan dul aylığı almasına rağmen, aynı kuruma babası nedeniyle yetim aylığına başvurusu esnasında kimlik araştırma belgesine dul aylığı aldığını yazmamak suretiyle haksız olarak 01.07.1999 tarihinden 01.07.2004 tarihine kadar yetim aylığını almak şeklinde gerçekleşen eyleminin zincirleme biçimde dolandırıcılık suçunu oluştur[ur]”. Yargıtay 11. CD., 28.04.2008 tarih, E. 2008/1243, K. 2008/3744, www.kazanci.com. Erişim Tarihi: 07.02.2022.

[28]            Ekici Şahin, s. 251.

[29]            Erem, s. 647; Özgenç, s. 23; Artuç, s. 805; Koca/ Üzülmez, s. 739-740. Aksi düşünce için bkz. Özbek/

Doğan/ Bacaksız, s. 708; Tezcan, Erdem ve Önok, s. 871; Özen, s. 669; Kangal, Zeynel T., Dolandırıcılık, Özel Ceza Hukuku, Cilt IV, Malvarlığına Karşı Suçlar, İstanbul 2018, s. 258. Aksi düşüncede olan yazarlar bakımından TCK’de dolandırıcılık suçunda ihmali hareketi cezalandıran ayrı bir düzenleme yer almadığının dikkate alınması gerekir. Buna göre TCK’nin genel hükümler kısmında, bütün suçların hem icrai hem de ihmali davranışla işlenebileceğine dair bir düzenleme bulunmadığından (ve TCK m. 157 hükmünün gerekçesinin bağlayıcılığı bulunmadığından), dolandırıcılık suçunun ihmali hareketle işlenmesi kanunilik ilkesinin bir gereği olarak mümkün olmayacaktır. Açıklama için bkz. Tezcan/ Erdem/ Önok, s. 871; Özbek/ Doğan/ Bacaksız, s. 707- 708. Aynı yönde bkz. Kangal, s. 260.

[30]            Eren, s. 415. Rakipler arasında yapılan sözleşmelerle mal değişimine (satış gibi) ilişkin sözleşmelerde bu

yükümlülüğün hiç olmadığı ya da az olduğu hususunda bkz. Age, s. 415. Aydınlatma yükümlülüğünün belirlenmesi ve susma suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi hususlarında ayrıntılı tartışma için bkz. Okuyucu Ergün, Güneş, Dolandırıcılık Suçunun Susmak Suretiyle İşlenmesi Sorunsalı, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 12, S. 1, Y. 2021, s. 309 vd.

[31]            Volkan Maviş, Dolandırıcılık Suçunun Hile Unsuruna İlişkin Sorunlar, İnönü Üniversitesi Hukuk

Fakültesi Dergisi Özel Sayı Cilt:1 Yıl 2015, s.597

[32]            Gerçekten, hangi hareketlerin bu suçu oluşturacağına ilişkin bir sınırlama yapmak mümkün

görünmemektedir. Dolandırıcılık yolları günden güne değişiklik göstermektedir. Yargıtay’ın da bu duruma vurgu yaptığı kararları mevcuttur. “Bu kabulün sonucu olarak belirtilen hareketler sonsuz şekilde gerçekleştirilebilir. Bu hareketler fail tarafından gerçekleştirilebileceği gibi başka kişiler tarafından da gerçekleştirilebilir. Yazılı ve görsel ilanlarla, sözlü açıklamalarla yalanların onaylanması, yazılı yalanların kullanılması, diğer belirli bazı hareketlerle gerçeğin gizlenerek sahte film, raporlar ve vesikalar gösterilerek merhamet çekilmesi hallerinde de hile ve desise söz konusudur”, Yarg. CGK. 24.11.1998, E.6-280, K.359 (Hukuk Türk içtihat bilgi bankası)

[33]            GÖKÇEN, Ahmet / BALCI, Murat: “Dolandırıcılık Suçu”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Dergisi, 2008, C.14, S.1-2, s.1-55, s.15

[34]            SOYASLAN, Doğan: Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınları, Ankara 2010, s. 417

[35]            GÖKÇEN, Ahmet / BALCI, Murat: “Dolandırıcılık Suçu”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Dergisi, 2008, C.14, S.1-2, s.1-55, s.23.

[36]            TEZCAN, Durmuş / ERDEM, Mustafa Ruhan / ÖNOK, Rıfat Murat: Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku,

Seçkin Yayıncılık, Ankara 2013, s.655

[37]            Aksi yönde BAKICI, Sedat: 5237 Sayılı Yasa Kapsamında Ceza Hukuku Özel Hükümleri, Ankara 2008,

s.233. Yazar, hukuka aykırı davranan kişinin korunmaması gerektiğini, aldatılan kişinin hukuka aykırı bir amaç gütmesinin, aldatan failin cezalandırılmasını gerektiren sebepleri ortadan kaldırmayacağını belirtmektedir

[38]            Volkan Maviş, Dolandırıcılık Suçunun Hile Unsuruna İlişkin Sorunlar, s.604

[39]            TCK m.157’nin gerekçesinde konuya ilişkin olarak“Hile, icrai bir davranışla gerçekleştirilebileceği

gibi; karşı tarafın içine düştüğü hatadan, bir konuda yanlış bilgi sahibi olmasından yararlanarak da, yani ihmali davranışla da, gerçekleştirilebilir. Ancak bu durumda kişinin, hataya düşen karşı tarafı bilgilendirmek hususunda yükümlülüğünün olması gerekir. Hataya düşen kişi ile hukuki ilişkide bulunulan durumlarda, böyle bir yükümlülük vardır. Ayrıca, muhatabın belli bir husustaki hatası karşısında kişinin ihmali davranışının, örneğin susmasının, beyan veya açıklama değerini taşıması gerekir.” ifadeleri kullanılmıştır.

[40]            “Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya

başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olma, “sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Olaysal olarak değerlendirmede, hileli hareketin ne olduğu, mağdur üzerindeki etkisi, kandırabilecek bir hareket olup olmadığı, mağdurun iyi niyeti ve güven duygularının suiistimal edilip edilmediği araştırılmalıdır” Yarg. 11. CD., 28.05.2009, 8295/6586.

[41]            Yargıtay’a göre de “dolandırıcılık salt mal varlığına karşı işlenen bir suç değildir. Mal varlığı yanı sıra

irade ve karar verme özgürlüğünü korumaya yönelik bir suçtur. Dolandırıcılık suçunda mağdur yanıltılmaktadır. Yani dolandırıcılık suçu tipik bir hile suçudur. İrade hile ile fesada uğratılmaktadır. Mağduru hataya düşürecek kurnazca hareketler hiledir. Her hile ahlaka aykırı bir eylem olsa dahi her zaman cezalandırılan dolandırıcılık olması için suç tipinde belirtilen şekilde muhatabı hataya düşürmesi gerekir. Hata kişideki tasavvur ile gerçeği birbirine uymaması olup, hile: mağdurda hata hali oluşturacaktır. Mağdurdaki tereddüdü kuvvetlendirilmesi de onu hataya düşürmektedir” (Yarg. 11. CD., 11.07.2012, 2011/24096, 2012/14253).

[42]            Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 27.04.2004 tarihli ve 2004/6-85 E., 2004/104 K. sayılı kararına

göre; “Hile, maddi olmayan yollarla karşısındakini aldatan, yanılgıya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika vb. her türlü eylemdir. Bu eylemler bir gösteriş biçiminde olabileceği gibi, gizli davranışlar olarak da ortaya çıkabilir. Gösterişte, fail sahip bulunmadığı olanaklara ve sıfata sahip olduğunu bildirmekte, gizli davranışta ise kendi durum veya sıfatını gizlemektedir. Desise ise, maddi nitelikte fiil ve hareketlerle mağduru hataya düşürmede kullanılan vasıtadır. Yasamız yalanı, belirli bir takım şekiller altında yapıldığı ve kamu düzenini bozacak nitelikte bulunduğu hallerde cezalandırmaktadır. Böyle olunca hukuki işlemlerde, sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmış bulunuyorsa bu basit şekilde aldatma, ceza yaptırımını gerektirmez (…)Dolandırıcılık suçunun unsurunu oluşturan hile ve desiseyi şu şekilde tanımlamak mümkündür: Olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması ve bu bakımdan gerektiğinde birtakım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan halden ve koşullardan yararlanarak, almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatması, bu suretle başkasının zihin, fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirmesidir. Böylece dolandırılanın iradesi fesada uğratılmakta, sakatlanmaktadır”.

[43]            Nur Centel – Hamide Zafer – Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt:1, Beta Basım, İstanbul,

2007, s.453.

[44]            Mehmet Emin Artuk – Ahmet Gökcen – Caner Yenidünya, Türk Ceza Kanunu Şerhi, 4. Cilt, 2. Baskı,

Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, s.5156.

[45]            3679 s. Kanununla (RG. 29.11.1990 tarih ve 20710 sayılı) 765 sayılı TCK‘daki dolandırıcılık suçuna

ilişkin 503 ve 504. maddeleri hükümlerinde değişiklik yapılırken, madde metninde daha önce yer alan “hile ve sania” kavramı yerine “hile ve desise” kavramı getirilmiştir. Değişiklikten önce, hile ve sania kavramları açısından benimsenen ayrım, hile ve desise kavramları açısında da aynen kabul edilmiştir. Bkz. Özgenç, Ekonomik Çıkar, s.16.

[46]            Bkz. Özgenç, Ekonomik Çıkar, s. 16. Desise kavramının, sania kavramına göre günlük dilde yaygın

kullanıma sahip olduğu için tercih edildiği hususunda bkz. Sulhi Dönmezer, Kişilere ve Mala Cürümler, 16. Bası, İstanbul, 2001, (Kişilere ve Mala), s. 449.

[47]            Yeliz Şahin, “Defter ve Kayıtlarda Yapılan Hesap ve Muhasebe Hileleri Nelerdir? Neler Değildir?”,

Lebib Yalkın Mevzuat Dergisi, Sayı: 182, 2019, s. 61.

[48]            Ahmet Gökcen, Belgede Sahtecilik Suçları (m. 204-212), Adalet Yayınevi, Ankara, 2018, s.12, 116.

[49]            M. Yasin Aslan, “Türk Ceza Kanunu’ndaki Düzenlemeler Kapsamında Geniş Anlamda Sahtecilik

Suçları”, Ankara Barosu Dergisi, 2015/2.

[50]            Gerçeğin aldatıcı şekilde değiştirilmesinin kapsamında ise bizce aynı zamanda gerçeğin gizlenmesi de

mevcuttur (Osman Selim Kocahanoğlu, Türk Vergilendirme Hukukunda Vergi Suçları Vergi Cezaları ve İhtilaflar Sistemi, 2. Baskı, Yaylacılık Matbaası, 1983, İstanbul, s. 174). Öyle ki bir şekilde gerçeğin üzeri aldatıcı görünüş ile örtülmektedir. Bu konuda muhasebe hilesinin bir unsurunun da gizleme olması örnek verilebilir. Bkz. Şeker, a.g.e., s. 108; Erdem Ateşağaoğlu, “Şirketlerin Defterlerindeki ve Kayıtlarındaki Hesap ve Muhasebe Hileleri Nedeniyle Yöneticilerin Vergisel ve Cezai Sorumlulukları”, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C: 14, S: 2, 2015, s. 17, 21; Çetin Kıvcı, “Vergi Usul Kanunu’ndaki Muhasebe Hilesiyle İlgili Düzenlemeye İlişkin Değerlendirme ve Öneri”, Yaklaşım, S: 234, 2012, s. 39; Ekrem Işık, “Bir Vergi Kaçakçılık Suçu: Hesap ve Muhasebe Hilesi”, Vergi Sorunları Dergisi, S: 252, 2009, s. 18.

[51]            Önder, Şahıslara ve Mala, s. 369; Dönmezer ise desise kavramının bağımsız niteliğini kabul etmekle

birlikte, hile ve desiseyi birlikte tanımlama yoluna giderek her iki kavramı ayrı ayrı incelememiştir. Bkz. Dönmezer, Kişilere ve Mala, s. 449 ve 453.

[52]            Özgenç, Ekonomik Çıkar, s. 18; Centel, Zafer, Çakmut, Kişilere Karşı, s. 470; Tezcan, Erdem, Önok, s.

795; Gökcen ve Balcı, s. 16.

[53]            Sedat Bakıcı, Ceza Özel Hükümleri I, Ankara, 2008, s. 225-226

[54]            Kavramlar için bkz. Pamukkale Üniversitesi Osmanlıca Sözlük, http://ctle.pau.edu.tr/osmtr/index.php;

Luggat Osmanlıca Sözlük, www.luggat.com, (erişim 01.05.2018).

[55]            765 sayılı TCK dönemine ilişkin olarak Talayman, “sania” ile “hile” kelimeleri arasına “veya”

getirilmesini eleştirerek, sanki bunların ayrı kavramları ifade ettiği gibi hatalı bir izlenim oluşturduğunu; sania yerine hile anlamına gelen desise kelimesinin kullanılması ve “desise” ile “hile” kelimelerinin “ve” edatıyla bağlanmasının durumu daha ne ifade ettiğini vurgulamıştır. Yüksel Talayman, Nitelikli Dolandırıcılık/Alıcıyı Kandırma, Ekonomik Suçlar ve Ceza Kanunu Öntasarısı Sempozyumu, 17-18 Nisan 1987, s. 119-120

[56]            Koca ve Üzülmez, Genel Hükümler, s. 101; Öztürk ve Erdem, s. 193; Özbek, Doğan, Bacaksız, Tepe,

Genel Hükümler, s. 216.

[57]            Tezcan, Erdem, Önok, TCK’da yerinde olmayarak mağdurun “aldatılması”ndan söz edildiğini; oysa

aldatmanın hileli davranışın bir sonucu değil bizzat kendisi olduğunu; dolayısıyla bir kişinin hileli davranışlarla aldatılamayacağını, yalnızca hataya düşürülebileceğini belirterek, kanunda mağdurun “hataya düşürülmesi”nden söz edilmesinin daha uygun olacağını belirtmektedir. Bkz. Tezcan, Erdem, Önok, 2015, s. 805

[58]            Hafızoğulları, Zeki. Türk Ceza Hukukunda Dolandırıcılık Suçları, Zabunoğlu Armağanı, Ankara, 2011,

  1. 410-411

[59]            Aldatma teriminin hem adatmaya yönelik hileli hareketi hem de düşülen hatayı kapsadığı hususunda

bkz. Selçuk Sami, Dolandırıcılık, İstanbul, 1982., s. 73.

[60]            Kurşat, Zekeriya. Borçlar Hukuku Alanında Hile Kavramı, İstanbul, 2003, s. 13.

[61]            Önder, Şahıslara ve Mala, s. 371; Özgenç, Ekonomik Çıkar, s. 26; Koca ve Üzülmez, Özel Hükümler, s.

653; Centel, Zafer, Çakmut, Kişilere Karşı, s. 475

[62]            Erem, Faruk, Türk Ceza Hukuku, Cilt: II, 2. Bası, Ankara, 1965, s. 1127; Selçuk, Dolandırıcılık, s. 136.

Tümerkan da, pasif kalmak suretiyle hatadan yararlanma halinin kanunun lafzına uygun olmadığını; ancak hile ve desise kullanarak hatanın sürdürülmesi durumunda dolandırıcılık suçunun oluşacağını ifade eden görüşe üstünlük tanımaktadır. Bkz. Tümerkan, Somay. Dolandırıcılık Suçu (Karşılıksız Çek Keşidesi Fiilleri), İstanbul, 1987, s. 60-62

[63]            Koca ve Üzülmez, Özel Hükümler, 2. Baskı, s. 653; Centel, Zafer, Çakmut, Kişilere ve Mala, 474.

Dolandırıcılık suçunun icrai hareket işlenebilecek şekilde düzenlendiğini savunan yazar da, buna paralel olarak, ancak icrai nitelikteki hileli hareketlerle mağdurdaki hatanın iradenin güçlendirilmesi, arttırılması veya en azından uzatılması şartıyla TCK m. 157’deki “aldatmak” ifadesinin, mağdurun içinde bulunduğu hata halini sürdürmeyi kapsadığını kabul etmektedir. Tezcan, Erdem, Önok, s. 808- 809; Özbek, Doğan, Bacaksız, Tepe, Özel Hükümler, s. 716; Bilen, s. 144-145.

[64]            Toroslu, Nevzat. Ceza Hukuku Özel Kısım, 3. Baskı, Ankara, 2018, s. 180.

[65]            İsa Başbüyük, Dolandırıcılık Suçunda Hile Unsuru, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

Kamu Hukuku Anabilim Dalı Kamu Hukuku Programı Doktora Tezi, İzmir – 2019, s.184

[66]            “Şikâyetçinin, sanığın yetkilisi olduğu … İletişim adlı işyerinden fatura karşılığında ikinci el … model cep

telefonu satın aldığı, bilirkişi raporuna göre cep telefonu parçalarının orijinal olmadığı ve teknolojik değerinin düşük olduğunun tespit edildiği, sanığın bu şekilde dolandırıcılık suçunu işlediği iddia olunan somut olayda; şikâyetçinin telefonu bizzat görerek telefon üzerinde gerekli incelemeleri yaparak satın aldığı, satın aldıktan bir kaç gün sonra telefonun orijinal olmadığını belirterek iade etmek istediği, sanığın dosya içeriğine göre suça konu telefonu orijinali gibi satması konusunda herhangi bir hileli davranışta bulunduğuna dair delil bulunmadığı, bu durumda olayın hukuki ihtilaf mahiyetinde olduğu anlaşıldığından unsurları itibariyle oluşmayan dolandırıcılık suçundan verilen beraat kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.” Yarg.15. CD., 26.3.2014, E: 2012/13220, K: 2014/5657, www.kazanci.com, (17.04.2019).

[67]            Buna karşılık aynı olayda sanığın temin ettiği gerçeğe aykırı tapu senediyle kredi çekmesi ise hileli

hareket olarak kabul edilmiştir: “Katılan …’in 22.11.2006 tarihinde taşınmazı devraldığı sırada, ilgili idaredeki görevlilerin hatasından dolayı, söz konusu taşınmazın sehven sanık üzerine kaydedildiği, bu aşamaya kadar sanığın, tapu memurlarının yaptığı bu eylemden haberinin olmadığı ve taşınmazın sanık üzerine yapılmasında sanığın bir katkısının da bulunmadığı, sanığın, durumun farkına varıp taşınmazı bankadan çektiği krediye teminat olarak gösterdikten sonra, söz konusu taşınmazı annesi olan diğer sanığa devretmesi eylemi açısından, nitelikli dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmadığı, zira, sanığın taşınmazı annesine devretmeden önce zaten taşınmazın kendi üzerine kayıtlı olduğu, bu aşamada hileli bir hareketin bulunmadığı, katılanın ilk yapılan hatadan zarar görmesinden sonra, başkasına yapılan her bir devir açısından ayrı bir suç oluşmayacağı, sanığın, zaten adına kayıtlı olan bir taşınmazla ilgili yeni bir tapu senedini alması eyleminde de katılana yönelik hileli bir eylemi bulunmadığı, buna göre; sanığın, sehven adına hazırlanan tapu senedini kullanarak bankadan kredi çekmesi eyleminin tek başına bankaya karşı nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, sanığın zaten adına kayıtlı olan taşınmazla ilgili tapu dairesinden tapu senedi alması eyleminin ayrı bir suç olarak nitelendirilerek ikinci kez nitelikli dolandırıcılık suçundan hüküm kurularak fazla ceza tayini”, Yarg.15. CD., 25.09.2017, E: 2016/4119, K: 2017/18867, www.kazanci.com, (17.04.2019).

[68]            Aksi yönde, veznedarın fazla para üzerini verdiğini fark etmesini engellemek adına değişik sesler

çıkararak dikkat dağıtan failin dolandırıcılık suçunu işlemiş kabul edileceği konusunda bkz. Bakıcı, s. 252.

[69]            “Sanığın, babasının öldüğünü bildiği halde 05.09.2001 tarihinde babasından almış olduğu vekaletnameye

istinaden 01.01.2003 ile 31.08.2005 tarihleri arasında babasına ait aylıkları almaya devam etmesi eyleminin TCK’nın 160. maddesinde öngörülen hata sonucu ele geçirilen eşya üzerinde yetkili merciileri durumdan haberdar etmeksizin malik gibi tasarrufta bulunmak suçunu oluşturmadığının anlaşılması karşısında, tebliğnamedeki bu hususta belirtilen görüşe iştirak edilmemiş ve sanık hakkında tayin olunan cezada zincirleme suç hükümleri uyarınca artırım yapılmasına karar verildiği halde adli para cezasında da teselsül hükümleri gereğince artırım yapılması gerektiği gözetilmeden sadece hapis cezasında zincirleme suç hükümleri uyarınca artırım yapılarak eksik ceza tayini aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.”, Yarg.15. CD., 25.12.2014, E: 2013/6001, K: 2014/22163, www.kazanci.com, (17.04.2019). Ancak aynı daire benzer bir başka örnek kararda, ölüm nedeniyle hükümsüz kalan vekâletname ile hatalı şekilde yatan maaşı çekmeyi hileli davranış olarak nitelendirmemiş; söz konusu fiili “durumu gizlemeye ve maaşı almaya devam etmeye yönelik kuruma karşı aldatıcı herhangi bir eyleminin bulunmaması” gerekçesiyle dolandırıcılık suçu kapsamı dışında tutmuştur. Karar için bkz. Yarg.15. CD., 06.04.2015, E: 2015/4311, K: 2015/23025, www.kazanci.com, (17.04.2019)

[70]            Süleyman Aydın/Yakup Yılmazer, Yolsuzluk ve Mali Suçlar, Adalet Yay. 3. baskı, Ankara 2010, s. 45-

49.

[71]            Hasan Dursun, “Ekonomik Suçlar ve Türkiye’deki Sürdürülebilir Kalkınmaya Etkileri”, Türkiye Barolar

Birliği Dergisi, 2005, S. 58, s. 221.

[72]            Caner Yenidünya, “Sermaye Piyasası Kanununda Düzenlenen Suç ve Kabahatlere İlişkin Genel

Prensipler” içinde İpek Yolu Canlanıyor: Türk-Çin Hukuk Zirvesi (12-14 Haziran 2012) Konferans Bildiri Kitabı, Adalet Yay., Ankara 2013, s. 88.

[73]            Sahir Erman, Ticari Ceza Hukuku Kaçakçılık Suçları C. IV, İsmail Akgün Vakfı Mat., İstanbul 1981, s.

1-5

[74]            Aykut Alp Kapusuzoğlu, Mali ve Ticari Ceza Hukuku Rehberi, Mega Yay., İstanbul 2018, s. 33, 89.

[75]            Veli Özer Özbek, Ekonomi Ceza Hukuku Birinci Kitap – Genel Hükümler, Seçkin Yay., 1. baskı, Ankara

2020, s. 21, 32.

[76]            Şehnaz Cin Şensoy, “Ekonomik Suç Kavramı ve Ekonomik Suçların Kriminolojik Özellikleri” içinde

Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı, İstanbul 2004, Galatasaray Üniversitesi Yay., s. 831

[77]            Tercan Tiryaki/Türker Gürsoy, “Ekonomik Suç Kavramı ve Sigortacılık Suçlarının Bu Açıdan

Değerlendirilmesi”, Sayıştay Dergisi, 2004, S. 55, s. 54; Cin Şensoy, Ekonomik Suç Kavramı ve Ekonomik Suçların Kriminolojik Özellikleri, s. 834

[78]            Nevzat Toroslu, Cürümlerin Tasnifi Bakımından Suçun Hukuki Konusu, Ankara Üniversitesi Hukuk

Fakültesi Yay., No. 273, Sevinç Mat., Ankara 1970, s. 87.

[79]            Özbek, Ekonomi Ceza Hukuku Birinci Kitap – Genel Hükümler, s. 21

[80]            Cin Şensoy, Ekonomik Suç Kavramı ve Ekonomik Suçların Kriminolojik Özellikleri, s. 840.

[81]            Sulhi Dönmezer, “Ekonomik Suçlar”, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi,

1985, S. 7, s. 22

[82]            Sulhi Dönmezer, “Ekonomik Suçlar”, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi,

1985, S. 7, s. 22

[83]            Murat Sadak, Sermaye Piyasası Hukukunda Örtülü Kazanç Aktarımı Suçu, Legal Yay., 1. baskı, İstanbul

2016, s. 22.

[84]            Cin Şensoy, Ekonomik Suç Kavramı ve Ekonomik Suçların Kriminolojik Özellikleri, s. 829

[85]            Faruk Erem, Dolandırıcılık, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yay., Ankara 1956, s. 3.

[86]            Hile m. 28; “Diğer tarafın hilesiyle akit icrasına mecbur olan tarafın hatası esaslı olmasa bile, o akit ile

ilzam olunmaz. Üçüncü bir şahsın hilesine duçar olan tarafın yaptığı akit lüzum ifade eder. Şu kadar ki diğer taraf bu hileye vakıf bulunur veya vakıf olması lazım gelirse, o akit lazım olmaz”.

[87]            Aldatma m. 36; “Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı

olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir. Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir.

[88]            Ahmet M. Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kit., 17. baskı, Ankara 2013, s. 201.

[89]            İptal yaptırımında, aldatılan kişi, iptal hakkını kullanıncaya kadar sözleşme geçerliliğini korur; ancak iptal

hakkını kullanırsa, sözleşme baştan itibaren geçersiz olur. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Yetkin Yay., 16. baskı, Ankara 2014, s. 409

[90]            Ali Naim İnan/Özge Yücel, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yay., 4. baskı, Ankara 2014, s.

308.

[91]            Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 184.

[92]            Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 397.

[93]            “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya

aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır. Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz”

[94]            Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 397; İnan/Yücel, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 325

[95]            Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 202

[96]            İnan/Yücel, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 325.

[97]            Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 438.

[98]            Ersin Şare, Dolandırıcılık Suçu Kapsamında Cezalandırılan Hile, SDÜHFD, Vol: 12, No: 2, Yıl: 2022

[99]            Nevzat Toroslu, Cürümlerin Tasnifi Bakımından Suçun Hukuki Konusu, Savaş Yayınevi, Ankara, 2019,

  1. 284; Sami Selçuk, Dolandırıcılık (Evrimi-Suç Genel Kuramı İçindeki Yeri), Öztürk Matbaası, Ankara, 1982, s. 69.

[100]           Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Özel Kısım, 9. Baskı, Savaş Yayınevi, Ankara, 2018, s. 180; Zeki

Hafızoğulları, “Türk Ceza Hukukunda Dolandırıcılık Suçları”, Zabunoğlu Armağanı, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara, 2011, s. 407. İrade serbestisinin büyük önem taşıdığı, nitekim kanun koyucunun, dolandırıcılık suçunun takibini şikayete bağlamadığı belirtilmektedir. Bkz. Faruk Erem, Dolandırıcılık, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara, 1956, s. 3.

[101]           Faruk Erem, Dolandırıcılık, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara, 1956, s. 3.

[102]           Dolandırıcılık suçunun birden fazla hukuki değeri koruduğu, ancak bu değerlerden malvarlığı üzerindeki

koruma ön planda olduğundan suçun, malvarlığına karşı işlenen suçlar arasında düzenlendiği ifade edilmektedir. Bkz. Nur Centel – Hamide Zafer – Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, C. 1, 4. Bası, Beta Yayınevi, İstanbul, 2017, s. 499.

[103]           Bkz. Selçuk, 1982, s. 33: “Suçların hukuki konularına göre sistemleştirilmeleri, salt bilimsel ve akademik

bir zorunluluğun değil, yorumlama tekniğinin de bir gereğidir.”

[104]           Erem, 1956, s. 3. Ancak failin gerçek kimliğini gizlemekteki amacının, kandırdığı kişinin malvarlığı

üzerinde tasarruf etmesine sağlamaksa dolandırıcılık suçuna teşebbüs etmeden cezalandırılmasının mümkün olabileceği ifade edilmektedir. Bkz. Devrim Aydın, “Dolandırıcılık Suçu”, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 11, S. 2, s. 666.

[105]           Bkz. Centel-Zafer-Çakmut, 2017, s. 512; Mehmet Emin Artuk vd., Ceza Hukuku Özel Hükümler, 18.

Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2019, s. 630: “duygusal veya manevi yönden elde edilen menfaatler bu suçun konusunu oluşturmaz.”

[106]           Eker Kazancı-Zeyrek, “TCK’da Dolandırıcılık Suçu”, s. 536; Mustafa Artuç, Malvarlığına Karşı Suçlar,

  1. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2020, s. 631; farklı görüş için bkz. Veli Özer Özbek vd., Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 13. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2018, s. 716: “Manevi değerler malvarlığı içine dahil olamayacağından buna ilişkin olarak meydana gelen zararlar dolandırıcılık suçunun oluşumuna sebep olmaz.”

[107]           Selçuk, 1982, s. 73; Ayhan Önder, Şahıslara ve Mala Karşı Cürümler ve Bilişim Alanında Suçlar, Filiz

Kitabevi, İstanbul, 1994, s. 365

[108]           Selçuk, 1982, s. 89.

[109]           Aydın, “Dolandırıcılık Suçu”, s. 652. Türk Hukuk Lûgatı’nda dolandırıcılık “bir kimsenin saflığından

yararlanıp onu kandıracak nitelikte hile ve tuzaklar yaparak hataya düşürmek ve o kimsenin ya da bir başkasının zararına kendisi ya da bir başkası için çıkar sağlamak” şeklinde tanımlanmıştır. Bkz. Türk Hukuk Kurumu, Türk Hukuk Lûgatı, Yetkin Yayınları, Ankara, 2021. Dolandırıcılıkta fail, olanı olmamış gibi, olanı olmuş gibi göstererek veya gerçeği çarpıtarak ya da gizleyerek mağdurun tasavvurunda etki doğurup onun hataya düşmesini sağlamaktadır. Bkz. Ahmet Gökçen – Murat Balcı, “Dolandırıcılık Suçu (m. 157-159)”, Malvarlığına Karşı Suçlar (m. 141-169), Adalet Yayınevi, Ankara, 2018, s. 216-217

[110]           Meral Ekici Şahin, Dolandırıcılık Suçu, Adalet Yayınevi, Ankara, 2019, s. 185.

[111]           Ersin Şare, Dolandırıcılık Suçu Kapsamında Cezalandırılan Hile,s.674

[112]           Meral Ekici Şahin, Dolandırıcılık Suçu Türk ve Alman Ceza Hukukuna İlişkin Karşılaştırmalı Bir

İnceleme, s. 210.

[113]           Toroslu, Ceza Hukuku Özel Kısım, s. 183; Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 438.

[114]           Dönmezer, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler, s. 452-453; Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 438,

613.

[115]           Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 438.

[116]           Centel/Zafer/Çakmut, Kişilere Karşı Suçlar C. I, s. 512; Gökhan Taneri/Gani Kamışlı, Dolandırıcılık –

Sahtecilik – Güveni Kötüye Kullanma Suçları, Seçkin Yay., 1. baskı, Ankara 2019, s. 78, 82; Didar Özdemir, Edimin İfasına Fesat Karıştırma Suçu, Yetkin Yay., 1. baskı, Ankara 2017, s. 138.

[117]           Selçuk, Dolandırıcılık (Evrimi – Suç Genel Kuramı İçindeki Yeri), s. 110; Atalan, Dolandırıcılık,

Sahtecilik ve Güveni Kötüye Kullanma Suçları Şerhi, s. 12.

[118]           Arslan Çetin, İhaleye Fesat Karıştırma Suçu, Yetkin Yay., 4. baskı, Ankara 2017, s. 134.

[119]           Emin Artuk/Ahmet Gökcen/Emin Alşahin/Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yay., 17.

baskı, Ankara, 2018 s. 568.

[120]           Centel/Zafer/Çakmut, Kişilere Karşı Suçlar C. I, s. 513.

[121]           Selçuk, Dolandırıcılık (Evrimi – Suç Genel Kuramı İçindeki Yeri), s. 114.

[122]           Kanunda öngörüldüğü üzere ihmali davranışı yapmaması, bir diğer deyişle bir icrai davranışı yapması

beklenen kişiye garantör denir. Berrin Akbulut, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yay. 7. baskı, Ankara 2020, s. 323.

[123]           Özbek/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 714; Artuç, Malvarlığına Karşı

Suçlar, s. 618; Centel/Zafer/Çakmut, Kişilere Karşı Suçlar C. I, s. 512; Özdemir, Edimin İfasına Fesat Karıştırma Suçu, s. 138

[124]           Özen Mustafa, Ceza Hukuku Özel Hükümler Dersleri, Adalet Yay., 2. baskı, Ankara 2017, s. 554.

[125]           Atalan Mustafa, Dolandırıcılık, Sahtecilik ve Güveni Kötüye Kullanma Suçları Şerhi, Adalet Yay., 2.

baskı, Ankara 2018, s. 12.

[126]           Erem’e göre, dolandırıcılık suçu bakımından hile araçtır. Belirlenen neticeyi meydana getirmeye elverişli

olmayan şey esasen araç değildir. Bkz. Erem, 1956, s. 14

[127]           Selçuk, 1982, s. 87-88; Hafızoğulları, “Türk Ceza Hukukunda Dolandırıcılık Suçları”, s. 412; KANGAL,

Zeynel, “Dolandırıcılık”, Özel Ceza Hukuku, C. IV, Malvarlığına Karşı Suçlar, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2018, s. 255.

[128]           Selçuk, 1982, s. 91-92.

[129]           Gökçen-Balcı, 2018, s. 217

[130]           Eker Kazancı-Zeyrek, “TCK’da Dolandırıcılık Suçu”, s. 526; Gökçen-Balcı, 2018, s. 216; Artuç, 2020,

  1. 615.

[131]           Özbek vd., 2018, s. 715.

[132]           Centel-Zafer-Çakmut, 2017, s. 508.

[133]           Bkz. Toroslu, 2018, s. 185.

[134]           Tezcan-Erdem-Önok, 2019, s. 824

[135]           Bkz. Önder, 1994, s. 384; Tümerkan, 1987, s. 64.

[136]           Erem, 1956, s. 22; Ekici Şahin, 2019, s. 267.

[137]           Meral Ekici Şahin, 2019, s. 269.

[138]           Artuç, 2020, s. 627.

[139]           Bkz. Ekici Şahin, 2019, s. 265.

[140]           Eker Kazancı-Zeyrek, “TCK’da Dolandırıcılık Suçu”, s. 535.

[141]           Artuk vd., 2019, s. 635.

[142]           Erem, Dolandırıcılık, s. 10; Toroslu, Ceza Hukuku Özel Kısım, s. 184; Okuyucu Ergün, Dolandırıcılık

Suçunun Susmak Suretiyle İşlenmesi Sorunsalı, s. 306

[143]           Tümerkan, Dolandırıcılık Suçu (Karşılıksız Çek Keşidesi Fiilleri), s. 42

[144]           Ekici Şahin, Dolandırıcılık Suçu Türk ve Alman Ceza Hukukuna İlişkin Karşılaştırmalı Bir İnceleme, s.

232.

[145]           Toroslu, Ceza Hukuku Özel Kısım, s. 184; Kılıçarslan İsfen, Alman Ceza Kanunu’nda Dolandırıcılık

Suçunun Maddi Unsuru Olarak Aldatma, s. 89; Okuyucu Ergün, Dolandırıcılık Suçunun Susmak Suretiyle İşlenmesi Sorunsalı, s. 306

[146]           CGK, Esas No. 2018/23-263, Karar No. 2021/229, T. 27.05.2021, https://

lib.kazanci.com.tr/kho3/ibb/files/dsp.php?fn=cgk-2018-23-263. htm&kw=hile&cr=yargitay#fm; CGK, Esas No. 2018/139, Karar No. 2021/317, T. 29.06.2021, https://lib.kazanci.com.tr. (Erişim Tarihi: 07.01.2022).

[147]           CGK, Esas No. 2020/23-391, Karar No. 2021/177, T. 27.04.2021, https://

lib.kazanci.com.tr/kho3/ibb/files/dsp.php?fn=cgk-2020-23-391. htm&kw=hile&cr=yargitay#fm, (Erişim Tarihi: 01.01.2022).

[148]           Gökçe Serim, Türk Ceza Hukukunda Hilenin Anlaşılış Biçimleri Ve Bazı Ekonomik Suçlara Yansıması*

The Understandıng Of Fraud In Turkısh Crımınal Law And The Reflectıons On Some Economıc Crımes, TBB Dergisi 2022 (163), s.86

[149]           Selahattin Keyman, “Cürmi Fiilin Yapısal Unsuru Olarak Hareket”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Dergisi, C. 40, S. 1, 1988, s. 156; Nevzat Toroslu/Haluk Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yay., 25. baskı, Ankara 2019, s. 138

[150]           Hakan Hakeri, Ceza Hukukunda İhmal Kavramı ve İhmali Suçların Çeşitleri, Seçkin Yay., 1. baskı,

Ankara 2003, s. 107-109

[151]           Durmuş Tezcan/Mustafa Ruhan Erdem/Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yay.,

  1. baskı, Ankara 2020, s. 869-870; Centel/Zafer/Çakmut, Kişilere Karşı Suçlar C. I, s. 511; Kayıhan İçel,

Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yay., 5. baskı, İstanbul 2018, s. 281.

[152]           Toroslu/Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, s. 155; Sulhi Dönmezer/Sahir Erman/Köksal

Bayraktar/Serap Keskin Kiziroğlu/Hamide Zafer/Pınar Memiş Kartal/Hasan Sınar/Barış R. Erman/Fulya Eroğlu/Murat R. Önok, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Cilt II, Der Yay., 14. baskı, İstanbul 2019, s. 229-230

[153]           Özbek/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 713; Tezcan/Erdem/Önok, Teorik

ve Pratik Ceza Özel Hukuku, s. 870

[154]           Hafızoğulları/Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Kişilere Karşı Suçlar, s. 406; Okuyucu Ergün,

Dolandırıcılık Suçunun Susmak Suretiyle İşlenmesi Sorunsalı, s. 306; Centel/Zafer/Çakmut, Kişilere Karşı Suçlar C. I, s. 513.

[155]           Centel/Zafer/Çakmut, Kişilere Karşı Suçlar C. I, s. 513; Kılıç, Dolandırıcılık Suçunda Aldatma Unsuru

Üzerine Bir İnceleme, s. 336; Kılıçarslan İsfen, Alman Ceza Kanunu’nda Dolandırıcılık Suçunun Maddi Unsuru Olarak Aldatma, s. 86; Gani Kamışlı/Gökhan Taneri, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Seçkin Yay., 1. baskı, Ankara 2018, s. 1012.

[156]           Centel/Zafer/Çakmut, Kişilere Karşı Suçlar C. I, s. 513; Okuyucu Ergün, Dolandırıcılık Suçunun Susmak

Suretiyle İşlenmesi Sorunsalı, s. 306; Artuk/Gökcen/ Alşahin/Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 568.

[157]           Toroslu, Ceza Hukuku Özel Kısım, s. 117; Okuyucu Ergün, Dolandırıcılık Suçunun Susmak Suretiyle

İşlenmesi Sorunsalı, s. 306.

[158]           Artuk/Gökcen/Alşahin/Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 568.

[159]           Özen, Ceza Hukuku Özel Hükümler Dersleri, s. 553

[160]           Erem, Dolandırıcılık, s. 9; Toroslu, Ceza Hukuku Özel Kısım, s. 184; Okuyucu Ergün, Dolandırıcılık

Suçunun Susmak Suretiyle İşlenmesi Sorunsalı, s. 309.

[161]           Kamışlı/Taneri, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, s. 1023; Okuyucu Ergün, Dolandırıcılık Suçunun Susmak

Suretiyle İşlenmesi Sorunsalı, s. 309

[162]           Tümerkan, Dolandırıcılık Suçu (Karşılıksız Çek Keşidesi Fiilleri), s. 45; Artuç, Malvarlığına Karşı

Suçlar, s. 622

[163]           Meral Ekici Şahin, Dolandırıcılık Suçu Türk ve Alman Ceza Hukukuna İlişkin Karşılaştırmalı Bir

İnceleme, s. 237.

[164]           Kılıç, Dolandırıcılık Suçunda Aldatma Unsuru Üzerine Bir İnceleme, s. 332.

[165]           Sulhi Dönmezer, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler, 15. Bası, Yetkin Yayınevi, İstanbul, 1998, s. 393;

Gökçen-Balcı, 2018 s. 222.

[166]           Yüksek Mahkeme kararlarına bakıldığında bu konuda istikrarlı biçimde Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun

03.03.1998 tarih ve 6/8-69 sayılı kararına atıf yapılmaktadır. İlgili karar için bkz. Mater Kaban, vd., Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları, Eylül 1996-Temmuz 2001, Adalet Yayınevi, Ankara, 2001, s. 621-622: “mağdur veya bir başkasına verilen zarar, sanığın hileli söz ve davranışlarından sonra ve bu nitelikteki söz ve davranışların sonucu oluşmalıdır. Önceden oluşmuş bir zarar veya doğmuş bir borç için, sanığın müştekiye karşı hileli davranışlarda bulunması halinde, dolandırıcılık suçu oluşmaz. Zira karşı taraf, zararın veya alacağının varlığından haberdar olup zarar veya borç, kandırıcı nitelikteki davranışlar sonucu oluşmamıştır.”

[167]           Eker Kazancı-Zeyrek, “TCK’da Dolandırıcılık Suçu”, s. 526

[168]           Bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 17.03.1998 tarih ve 6/29-99 sayılı karar. Karar için bkz. KABAN,

Mater – AŞANER, Halim – GÜVEN, Özcan – YALVAÇ, Gürsel, Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları,

Eylül 1996-Temmuz 2001, Adalet Yayınevi, Ankara,2001, s. 638-639: “Yazdığı ve gerçek olmayan haber üzerine sanığın banka hesabına para gönderen mağdurların mal varlığında bir azalma olmuş ve bu hileli hareketler sonucu zarara uğramışlardır. Gönderilen paraların, sanığın banka hesabına geçmesiyle suç tamamlanmış olup bu menfaatten fiilen yararlanması şart değildir. Sanık, banka hesabına kaydedilen bu para üzerinde tasarruf etme, bir takım işlemlerde bulunma yetkisine sahiptir. Bu itibarla dolandırıcılık suçu tamamlanmıştır.”

[169]           Ersin Şare, s.682

[170]           Selçuk, 1982, s. 106; Soyaslan, 2020, s. 438

[171]           Ekici Şahin, 2019, s. 210.

[172]           Selçuk, 1982, s. 106.

[173]           Bu konudaki görüşler için bkz. Hafızoğulları, “Türk Ceza Hukukunda Dolandırıcılık Suçları”, s. 409.

Özel hukuk hilesi ile ceza hukuku hilesi ayrımının reddedildiği bir durumda ceza hukuku hilesi sayılmayan bir davranışın özel hukuk hilesi olarak da kabul edilmeyeceği sonucu ortaya çıkabilecektir. Bkz. Erem, 1956, s. 12.

[174]           Aracın kilometresi ile oynandığına ilişkin yapılan şikayet yönünden Cumhuriyet Başsavcılıklarınca

verilen takipsizlik kararı ve bu takipsizlik kararına karşı itiraz edilmesi sonucu Sulh Ceza Hakimliğince verilen red kararları kanun yararına bozma istemiyle Yüksek Mahkemenin önüne gelmiştir. Yüksek Mahkeme vermiş olduğu bazı kararlarında Cumhuriyet Başsavcılıklarınca verilen takipsizlik ve Sulh Ceza Hakimliklerince verilen red kararlarının yerinde olmadığına hükmetmiştir. Bkz. Yargıtay 15. Ceza Dairesi 15.06.2020 tarih ve 2019/15493 Esas 2020/5779 Karar; Yargıtay 15. Ceza Dairesi 08.06.2020 tarih ve 2019/15557 Esas 2020/4944 Karar. Satıştan önce aracın kilometresinin değiştirilmesi nedeniyle başlatılan soruşturmada “hukuki ihtilaf” gerekçesiyle Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen takipsizlik kararının yerinde olduğuna ilişkin Yüksek Mahkeme karar için bkz. Yargıtay 15. Ceza Dairesi 04.12.2017 tarih 2017/30324 Esas 2017/25695 Karar.

[175]           Özel hukuk hilesi ile ceza hukuku hilesi arasında niteliksel değil, niceliksel bir farkın bulunduğu ifade

edilmektedir. Bkz. Önder, 1994, s. 370

[176]           Tümerkan, 1987, s. 54.

[177]           Önder, 1994, s. 370

[178]           Selçuk, 1982, s. 93-94

[179]           Korkmaz, “Dolandırıcılık Suçunun Bilişim Sistemlerinin Araç Olarak Kullanılması Suretiyle İşlenmesi”,

  1. 1420-1421. Yüksek Mahkeme kararlarında, ceza hukuku himayesine girebilmesi için hileli davranışın “kamu düzenini sarsacak nitelikte” olması gerektiği belirtilmektedir.

[180]           Önder, 1994, s. 380.

[181]           Aydın, “Dolandırıcılık Suçu”, s. 661.

[182]           Aydın, “Dolandırıcılık Suçu”, s. 661.

[183]           Maviş, “Dolandırıcılık Suçunun Hile Unsuruna İlişkin Sorunlar”, s. 611-612.

[184]           Kılıçarslan İsfen, “Alman Ceza Kanunu’nda Dolandırıcılık Suçunun Maddi Unsuru Olarak Aldatma”, s.

83: “pazarlama sırasında kullanılan dünyanın en iyi çamaşır deterjanı, en çok satılan tıraş bıçağı gibi replikler bir olgu içeriği taşımamaktadır.”

[185]           Maviş, “Dolandırıcılık Suçunun Hile Unsuruna İlişkin Sorunlar”, s. 611.

[186]           Ekici Şahin, 2019, s. 241.

[187]           Özbek vd., 2018, s. 713.

[188]           Önder, 1994, s. 375.

[189]           Yargıtay 15. Ceza Dairesi 03.03.2020 tarih ve 2018/9044 Esas 2020/3167 Karar.

[190]           Bkz. Yargıtay 15. Ceza Dairesi 18.03.2021 tarih ve 2017/37359 Esas 2021/3149 Karar: “katılana sattığı

aracın pert olduğunu bilmesine rağmen Sahibinden. com sitesine vermiş olduğu ilanda ‘kesinlikle, hata, boya değişen yok’ şeklinde yazmasının, Ankara il merkezinde ikamet eden katılanın aracı satın almak için sanığın bulunduğu Polatlı ilçesine gitmesinin ve burada sanık tarafından önerilen kişiye aracın kaportasını kontrol ettirmiş olmasının, plaka değişikliklerinde yeni plakadan hasar sorgulaması yapıldığında önceki plakaya ilişkin hasar kaydının görülememesinin, sanığın baştan beri dolandırıcılık kastıyla hareket ettiğini ortaya koyduğu anlaşıldığından, sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği,”

[191]           Aydın, “Dolandırıcılık Suçu”, s. 660.

[192]           Mahkeme, bir hileli söz ve davranışa maruz kalan mağdurun hileyi denetleme yükümlülüğünün

bulunduğunu kabul etmektedir; yalan, tek başına denetleme veya inceleme eğilimini ortadan kaldıracak nitelikte değilse ve basit yalan karşısında mağdur hataya düşmüşse bunun sonuçlarına katlanmalıdır. Karşı taraftaki kişinin hataya düşürülmesi, failin somutlaşan söz ve davranışlarıyla olabileceği gibi zımni beyanlarla da mümkün olabileceği ifade edilmektedir.190 Bu bağlamda sözleşme yükümlülüğünü üstlenen borçlunun, aynı zamanda sözleşmenin içeriğini yerine getirmeyi zımnen beyan etmiş olduğu, yine bir eşyanın satışı teklifinde bulunanın, aynı zamanda onu satmaya yetkili olduğunu ve ardından devrini yapacak halde olduğunu zımnen taahhüt etmiş olduğu belirtilmektedir.191 Bununla birlikte yukarıda ifade ettiğimiz üzere Türk Ceza Hukuku uygulamasında yerine getiremeyeceği taahhütte bulunmak her koşulda dolandırıcılık suçu kapsamında cezalandırılan hile olarak kabul edilmemektedir. Dolandırıcılık zorunlu olarak bir beyan suçu değildir.192 Yukarıda ifade ettiğimiz gibi dolandırıcılık suçu ihmali davranışlarla işlenebilmektedir. Sorun teşkil eden husus hangi hallerde ve koşullarda karşı tarafı aydınlatma yükümlülüğünün doğacağı ve bu yükümlülüğün kaynağının ne olacağıdır. Aydınlatma yükümlülüğü doğrudan kanundan kaynaklanabilir. Mesela 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1435. maddesine göre; sigorta ettiren sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğünü ihlal edip bir takım hususları saklayarak yani susarak menfaat sağlayan kişinin dolandırıcılık suçunu işlediğinden söz edilebilecektir. Kanundan kaynaklanan aydınlatma yükümlülüğünün tespitinde karşılaşılan en büyük sorun çeşitli alanlarda yapılan özel hukuk düzenlemelerinin aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin farklı ölçütler kabul etmesidir. Mesela tüketiciyi koruma mevzuatı esas alınırsa kanundan kaynaklı aydınlatma yükümlülüğünün sınırı çok genişleyecektir. Bu nedenle aydınlatma yükümlülüğünü ihmal eden bir satıcının davranışı, kolaylıkla hileli hareket olarak kabul edilebilecektir.193

[193]           Bkz. Yargıtay 15. Ceza Dairesi 15.06.2020 tarih ve 2019/15493 Esas 2020/5779 Karar; Yargıtay 15. Ceza

Dairesi 08.06.2020 tarih ve 2019/15557 Esas 2020/4944 Karar.

[194]           Bkz. Yargıtay 15. Ceza Dairesi 15.12.2020 tarih ve 2017/29984 Esas 2020/12229 Karar: “sanığın internet

sitesindeki ilanın ardından, sanığın katılan ile yüz yüze görüştüğü, bu görüşmelerde sanığın hileyi sergileyip katılanı aldattığı şeklinde gerçekleşen eylemin,”

[195]           Bkz. Yargıtay 15. Ceza Dairesi 15.12.2020 tarih ve 2017/33807 Esas 2020/12219 Karar: “araçtaki

kilometre düşürülmesinin ne şekilde ve nasıl gerçekleştiğinin ve basit bir kontrol ile anlaşılıp anlaşılmayacağının belirlenmesine yönelik teknik bilirkişiden rapor alınması,”

[196]           Ekici Şahin, 2019, s. 197.

[197]           Kılıçarslan İsfen, “Alman Ceza Kanunu’nda Dolandırıcılık Suçunun Maddi Unsuru Olarak Aldatma”, s.

84.

[198]           Kılıçarslan İsfen, “Alman Ceza Kanunu’nda Dolandırıcılık Suçunun Maddi Unsuru Olarak Aldatma”, s.

84.

[199]           Tezcan-Erdem-Önok, 2019, s. 811.

[200]           Taneri-Kamışlı, 2018, s. 1023-1024.

[201]           Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 14. Baskı, Yetkin Yayınevi, Ankara, 2012, s. 398

[202]           Ekici Şahin, 2019, s.256; Okuyucu Ergün, “Dolandırıcılık Suçunun Susmak Suretiyle İşlenmesi

Sorunsalı”, s. 309. Özel hukukta aydınlatma yükümlülüğünün ölçüsü ve derecesinin sözleşmenin niteliğine, somut durumun özelliklerine ve tarafların menfaatlerine göre belirleneceği belirtilmektedir. Aydınlatma yükümlülüğünün özellikle ortaklık sözleşmesi, vekalet ve eser sözleşmeleri gibi güvene dayanan sözleşme ilişkileriyle kira, hizmet gibi sürekli borç ilişkisi kuran sözleşmelerde önem taşıdığı, bu sözleşmelerde karşı tarafın susmaması gerektiği, buna karşılık, rakipler arasında yapılan sözleşmelerle mal değişimine ilişkin sözleşmelerde bu yükümlülüğün hemen hemen yok ya da çok az olduğu ifade edilmektedir. Bkz. Eren, 2012, s. 399.

[203]           Ekici Şahin, 2019, s. 256

[204]           Bkz. Tümerkan, 1987, s. 45; Yaşar-Gökcan-Artuç, 2014, s. 5075. Susmak, aydınlatma yükümlülüğü varsa

hile olarak kabul edilmelidir. Ancak yukarıda ortaya konmaya çalışıldığı üzere aydınlatma yükümlülüğünün kaynağı ve ölçüsüne ilişkin net bir belirleme yapmak mümkün değildir. Bu nedenle bu alanda da olaylar içtihadı yöntemine başvurma kaçınılmazdır.

[205]           H. Kübra Ercoşkun Şenol, Türk Borçlar Hukukunda Hilenin Münferit Uygulama Alanları, Gazi

Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XVII, yıl. 2013, sa. 4,s.81

[206]           EREN, 14. Bası, s. 400; TEKİNAY/AKMAN/BURCUĞOLU/ALTOP, s. 447; OĞUZMAN/ ÖZ, 10.

Bası, s. 95. Hile Öğretide asli ve feri olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Hile olmasaydı sözleşme hiç yapılmayacaksa asli hile, daha iyi şartlar altında yapılacaksa feri hile gerçekleşmiş olmaktadır. EREN, 14. Bası, s. 400; OĞUZMAN/ÖZ, 10. Bası, s. 113-114; KURŞAT, s. 58.

[207]           EREN, 14. Bası, s. 400; KURŞAT, s. 49. Ancak tarafın lehine yapılan hileyi bilmemesi nedeniyle hile

hükümlerine dayanılamamasına rağmen, üçüncü kişinin hilesi nedeniyle esaslı hataya düşülmüşse, hata nedeniyle sözleşmeyi iptal edebilmek mümkün olmalıdır (BK m. 23, 24; TBK m. 30, 31). OĞUZMAN/ÖZ, 10.

[208]           Sözleşmenin tarafının kendi hilesinden sorumluluğu culpa in contrahendo, üçüncü şahsın hilesi ise haksız

fiil esaslarına tabi olur. ERGÜNE, s. 172, 173; OĞUZMAN/ÖZ, 10. Bası, s. 97; EREN, 14. Bası, s. 401-

402.

[209]           Müşerref Yakışık, İrade Sakatlığına Bağlı Olarak Tazminat Talebi Compensation Claims Pursuant To

Defect Of Consen, Taad, Yıl:3, Sayı:10 (Temmuz 2012)

[210]           Geniş açıklama için bkz, Zekeriya Kurşat, Borçlar Hukuku Alanında Hile, İstanbul, Kazancı Hukuk

Yayınları, No: 168, 2003, s. 11 vd

[211]           Tekinay/ Akman/ Burcuoğlu/ Altop, s.444; Kocayusufpaşaoğlu, s.452; Oğuzman/Öz, s.116; Aybay, s.63;

Ayan, s.166

[212]           Kocayusufpaşaoğlu, s.463; Oğuzman/Öz, s.119; Ayan, s.168; Kurşat, s.128

[213]           Kocayusufpaşaoğlu, s.470; Oğuzman/Öz, s.120; Kurşat, s.123.

[214]           Tekinay/ Akman/ Burcuoğlu/ Altop, s.456; Kılıçoğlu, s.166; Aybay, s.64; Kurşat, s.124; Elif Yavuz, Türk

ve İngliz Hukukunda Hile Kavramına Bakış, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2007, s.72.

[215]           Tekinay/ Akman/ Burcuoğlu/ Altop, s.456-457; Kocayusufpaşaoğlu, s.469; Kurşat, s.124-125; Mustafa

Fadıl Yıldırım, Borçlar Hukukuna Göre Sözleşmenin Kuruluşunda Hile, Ankara, Nobel Yayınevi, 2002, s.266.

[216]           Kocayusufpaşaoğlu, 469; Eren, s.362; Kılıçoğlu, s.170; Tiftik, s.407; Kurşat, s.126; Yıldırım, s.266

[217]           Kocayusufpaşaoğlu, s.469; Eren, s.362; Ayan, s.169; Tiftik, s.407; Kurşat, s.128.

[218]           Kurşat, s.12-129

[219]           Kocayusufpaşaoğlu, s.469; ; Tiftik, s.406; Kurşat, s.131; Yıldırım, s.268.

[220]           Antalya, O. ( 2016). Borçlar Hukuku Genel Hükümler . İstanbul: legal yayıncılık; Ayan, m.

(2015). Borçlar hukuku genel hükümler . Konya : mimoza yayınları.;Ercoşkun, Ş., & Kübra, H. (2013.). Türk Borçlar Hukukunda Hilenin Münferit Uygulama Alanları. Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi , 17 (4), 93;Eren, f. (2018). Borçlar hukuku genel hükümler . Ankara: yetkin yayınları.;Kılıçoğlu, A. M. (2018). Aldatma kavramı. A. M. Kılıçoğlu içinde, borçlar hukuku genel hükümler (s. 277). Ankara: turhan kitapevi.;Korkmaz, B. S. (2017). Roma Hukuku’nda Hile (Dolus) Kavramı. Kırıkkale Üniversitesi, Hukuk Fakültesi , 430.; Oğuzman, M., & Öz, M. (2013). Borçlar Hukuku Genel Hükümler . Yıl: Vedat kitapçılık.; Sayın Korkmaz, B. (2017). Roma hukuku’nda hile (dolus) kavramı. Kırıkkale Üniversitesi, Hukuk Fakültesi , 7 (2), 427.;Şenyüz, D. (2016). Borçlar Hukuku Genel Hükümler Ve Özle Hükümler . Bursa: ekin yayınevi.;Tandoğan, H. ( 2008). Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkiler. İstanbul: Seçkin .;Turan, O. F. (2014). Sözleşmede İrade Sakatlıkları Sözleşmede İrade Sakatlıkları :Hata,Hile, Tehdit . 04 02, 2020 tarihinde www.osmanfiratturan.av.tr.: www.osmanfiratturan.av.tr. Adresinden alındı;YHGK 01.06.2011 2011/14-281 E.2011/373 K. Sayılı karar., 2011/14-281 e.2011/373 k. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 6 1, 2011).;Yılmaztürk, z. D. (2017). Borçlar Hukuku’nda Aldatma Ve Sonuçları. Academia , 7.;YHGK 01.06.2011 2011/14-281 E.2011/373 K. Sayılı karar., 2011

 

Şahin hukuk bürosu osmaniye

1998 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduktan sonra Osmaniye Barosunda stajımı tamamlayarak aynı ilde ofisimi açtım..

Poyraz İşhanı A Blok K:4 No:14 Merkez/ Osmaniye
0(505) 624 96 03